Erdoğan şimdi de piyasaları kışkırtıyor

Benmerkezci ve alışılmışın dışındaki davranışını sürdüren Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sadece komşularını değil piyasaları da kışkırtıyor.

Türkiye cumhurbaşkanını tanımlayan neo-Osmanlıcılık, kendisini sadece siyasi değil ekonomik olarak da yenilmez hissettiriyor. İstediği şekilde hareket etme kabiliyetine sahip olduğuna inanıyor ve uluslararası piyasalar gibi baş edemeyeceği belli olan yerlerde bile kendi şartlarını dayatıyor. 

İyisiyle kötüsüyle, piyasalar kendi davullarının ritmine göre dans ediyor ve ABD, Çin veya Japonya gibi dünyanın en büyük üç ekonomisi de dahil hiçbir ülke kendi şartlarını tam olarak dayatma konumunda değildir.

Bu bağlamda Erdoğan, hoşuna gitmese de belli kurallara uymak zorunda kaldığını anlamalı. Aksi takdirde kendisiyle birlikte ülkesi ve halkı bedelini ödeyecektir. 

Son 24 saatte yaşanan mali çalkantı, Türk cumhurbaşkanına sınırları olduğunu gösteriyor. Başka bir lider olsaydı potansiyel olarak duruşunu değiştirmeye daha yatkın olabilirdi, ancak herhangi bir gerçekçi Türk gözlemcisi Erdoğan'ın bunu yapmayacağını biliyor.

Neredeyse 180 milyar dolarlık çok kısa vadeli dış borcu olan, döviz rezervlerini tüketen, para biriminin değeri düşerken yabancı yatırım çıkışına tanık olan bir ülke, büyük olasılıkla bir ödemeler kriziyle karşı karşıya kalacaktır.

Biden yönetimiyle yeni bir geçici anlaşma yolu bulmaya ve Avrupa'yı Doğu Akdeniz'deki gerilimin kaynağı olmadığına ikna etmeye çalışan Erdoğan için bu ihtiyacı olan son şey. 

Türkiye'nin “düşmanı” olmayan saygın uluslararası uzmanlar, Türkiye ekonomisinin zayıflamasına tanık oluyorlar ve Erdoğan'ın tercih ettiği alışılmışın dışındaki politikalar ile son dönemde merkez bankası başkanlarını aniden görevden almasının Türkiye'yi matematiksel hassasiyetle muazzam bir belirsizlik ve yatırımcı güveninin kaybedildiği bir döneme sürüklediğine inanıyorlar. 

Bu ekonomik çöküntü, büyük olasılıkla sermaye kontrolleri ve bunlarla birlikte gelen tepkilerle sona erecek ve doğudaki komşumuzun istikrarını daha da zorlaştıracak.

Aynı zamanda Erdoğan'ın son birkaç yıldır takıntılı bir şekilde yansıttığı, zamanlaması Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzüncü kuruluş yılı olan 2023'e denk gelen her şeye kadirlik anlatısına da onarılamaz bir darbe olacaktır.

Mali kriz, Türkiye’nin liderine, artık siyasi, ekonomik veya finansal olsun, Batılı güçlerin desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu bir hatırlatma görevi görmelidir.

Yine de, belki de yıllar boyunca kendisini Batılı değerlerden sürekli olarak uzaklaştıran, kararsız bir jeopolitik politikaya sahip ve kendisini İslam dünyasının lideri olarak gören tahmin edilemeyen Türkiye Cumhurbaşkanı, herhangi bir desteğe ihtiyacı olmadığına inanıyor, çünkü o sadece çok güçlü.


*Bu yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.