Alaattin Aktaş: 'Cari açık var, finansman yok, döviz niye artmasın'

AKP hükümeti kabul etmese de Türkiye ekonomisinde yaşanan kriz giderek derinleşiyor. Döviz kuru her geçen gün rekorlar kırarken, Türk Lirası’nın düşüşü durdurulamıyor. 

Ekonomistler ekonominin gidişatıyla ilgili uyarılarda bulunuyor. 

Dünya yazarı Alaattin Aktaş, "Cari açık veriyor, ancak finansman bulamıyor ve Merkez Bankası rezervini kullanıyoruz. İlk sekiz ayda Merkez Bankası rezervinden 39 milyar dolar kullanım gerçekleşti” diyor.

"Cari açık var, finansman yok, döviz niye artmasın” başlıklı yazısında "Ekonomide neyin neden, neyin sonuç olduğuna bir türlü karar veremedik. Böyle olunca da hemen her kademede bu kavram karmaşasını yaşıyoruz” ifadelerini kullanıyor. 

"Dövizin fiyatı niye artıyor, soru bu” diyen Alaattin Aktaş, devam ediyor: 

"Vatandaşa göre Amerika fiyat artırıyor, nokta. Ne kadar yalın, ne kadar sade bir düşünce!

Bunu söyleyen vatandaşa “Doların fiyatının artması demek, TL’nin fiyatının düşmesi demektir” diye izahata girişmenin alemi herhalde yok. Çünkü bu kişi “dövizin değerinin” aslında “TL’nin değeri” olduğunu kavrayamamış ki...

Döviz niye artıyor?

Sokağın yaklaşımından ekonominin gerçeklerine dönelim...

Merkez Bankası dün ağustos ayının ödemeler dengesi verilerini açıkladı. Ağustosta 4.6 milyar dolar cari açık vermişiz. Bu açığı bir şekilde kapatmak gerekiyor ama finansman yok ki; üstelik brüt finans hesabından 117 milyon dolar çıkış olmuş. Başvurulacak kaynak belli; Merkez Bankası. Ağustosta Merkez Bankası rezervinden 7.6 milyar dolar kullanım gerçekleşmiş.

Merkez Bankası rezervinden kullanım, ilk sekiz ayda 39 milyar doları bulmuş.

Son dört ay cari fazla vereceğiz!

Biz söylemiyoruz; yeni ekonomi programına göre böyle olması gerekiyor.

İki hafta önce açıklanan 2021-2023 dönemi yeni ekonomi programına göre bu yılın tümünde beklenen cari açık 24.4 milyar dolar. Sekiz ayda 26.5 milyar dolar açık verdiğimize göre, YEP’teki tahminde kalabilmek için son dört ayda 2.1 milyar dolar cari fazla elde etmemiz gerekiyor.

Olur mu, nereden bilelim!"

Dünya yazarı Servet Yıldırım ise "Kurla gelen fakirleşme” yazısında 2007 sonu itibariyle TL’nin aşırı değerli durumu zirveye ulaştığını hatırlatıyor. 

"Türkiye bir anda rakam bazında olduğundan daha da zengin bir ülke haline geldi. Varlıkları artanlar harcamalarını da artırdı, ekonomi hatırı sayılır bir hızla büyümesini sürdürdü” diyen Yıldırım devam ediyor: 

"Şimdi ise tam tersi bir süreç yaşanıyor. Bozulan beklentiler ve olumsuz göstergeler nedeniyle sermaye girişi yerine çıkışı yaşanıyor; sermaye çıktıkça da TL değer kaybediyor. Varlıkların dolar cinsinden değeri düşüyor, servetleri azalanlar harcamaları kısıyorlar. Öte yandan TL değer kaybettikçe ithal malların fiyatı ve dış finansman maliyeti artıyor. Üretim yapmak için ithal ara malı ve sermaye malları kullanan sanayici zorlanıyor. Maliyet artışı fiyatlara ve enflasyona yansıyor.

TL’nin zayıflaması sadece yabancı para cinsinden varlık değerlemelerini değil aynı zamanda uluslararası piyasalarda yakından izlenen birçok önemli rasyoyu da bozuyor. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) yöntem olarak TL cinsinden hesaplandıktan sonra o yılın ortalama dolar kuru üzerinden dolara çevrilir. Uluslararası karşılaştırmalarda kullanılan değer GSYH’nın dolar cinsinden olan bu değeridir. Aritmetik olarak kur ne kadar yüksek, yani TL ne kadar değersiz ise GSYH o kadar düşük çıkar. Yani oranların paydası küçülür. Dolayısıyla kamu borcu ya da cari açığın GSYH’ya oranı gibi ülkenin risk profilini ve algısını etkileyen oranlar o kadar yüksek çıkarlar; o ekonomiye dair görünümü bozarlar."