Bu Meclis’te kalmak demokrasiye ve halkın oyuna ihanettir

AKP-MHP Rejimi kanun, kural, iç tüzük tanımadan keyfi bir yönetim sürdürüyor; gücü, etkisi sıfırlanmış Meclis'i bile oyuncak haline getirmiş bulunuyor, Anayasa aykırı biçimde uluslararası anlaşmalardan Erdoğan’ın bir imzasıyla çıkıyor, Bahçeli’yi rahatsız eden Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması konuşuluyor.

Tamamen keyfi, kendi koydukları uyduruk kurallara uyma nezaketi bile göstermeyen bir diktatörlük rejimi bu… Buna karşılık muhalefet ne yapıyor? Kemal Kılıçdaroğlu’nun salı günleri CHP Grup konuşmasında Erdoğan’a ve AKP’ye yönelik kimi zaman ağırca eleştirileriyle tatmin olmakla yetiniyor.

TBMM İçtüzüğü’nün 76. maddesinde, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmeyen düzenlemeler için, “Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından reddedilmiş olan kanun tasarı veya teklifleri, ret tarihinden itibaren bir tam yıl geçmedikçe Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aynı yasama dönemi içinde yeniden verilemez” deniliyor.

Buna rağmen Rejim, muhalefetin oyları ile red edilmiş olan "güvenlik soruşturması" teklifini pervasızca üzerinden bir hafta geçmeden yeniden Meclis gündemine getiriyor. CHP sadece Meclis Başkanı’na laf sokuşturmakla yetiniyor. Meclis’ten çekilme cesaret ve azminiz yoksa, hiç olmazsa bu teklifin görüşmesinden çekilin. Yasanın meşruiyetini sıfırlayın. Bırkaın bir kere kendileri çalıp oylasın. Bu teklifin görüşülmesi sırada Meclis’te var olmanız, her türlü anayasaya aykırı eyleme destek vermeniz anlamına gelecektir.

CHP başta olmak üzere tüm muhalefet sadece sözle tepki vererek kamuoyunda prim toplayacaklarına inanarak giderek acımasızlaşıp keyfileşen bir diktatörlük rejimine meşruiyet kazandırıyor. Bir Beyaz Rusya kadar olamayıp ortak, demokratik bir tepki geliştiremiyor.

Bagajında milyonlarca euro taşırken görüntülenen AKP’li de, bir kadının kuşkulu ölümünden sorumlu AKP’li de, uyuşturucuyla yakalanan da her türlü habere erişim engeli çıkarabiliyor. Muhalefet izliyor sadece… Bu sessizlik ve yetersizlik rejimin cesaret ve cüretini artırmaktan başka sonuç vermiyor. Muhalefet sadece rejime meşruiyet ve cesaret veren bir işlev görüyor.

Kadınlar, gençler ve Kürtler direnirken muhalefet kafasını kuma gömüyor, sadece ekonomideki kötü gidişatın ve muhtemel iflasın Erdoğan ve AKP-MHP rejiminin sonunu getireceğine inanıyor. Meclis’te yaşananlar ve aciz bir muhalefetin varlığı Türkiye’de seçimle iktidar değişikliği döneminin uzun yıllar kapandığını göstermektedir. Bunun sorumluluğu sadece Erdoğan ve Bahçeli de değil, “Kürt korkusu”nu üzerinden atamayan devletçi-ulusalcı muhalefettedir aynı zamanda.

Kimsenin kuşkusu olmasın… Erdoğan seçim döneminde borç-harç bulup bütçeyi batırma pahasına elindeki tüm olanakları, devlet gücünü kullanacak ve şu anda kamuoyu yoklamalarında aleyhine görünen 3-4 puanlık farkı hile dahil her yolla aşmayı başaracaktır.

7 Haziran seçimlerinden itibaren hileli olduğunu bildikleri tüm seçim ve referandum sonuçlarını kabul edip içi boş protestolarla yetinen, Adalet yürüyüşü dışında yaratıcı bir tek muhalefet yöntemi geliştiremeyen muhalefet artık bir anlam ve işlevi kalmayan Meclis’teki varlığını sürdürerek rejime meşruiyet sağlamaktadır.

Avrupa Birliği’nin Erdoğan’a desteğine kızanlar dönüp önce CHP ve muhalefete bakmalı aslında. Yurttaşlarının bir aidiyet deneniyle çoluk çocuk demeden cezaevine tıkılmasına sessiz kalarak, Kürt siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına aktif şekilde destek veren bu muhalefet size çare mi olacak?

Boğaziçili gençler üniversitelerine sahip çıktığı için işkence görürken ortada görünmeyen, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilinmesini protesto eden kadınlara bile tam destek vermekten aciz bir muhalefete güvenecek misiniz?

Yapılması gereken açıktır: Yerel yönetimlerin yetkilerin salam gibi doğrayarak etkisiz bırakan, Meclisi devreden çıkaran, Merkez Bankası’nı babasının kasası gibi kullanan bu rejime meşruiyet kazandırmaktan vazgeçmek ve Meclis’ten derhal çekilmek... CHP’ye oy veren kitle şu gerçeği açık görmeli: Türkiye’nin geri dönülmesi imkansız bir batağa sürüklenmesinde oy verdikleri artinin rolü ve günahı büyüktür.

Şiddet içermeyen sokak eylemlerine yönelmek dışında, sivil itaatsizlik ve pasif direnişten başka çaresi kalmamıştır muhalefetin... Meclis’te kalarak sadece kendi sonlarını hazırlamadıklarını, ülkeyi içinden çıkılması imkansız bir batağa sürüklediklerini görmelidirler.

Mücadele ve direnişi aklından geçirmeyen, bu tablo karşısında hala pişkince HDP’den özeleştiri yapmasını isteyen bu zihniyet sizi keyfi bir islamcı-türkçü rejime mahkum ediyor. Her geçen günün daha kötü olacağını ve yakın gelecekten hiçbir umudun kalmadığını bilin… Nazım Hikmet bu şiiri yaşanan günleri görüp de yazmış sanki:

“Akrep gibisin kardeşim,

korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim,

serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,

midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

Bir değil,

beş değil,

yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,

gocuklu celep kaldırınca sopasını

sürüye katılıverirsin hemen

ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,

hani şu derya içre olup

deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm

senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin,

— demeğe de dilim varmıyor ama —

kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.