Berkin’den Fatma’ya… Kürt ve Alevi’nin adı yok

Bir kalabalığı toplum yapan ortak değerleri, ortak acı ve sevinçleridir. Birbirini tanımayan, birbirinden uzakta yaşayan milyonlarca insanın birbirlerinin değerlerine saygılarıdır bir toplumun çimentosu. Ortak değerler tüketilirse, geriye toplum kalmaz.

Türkiye 1915’ten beri bu yolda. Türk ve Sünni inanışta olmayan herkesi dışlayan, değer ve yaşam hakkı tanımayan bir sistem altında yaşıyor. Kahramanmaraş’tan Çorum’a devlet eliyle gerçekleştirilen katliamlara tanıklık etmiş bu zihniyetten çocuklar da payını alıyor elbette…

Alevileri, Kürtleri gayri resmi bir biçimde düşman eden anlayış din eliyle besleniyor. Kahramanmaraş Katliamı’nda olayları çığırından Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız cuma vaazında şu "öğütleri" vermişti:

"Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP'li Sünni imansızları temizleyeceğiz."

Dersim’den başlayıp devam eden bu katliam kültüründen çocuklar, bebekler de payını aldı hep… Bugün de bu kültürün devamına tanıklık ediyoruz. Çoğunuz okudunuz, duydunuz herhalde… 

Fatma Elarslan küçük bir kız çocuğuydu, 13 yaşında… 

Dört yıl önce İdil’de sokakta arkadaşlarıyla oynarken eve dönmedi.

Ailesi cenazesini morgda buldu Fatma’nın…

Fatma’nın cinayeti de faili meçhul kaldı… 

Üstüne üstlük bir “gizli tanık” ifadesine dayanarak küçük çocuğu terörist ilan etti.

Tıpkı Berkin Elvan gibi… 

Berkin de Gezi olayları sırasında sokakta bir gaz kapsülünün başına isabet etmesi üzerine ağır yaralanmıştı. Elvan'ın ailesi olayın ekmek almaya giderken yaşandığını söylemiş, bazı haberlerde de olayın bu şekilde gerçekleştiği belirtilmiştir. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan 3 Nisan 2015 tarihinde yaptığı açıklamada, Berkin’i terörist ilan etmiş “Biz emniyetin tüm belgelerini açıkladık. Elinde sapanla, demir bilyeyle terör örgütünün içerisinde nasıl resimlerinin çekildiği, bunların hepsi açıklandı” demişti.

Lafa gelince “yaradılanı severiz yaradandan ötürü” demekten geri kalmayan, “Biz PKK ile savaşıyoruz, Kürtlerle meselemiz yok, Kürtler bizim kardeşimizdir… Etle tırnak gibiyiz” sözlerini papağan gibi tekrarlayan bir zihniyet gerçek kimliği Fatma’da Berkin’de bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıveriyor işte.

Bütün işi gücü bırakmış Irak’a Türkmen bakan atama derdine düşmüş CHP’nin gündeminde bu konular yok. Kürt çocuğu tıpkı Berkin Elvan gibi terörist ilan edilmiş derdi değil. Tıpkı cezaevinde yatan yüzlerce bebek gibi…

Hiçbir siyasi partinin, gazetenin sahip çıkmadığı, önem ve değer vermediği bu insanlar ne yapacak peki? Devletin acımasız terörüne rağmen ısrarla demokratik çözümde ısrar etmeleri, partilerine sahip çıkmaları bir mucize. Ama görünen köy kılavuz istemez, devlet bu insanlara böyle davrandıkça gençlerin dağa çıkma isteği azalmayıp artacak.

Talat Paşa’nın ruhu hala Anadolu toprakları üzerinde dolaşıp duruyor. Devlet Türk-Sünni nüfustan oluşan bir toplum yaratma iddia ve çabası hiç bitmiyor. Ama soruna demokratik bir çözüm yolu bulma yerine palyatif çözümler bulma çabası önüne yakın gelecekte benzer ve büyük problemler çıkaracak gibi duruyor.

Kürt meselesini Kürtlerin yerine Arapları ikame etmekle çözeceğini sanan bu zihniyet, bütün coğrafyada Arap düşmanlığı biriktirip Araplara düşmanca bir dil kullanmaya başlayarak yeni bir toplumsal sorunun tohumlarını ekiyor aslında. 

Oysa çözüm basit. Tüm halkların diline, kültürüne, toplululuk kültürüne kabul etmek, saygı göstermek. Halk ve inanç çeşitliliğinin bir zaafiyet değil, bir zenginlik kaynağı olarak görebilmek. Ancak okulda, camide, evde tekçi ve erkek egemen bir kültür ile yetiştirilen kuşakların böyle bir demokratik olgunluğa erişmesi kolay değil.

Türkiye’nin çoğulcu bir kültüre evrilmesi ancak güçlü bir siyasi liderlikle olabilir.

2002’de Abdullah Gül, Abdüllatif Şener’in içinde olduğu AKP bu rolü belli ölçüde oynadı fakat AKP de sonunda gidip devlet ile anlaşmak zorunda kaldı. Şu andaki tüm siyasi partiler de aynı yapının denetiminde. Onun çizdiği sınırlar içinde siyaset yapıyor, içeride ve dışarıda devlet kadrolarının dediğinden çıkamıyor. 

Bu tablo, ülkenin demokratik bir hukuk devleti yolunda ilerleme umutlarını maalesef karartıyor ama bu coğrafyanın malzemesi de bu. 

Türkiye bu zihniyetin elinde enerjisini aydınlık, bilgili, barış içinde yaşayan kuşaklar yetiştirmeye, kalkınmaya değil savaş ve düşmana harcayacak daha yıllar boyu… 

Yoksulluk ve çatışmadan beslenerek yoluna devam edecek, bıçak kemiğe dayanıncaya kadar… 

Görünen tablo bu...

© Ahval Türkçe

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar