Ayasofya, İslamcı karşı devrimin kritik bir dönüm noktasıdır

Erdoğan’ın Ayasofya’yı cami yapma kararı ile Mustafa Kemal ile kavgasında önemli bir aşama daha aşılmış oldu ve Kemalizm geri dönmemek üzere tarihin sayfalarına gömüldü. 

İttihatçı ekibin, İslamcı kanadının seküler kanadına karşı son zaferi bu oldu. 

İktidara geldiği günden itibaren Atatürk adını statlardan, alanlardan birer birer silen Erdoğan, sekülerist Kemalist rejimin “fetih”le ilgili “çarpık” kararını düzeltmiş oldu.

Başta CHP olmak üzere “Türk” muhalefeti karara karşı ya tepkisiz kaldı ya da açıktan destek verdi. CHP’nin farklı inanç kurumlarına saygı gösterilmesi talebinde bile bulunmaması ülkenin karanlık bir kaos dönemine girdiği, Batı’dan kültürel ve zihinsel olarak koptuğunun bir göstergesi oldu.

Bu CHP’nin düşündüğü veya bazılarının iddia ettiği gibi gündem değiştirme, ekonomiyi arka plana itme saikiyle alınmış bir karar değildir. Etkisi ve sonuçları açısından bir karşı kültür devriminin kritik bir aşamasıdır. “Dinin hayatın merkezine yerleştirilme” çabasının son adımıdır.

Erdoğan 2019 yılının 25-28 Kasım tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 6. Din Şurası’nda böyle demişti. 

Ayasofya kararı, seküler rejimi silme ve dini merkeze alma çabasının bir başka adımıdır. O konuşmayı hatırlayanlar için bu karar sürpriz olmamıştır:

“İslam dünyasının üzerine serpilmiş ölü toprağını atmak için her alanda çalışmalar gerçekleştirdik. Sadece konuşmakla, karar almakla da yetinmedik, istişareler neticesinde aldığımız kararların hayata geçirilmesi için de gayret sarf ettik. Fiiliyata dökülmeyen her karar aslında yok hükmündedir. Biz Türkiye olarak böyle bir yanlışa düşmemeye özen gösteriyoruz. 

Aldığımız kararların her platformda icraata dönüşmesi için takibini yapıyoruz. Sizlerin katkılarıyla alınan kararların hayata geçirileceğine inanıyorum. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığımızdan örnek olacak bir süreç yönetimi bekliyorum. Heyet, bu 37 maddenin kronolojik olarak takibini yapmalı, uygulama ne durumda, hassasiyetle bu takip ediliyor mu, bunun adım adım takibini yapmalı.

Nerede ve hangi zamanda yaşarsak yaşayalım namaz, oruç, hac bizler için farzdır. Faiz, yalan, zulüm, iftira, kibir, tecessüs, zan, hırsızlık, masumu öldürmek yasak olmaya devam edecektir. Hangi sebeple olursa olsun Kuran'ın emirlerini yok saymak, hükümsüz kılmak bir Müslümana yakışmaz. Dinde ekleme, çıkarma yani bi'dat olmaz. 

Bana uymuyor, zamana uymuyor, hoşuma gitmiyor, aklım almıyor bahanesiyle kimse nasları inkar edemez. Çünkü bir Müslüman dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir. İnsan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Din kişinin hayatına nüfuz etmezse, yapıp ettiklerini dinleştirme yanlışına düşer. Bunun için İslam bize göre değil, biz İslam'a göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz.”

İslam devletleştiği andan itibaren bir inanç sistemi olmaktan ziyade, Erdoğan’ın saydığı üzere namaz, oruç, hac, başörtüsünden ibaret ritüeller dizisi haline gelmiştir. İslam dünyasının bugünkü Papa gibi çevre, yoksullukla mücadele, kadın ve eşcinsellere saygı talep eden bir figürü, felsefesi ve ahlak felsefesi yoktur. 

Gökhan Bacık’ın hatırlattığı üzere İslam bir ceza kanunu haline dönüşmüştür: Yasaklayan, cezalandıran ama yenilenemeyen, zamanın ruhuna yenik düşen bir din.

Cengiz Aktar’ın da vurguladığı üzere bu kararla Türkiye uluslararası alanda halkları da tamamen kaybetmiştir. Kendisinden başka kimsenin hakkına, inancına saygı duymayan bir ülke haline dönüşmüştür Türkiye. Bunun somut sonuçlarını ilk aşamada Avrupa’da İslam ve cami karşıtlığının yükselişe geçmesiyle görebiliriz.

Ekonomisi iflas etmiş, hemen her devletle ciddi sorun yaşayan Türkiye’de laiklik adına Erdoğan’a darbe yapmaya çalışan Ergenekoncu tayfanın Ayasofya’nın camii yapılması kararına destek veriyor olmaları Türkiye’nin insan malzemesinin ve ilkesizliğinin en açık göstergesidir. 

Bu sadece İslam’a dönme kararı değildir, medeniyetten kopma kararıdır aynı zamanda. Türkiye artık “ çağdaş medeniyetleri” yakalama sevdasından vazgeçmiş ve yüzünü Doğu’ya çevirmiştir. Dış politika toprak ve ganimet elde etme sevdasına dönüşmüş ve içi boş bir İslamcılıkla pompalanmaya başlanmıştır… 

Yolun sonu beladır ama sadece AKP için değil, sessiz kalan, destek veren herkes için. 

Ödenecek bedel ağır olacaktır.


© Ahval Türkçe