Erdoğan’ın yol haritası: Önce HDP gidecek, sonra da CHP

Bir “durum güncellemesi” gereği artık hasıl oldu. Bahçeli’nin dünkü dozu düşürülmüş mesajları ardından Başkan Erdoğan’ın bugün peşpeşe yapmış olduğu iki konuşma, Saray ile ortağının, küçük refakatçi Perinçek ekibiyle çizdiği “2023 Yol Haritası” konusunda ne anlama geliyor?

Aslına bakarsanız, kendisini laf ve demeç yağmuruna bağışıklı hale getirmiş bulunan kesimler için Şark cephesinde yeni bir şey yok. Bir kesime göre ülke zaten batıyor, iktidar inkıtaları oynuyor, bırakalım beraberce çöksünler. Ama bu kesim, sekülerliğinin içine sinmiş o tevekkülle daha çok bekeleyebilir ve hüsranına hüsran eklenirse hatanın faturasını kendisine çıkarmaya da hazır olmalıdır.

Yol haritasını akıldan çıkarmamak önemli. Çünkü her bir konuşmada ve mesajda iktidara her gün yeniden enerji veren bir kaynağın varlığı aşikar. İktidar muhalefete güvenmek istiyor ve bu güveninin oluşması ve oluşunca da sarsılmaması için muhtelif çıkışlar yapıyor. 

Bahçeli’nin dünkü konuşması zannedildiği gibi “doz yumuşatması” içermiyor. Boğaziçi özelinde tüm genç kesimi hedef alan konuşmanın bütünlüğüne bakıldığında, ilk bakışta tatlı-sert gibi gelen tavrın arka planında “bu size son uyarımız, akıllı olun, kenara çekilin” ihtarı gayet belirgin. Zaten, Boğaziçi Üniversitesi’nde dışardan kilitlenmiş gibi bir manzara arzeden kriz, iktidarın aceleci olmayan bazı kapalı kapı arkası hamleleriyle sürdürülebilir kılınmakta ve makul bir zamanda iktidarın iradesi lehine “halledilecek” gibi bir kulvarda itelenmekte. 

Zaman, Erdoğan ve Bahçeli ortaklığının en önemli dostu. Tuhaf bir şekilde, acele etmedikçe kazanıyor. Gare Operasyonu’nun Saray’ın çevresini kaplayan toz dumanı da - sözde “muhalif” bir kesimi de içeren medyanın desteğiyle - dağıtılmaya başlandı, asıl “suçlu” Meclis’te bulundu, namlular HDP’ye iyice döndürüldü, muhalefetin avuç akil sözcülerinin bütün çabalarına rağmen cadı avına hız verildi.

Önce, insan hakları alanında sonuç alabilmek için gecesini gündüzüne katan, hiçbir ayrım gözetmeden her vatandaşın hukuk taleplerine koşturduğu için Meclis’in “tembel ve vicdansız çoğunluğu”na adeta “kötü örnek olan” HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu bir nevi “halk düşmanı” seçildi, hemen ardından dokuz HDP milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması için de harekete geçildi. İlkinin milletvekili statüsünün düşmesi an meselesi. Aynen Enis Berberoğlu, Leyla Güven ve Musa Farisoğulları vak’alarında olduğu gibi, maalesef hedef Gergerlioğlu gibi bir demokrasi kahramanını hapse atmaktır. Bu arada, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, Berberoğlu’nun Meclis’e dönmesi sürecini çürütmeye çalıştığı anlaşılıyor: AYM’ye “kararınız anlaşılması, ne demek istediğinizi yazın ve bu makama gönderin” diye not göndermiş. 

Buradan da anlaşılacağı gibi, rejimin tüm figürleri süreçleri iyice lehlerine çevirmek için zamana oynamakta, bunun için de - zaten lime lime olmuş bulunan - hukuk sistemiyle oyun oynamakta beis görmüyorlar.

Yönetimin sertleşeceği belliydi. Olan da bu. Boğaziçi’nin “önlenemeyecek olan fethi”… Öğrenci ve öğretmenlere gözdağı… Darbe teşebbüsünden bu yana yıllar geçmiş olmasına TSK yapısı içinde hukuki gerekçeleri bir türlü açıklanmayan ama korkutma amaçlı gündelik-günaşırı gözaltı dalgaları… Mardin ve Siirt’te yoğun harekat, Ege ve Akdeniz’de 80’den fazla geminin katılımıyla başlayacak olan Mavi Vatan tatbikatı, Kuzey Irak’a “her an girebiliriz” rüzgarları… 

Ve, en günceli, altı milyon küsur seçmenin oylarıyla Meclis’te üçüncü büyük parti olarak temsil edilen HDP’nin kriminalizasyonu…

Bahçeli ve Erdoğan’ın son konuşmalarının arka planını dolduran manzara bu. Fark biraz da burada.

An itibarıyla, Erdoğan ve Bahçeli ikilisinin 2023 Yol Haritası’na bir kez daha güven tazelediği, gücü artırılmış bir irade beyanında bulunduğu anlaşılıyor. AB ile ilişkilerden bir ürküntü yok; ABD ile her ne kadar bir yol kazası adım adım yaklaşsa da, o alanda da en yüksek elden poker masasını açma niyeti belli. Ya herru ya merru hissiyatı, belki en kolay açıklaması. 

Neler olacağını yakında göreceğiz.

Ama esas tahkimat, içeride. Peki şekillenen şey ne? Başkan Erdoğan’ın bir radar ekranı MHP üzerinde ise, diğeri CHP ve HDP üzerinde. Birincisinin ortak olarak dayanıklılığı, diğer ikisinin alabildiğine zayıflatılmasına bağlı. Erdoğan, en kolay manipülasyon aracının, Türk toplumunda içselleştirilmiş milliyetçilik olduğunu bildiği için, HDP üzerinde her türlü oyunu oynama imkanını elinde tutuyor; parti kapatma ve idam cezası da dahil.

Beka oyunu bunun üzerinden sürecek. HDP konusunda Bahçeli ile aralarında frekans birliği sorunlu değil. Parti kapatılmasa da, hazine yardımının kesilmesi ve dokunulmazlığı düşen milletvekilleri mahkumiyet de yerse ömür boyu siyasetten men de alacak şekilde yasal düzenleme de yapılabilir. Her hal-u karda, bu iktidarın yaşaması için, HDP’nin imha edilmesi sürecine tanıklık edeceğiz. (Buna AB’nin sessiz kalacağını da biliyor Erdoğan.)

Ama yetmiyor. Çünkü Erdoğan-Bahçeli ikilisinin siyasi tasarımının önemli parçası, Türkiye’de kendilerinden sonra da Türk-İslam Sentezi temsilcisi bir Sünni-Sağ iktidar yapısının kalıcılığını güvence altına alacak, solun veya Batı’ya açık bir laik-merkezcil yapılara - seçim yarışı olsa bile - nefes aldırmayacak otoriter bir düzenin kurucuları olmak. Kısaca, idari olarak Azerbaycan, sosyopolitik dağılım olarak Pakistan’a benzerlikler arzeden bir tasarımdan bahsetmek mümkün.

Bu nedenle, “ebedi düşman” Kürt siyasi hareketinin ezilmesi ve imhası yetmiyor. Aynı zamanda, Erdoğan’ın DNA’sını değiştirdiği (sorunları inkar edilemeyecek) cumhuriyet yapısının kurucusu CHP’nin de “küçültülmesi”, sistem tarafından “etkisiz hale getirilmesi” şart görünüyor. Erdoğan, Kürt kimlikli ve seküler olduğu için HDP’ye, içinde Alevi kimliği baskın olan, seküler CHP’ye “dava”sında bir yer vermek istemiyor. Güvenemez. Bunu anladı. 

Erdoğan CHP’de üç zayıf nokta görüyor ve şimdi dozu artırarak kendince önemli bir hamleyi deniyor. Birincisi, sınadı ve anladı ki, CHP “devlet terbiyesi” içinde faaliyet gösteriyor, yani “sivil itaatsizlik” geleneği yoktur, siyasi konfora düşkündür; elindeki muhalefet enstrümanlarını kullanma hafızasından ve maharetinden yoksundur. İki, kendi içinde kavgalı, milliyetçi Kemalizmi de, merkez solu da, militarizmi de barındıran bir iç koalisyondur, dokusu manipülasyona açık ve kırılgandır. Üç, gelenekseal seçmeni dışında kalan kesimde güven uyandırmamakta, oylarını artıramamaktadır, daha da zayıflatılabilir.

Dolayısıyla, “Gelin 84 milyon hep birlikte 2023 yılında Türkiye'ye diğer alanlardaki hedefleriyle birlikte gerçek anlamda bir ana muhalefet de kazandıralım. 2023'te yepyeni bir Türkiye'nin kapılarını aralayalım” derken, Erdoğan, aslında muhalefetin kısmen budandığı (HDP), kısmen de tabela partisi haline dönüştüğü bir 2023 Türkiye’si mühendisliğinin işaretlerini saklamaya gerek dahi görmemektedir. Bu sözler boş değildir, Erdoğan bu sözleri ediyorsa, sonuna kadar ısrarcı ve eylemci olacak demektir.

Legalist bakışla Erdoğan’ın CHP’ye ve başkanına en ağır ifadelerle “saydırması” başkanlık yeminindeki tarafsızlık ilkesini bir kez daha ihlal etme, yani “suç” sayılabilir. 

Hiç önemli değil onun açısından, olmayacak da. Erdoğan’ın 2017 referandumu öncesinde en büyük hayali parti başkanı olarak kalacak bir cumhurbaşkanı düzeni idi. O iş tamam. Şimdi iş, rabia işaretinin paket simgesi olan “parti devleti”dir. 

Siyaset mühendisliğinin bu son aşamasında, “dava”sı  dışında kalan bir başka partiye - tabelası olması dışında - yer olmayacaktır. CHP, oyununu bunu bilerek oynuyorsa diyecek bir şey yok. Bilmiyorsa, olacaklar belli.



@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.