COVID-19 ve Türkiye: Salgında başa mı döndük?

Türkiye Covid-19 salgınının 105'inci gününde. Halen toplam vak'a sayısı açısından dünyada 12 ila 13'üncü sıralardayız. 

Avrupa ülkeleri arasında toplam vak'a sayısı açısından dördüncü, günlük yeni pozitif vak'a sayısı açısından ise zirvede, yani birinci sıradayız. 

Bu yazdıklarım sorgulama veya derin bir analiz gerektirmiyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük verilerine girdiğinizde rahatlıkla bu sonuçları görebiliyorsunuz.

Türkiye için salgına dair detaylı bir analizi ne yazık ki başından beri yapamadık ve  halen de yapamıyoruz. 

Enfeksiyonun bölgesel dağılımı, illerdeki durum, cinsiyet, yaş, zemindeki hastalıklar ve ölen hastalar... Salgın analizinin doğru yapılabilmesi, bu verilere sahip olmakla mümkün. 

Ancak siyaset kurumu tüm ısrarlı uyarılarımıza rağmen kapalı devre çalışmaya devam ediyor. Ve bizler, her akşam turkuaz renkli o tabloya bakarak, kaba rakamlar üzerinden değerlendirme yapmaya çalışıyoruz.

11 Mart 2020, Türkiye’de ilk vak'anın görüldüğü tarih. 1 Haziran ise normalleşme sürecinin başlangıç tarihi. Bu başlangıç tarihinden tam 25 gün sonra Mayıs ayının ortalarındaki rakamlara geri döndük. 

Günlük yeni pozitif vak'a sayımız 1300'lü, 1400'lü rakamlara çıktı. Yoğun bakıma alınmış ve entübe (solunum cihazı takılmış) hasta sayımız artıyor. 

Mevcut durum bir sebep değil, sadece sonuç. Türkiye 300 ila 400'lü rakamlarla normalleşme sürecini başlatan Avrupa ülkeleriyle aynı normalleşme haritasını kullanınca, iktidarın ekonomik kaygıları insan sağlığının önüne geçti ve mevcut tablo ortaya çıktı.

Normalleşme sürecinin temel ilkesi “daha çok test yap”, “test et, tanımla ve tecrit et” iken, Türkiye normalleşme süreciyle birlikte, tersine, test sayısını azalttı. Hatta geçen hafta bir genelgeyle test talep etme ve yapma kriterleri de iyice daraltıldı.

Erken dönemde AVM’lerin açılması, toplu taşıma araçlarında yüzde 50 doluluk koşulunun kaldırılması ve son iki hafta LGS ve YKS ile toplamda beş milyona yakın gencin bir araya getirilip sınavlara girmeleri kaçınılmaz, beklenen ve hiç istemediğimiz sonuçları doğurdu.

Siyaset kurumu kapalı devre çalışarak, bilim insanlarıyla verileri açık olarak paylaşmayarak mevcut duruma ilişkin toplumsal güveni zedeledi. 

Öte yandan salt ekonomik kaygılarla başlatılan ''hızlı normalleşme'' üç aylık emeğin boşa gitmesine de neden oldu. 

Süresiz “kısıtlanmış yaşam” şüphesiz ki mümkün değil. 

Bireysel korunma önlemlerine -maske, mesafe ve el hijyeni- devam edeceğiz. 

Ancak, toplumsal korunmaya ilişkin önlemlerin esas sorumluluğu siyaset kurumunun kendisinde. 

''Yeni normal'' Covid 19’la birlikte olacaksa, normalleşme sürecinde her ülkenin kendi ''arazisine'' uygun yol haritasını belirlemesi koşulunun mutlak olduğunu unutmamak kaydıyla. 


© Ahval Türkçe 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar