İktidar blokunun 673 bin oya ihtiyacı var, bu yüzden… - Bekir Ağırdır

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaretine ilişkin pek çok şey yazıldı. Ancak, bu görüşme ile ilgili resmi bir açıklama yapılmadı. 

İçeriği “sır” edasıyla saklanan ancak birçok görüşe göre Erdoğan’ın ‘yeni kapılar arayışı’ olarak yorumlanan bu buluşmaya ilişkin, KONDA Genel Müdürü ve Oksijen yazarı Bekir Ağırdır, “Erdoğan’ın sürpriz ziyareti dengeleri değiştirir mi?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. 

Bu süpriz  ziyareti rakamlar üzerinden ele alan Ağırdır, yazısında şu ifadelere yer verdi:

“Saadet Partisi’nin Millet İttifakı içinde girdiği 2018 genel seçimlerindeki oyu yüzde 1.34, bir başka sayı ile geçerli oyların içindeki oy sayısı 673.731 oy. 2019 yerel seçimlerindeki İl Genel Meclisi oyu ise yüzde 2.84 ya da 1.312.652 oy.

Yerel seçimlerdeki oyu, bir miktar yerel sorun ve yerel aday etkisiyle görece yüksek olsa da genel seçimlerde yüzde 1.34 alan Saadet Partisi’nin bizzat Erdoğan tarafından Asiltürk’ün evine gidilerek davet edilmesi, görüşmenin ilginçliğini oluşturuyor aslında. Çünkü iktidar blokunun o yüzde 1’i biraz aşan oya ya da 673 bin oya ihtiyacı var görünüyor.

Neden? Bu soruya cevap verebilmek için bugünkü siyasi tabloya ve bu tablonun ilk seçimlere nasıl yansıyacağına bakmak gerekiyor.”

Bugün tüm yaşanan gerilimler, pandemi ve pandemi sürecinin yönetim problemler, işsizlik-enflasyon-faiz-cari açık-yatırımsızlık gibi ekonomik buhran karşısında iktidar bloku seçmeninin çözüldüğüne dikkat çeken Ağırdır, “Ama çözülen seçmen muhalefet bloku partilerine veya yeni kurulan partilere kaymıyor henüz. Seçmen gri alanda yığılmaya, beklemeye devam ediyor. Yine de Cumhur İttifakı partileri dışındakilerin tümünü muhalefet bloku olarak kodlarsak, iktidar blokunun yüzde 50’nin altına indiği gözleniyor. Yayınlanan hemen tüm anketlerde, aşağı yukarı 48-52 bandına sıkışmış ve muhalefet blokunun bir adım önde olduğu bir siyasi tablo görülüyor. Böyle bir sayısal sıkışmışlık da hangi tarafın kaybedeceği ya da kazanacağına dair sayısal bir kesinlik ima etmiyor henüz” diyor. 

Ağırdır, devamla şu ifadeleri kullanıyor:

“Bu kabulden yola çıkarak da bir siyasi mühendislik ve aritmetik hesaplama gündeme geliyor. İktidarın siyasi stratejisi seçmenler üzerinden değil aktörler, liderler, partiler üzerinden kurgulanıyor.

İşte bu kurgu da, iktidarın Saadet Partisi’nin 600 bin oyuna ihtiyacını besliyor. O zaman soru şu Saadet Partisi iktidar blokuna geçer mi? Parti kurumsal aklı geçse bile 600 bini aşkın seçmeni kategorik olarak parti kararına bakarak iktidara oy verir mi?

Bu kurgunun temel hedefi muhalefet partilerinin tek bir ittifakta buluşmasını engellemek. Mümkünse HDP ve CHP’yi yalnız bırakmak ve birden fazla ittifak oluşmasını iteklemek ya da bazılarını iktidar blokuna çekmek.

Bunun için de muhalefet blokuna iki koldan taarruz ediliyor. Bir yandan uzun süredir devam eden HDP’yi kriminalize etme ve bunu üzerinden muhalefet blokunda çatlak oluşturma çabası sürüyor. İyi Parti’ye yönelik “eve dön” çağrıları ve şimdi de SP’ye yapılan açık davet da, iktidar blokunu güçlendirme çabasını destekliyor.

Bu stratejinin bazı temel unsurlarının olduğu anlaşılıyor. Birincisi siyasi söylemde, güvenlik güçlerinin gündelik hayat pratikleriyle, yargının bazı kararlarıyla terör tanımını olabildiğince genişletmek. Medya ve siyasi söylem üzerinden seçmendeki terör ve terörist algısını genişletmek hedefleniyor. Her türlü hak talebi ya da itiraz, ister çevrecilerden, ister kadınlardan ya da öğrencilerden gelsin, terör ve terörist kavramına tıkıştırılıyor.

Bir taraftan da dış politik gerilimler ve dünyada yaşanan yeni bölüşüm kavgasının içeriye yansımaları düşman tanımını genişletme aracı olarak kullanılıyor, içerideki muhalefet de “yerli-milli olmamak” söylemi üzerinden düşman parantezine alınıyor.

Oldukça genişletilmiş terörist ve iç düşman tanımları üzerinden de siyasi alanı olabildiğince daraltacak yasal düzenlemeler ve politikalar uygulanarak siyasi muhalefetin tümü terörist ve iç düşman tanımına sıkıştırılıyor.

Elbette bu stratejinin bir diğer unsuru kimlik siyasetini ve kutuplaşmayı sürdürmek. Bunun için de İyi Parti’ye milliyetçilik üzerinden, Saadet Partisi’ne dindarlık üzerinden, terörist ve iç düşman olarak tanımlanan HDP ve CHP ile beraber olmamaları gerektiği söyleniyor.”

Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar