Joe Biden’li ABD’nin Ortadoğu politikasında Türk Devleti ve Kürtler

20. yüzyıl serbest rekabetçi tekelci kapitalizmin yüzyılıydı. 21. yüzyıl finans kapitalin yüzyılıdır.

Bu yüzyıl, finans-kapitalin Dünya hakimiyeti için egemenlik savaşlarına ve ırkçılığa karşı özgürlük mücadelesine, kendisinden önceki yüzyıllardan daha fazla sahne olacak. Çünkü bu yüzyıl insanlık geleceğinin nasıl biçimleneceğinin yüzyılıdır.

Özgürlük kazanırsa herkesin yaşam hakkı olan bir dünya, Finans-Kapitalin egemenlik sistemi kazanırsa, teknik ve teknoloji surlarıyla çevrili modern bir orta çağ. Irkçılık, Faşizm, Dincilik, Terörizm bu sürecin çeşnileri. İhtiyaç duyulduğu kadar var olurlar. 

Irkçılık depreminin merkezi olan Trump ırkçılığının çöküşü bunun işareti. Ona dayanarak varlığını sürdüren diğer artçı ırkçıların etkisi de düşecektir. Tıpkı büyük bir deprem ve artçı sarsıntıları gibi. Bunda 21. yüzyılın teknik, teknoloji, iletişim v.b. olanaklarının kitlesel bir karakter kazanmış olmasının etkileri yanında, finans kapitalin sınır, sınıf, ulus, din eksenli ayrımcı duvarların içine hapsolmuş çıkar grupları ile uyumsuzluğunun etkileri de var. Bu süreçte sorgulanması gereken esas noktası, finans kapital sisteminin insanlığa ne vereceği ve insanlıktan ne alacağıdır. 

İnsanlığın tarihsel yenilgileri ve ilerlemeleri genellikle dünyanın belli bölgelerinde cereyan etmiş, kazanımlar insanlığı bugüne taşırken, yenilgiler de bugüne taşınan sorunlarının kaynağı olarak varlığını sürdürmüş.

Tarihte olduğu gibi, dünyanın bir bölgesi, yine insanlığın varlık yokluk savaşına sahne oluyor. Ortadoğu bir yandan ilan edilmemiş üçüncü dünya savaşına ev sahipliği yaparken, aynı anda insanlığın 21. asırda geleceğini tayin eden pusula görevini görüyor. İnsanlık Ortadoğu’da yenilirse bütün dünyada, kazanırsa da bütün dünyada kazanacaktır. Yani üç bin yılın ilk yüzyılının özgürlük ve esaret savaşlarının sahasıdır Ortadoğu.

Bu sahada yaşayan halklar ve uluslar süreci farklı etkileşimlerle yaşıyor. Devletleşmiş uluslar geçici bir dönem içinde olsa, ulusal haklarını korurken, Kürtler gibi devleti olmayan uluslar savaşın ve savaş sahasında yapılan anlaşmaların en ağır faturasını ödüyor. Savaş sahasında ön cephede asker, masada ise koz olarak kullanılıyorlar.

Bunu hem Obama hem de Trump dönemindeki politikalarla canlı yaşadık. Şimdi bütün ‘umutlar’ Biden’in bu sahadaki politikalarına konsantre. 

Trump’ın çağ dışı ırkçılığı ABD’yi hem içerde hem de dışarıda büyük sorunlarla karşı karşıya getirdi. Trump’a özenen küçük ırkçılar (Erdoğan-Bahçeli ikilisi gibi) ABD’ye rest çekecek cüreti gösterebildi. 

Bütün bu gelişmeler Biden’in Obama politikasıyla başarıya ulaşma şansını düşürüyor. Bunun farkında olarak Joe Biden yönetimi ilk icraatı olarak tarihsel partnerlerini gözden geçirme ve daha önce koz olarak görülenlere daha yakın olma siyasetini benimsiyor. O bu siyaseti biriken sorunların çözümü için iyi bir plan olarak görüyor. Bu ‘kozlar’ için de tarihi bir fırsat.

Joe Biden’li ABD’nin Ortadoğu politikası Kürtlere tarihi fırsatlar sunacak. Kürtler bu fırsatları kalıcı kazanımlara dönüştürecek mi, koruyabilecek mekanizmaları yaratabilecekler mi?  

Ortadoğu güç dengelerinin konumlanmasına baktığımızda, bu süreçte hiçbir gücün tek başına ve sadece kendi gücüne dayanarak başarıya ulaşma şansının olmadığını görürüz. Bu hem bölgesel hem de uluslararası aktörler için böyle. Birbirine gebeliği de bu yüzden. Böyle bir süreçte Kürtler için ortaya çıkacak fırsatların asıl kalıcı kazanımlara dönüştürüleceği ve Kürtlerin bu süreçten nasıl avantajlı çıkacakları sorusu daha önem kazanıyor. Kürt güçlerinin cevaplaması gereken acil soru şu: Kürtler parça hesabıyla hareket ederse bu süreci kendi güçleriyle avantaja dönüştürmeyi başarabilirler mi, başarma şansları var mı? 

Bu tarz tarihi momentlerden Kürtlerin başarıyla çıkmadığını biliyoruz. 1921 İngiliz Kürt, 1946 Sovyet-Kürt, 1975 ABD Kürt, ya da 2014’de IŞİD’in ortaya çıkmasıyla AB ve ABD’nin Kürt ilişkilerinde olduğu gibi. 

Dünya savaşının merkezi haline gelen Ortadoğu’da egemen güçlerin Kürt dostluk ve düşmanlık ilişkileri de öncekilerinden farklı değil.  Bundan ötürü “Kürtlerin ABD’nin Joe Biden’li Ortadoğu politikasında yerinin olup olmadığı’’ sorusu, ancak Kürtlerin reel durumuyla cevaplanabilir. Kürtlerin parçalanmışlıktan kaynaklı iç sorunları, yani Kürt- Kürt ilişkileriyle. 

Joe Biden yönetiminde Kürtler için önemli fırsat ve avantajlar ortaya çıkabilir mi? Evet çıkar. Sorun, Kürtlerin bu fırsat ve avantajları kalıcı kazanımlara dönüştürme kabiliyetini, politik esnekliği gösterip, gösteremeyeceklerine bağlı. Joe Biden bu fırsat ve avantajları hazırlayıp Kürtlere sunmaz. 

Biden Türkiye’yi de Kürtleri de iyi tanıyan bir siyasetçi. Irak Kürdistan Bölgesini ziyaret etmiş ve O ziyaretinde, ‘Kürtlerin tek dostu dağlar değil, biz de dostuz’ diye açıklamalarda bulunmuştu. Biden’in Brett McGurk’u ulusal güvenlik ekibinde Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörlüğüne ataması da önemli. McGurk da Biden gibi, Kürt kamuoyunun yakından tanıdığı bir diplomat. İkisi ABD’nin Ortadoğu politikasında Türkiye ve Erdoğan’ı iyi tanıyan, Türkiye ile stabil ilişkiler için Türkiye’deki Kürt sorunun önemini bilen, Rojava Kürtlerine önem biçen ve Kürdistan’ın Güney bölgesindeki Kürtlerle ilişkileri olan politikacı ve diplomatlar. 

Önümüzdeki süreçte bu diplomat ve siyasetçilerin yönetiminde olan ABD’nin, Trump’tan farklı Ortadoğu politikalarına şahit olacağız. 

Bu yeni politik tablo Kürtlere birtakım fırsatlar ve avantajlar sunuyor. Kürtler parçalı durumdan kaynaklı iç sorunlarını bertaraf eder, her parça kendi sahasının sorunlarını çözümü için özgün, parçalanmışlıktan kaynaklı sorunlar için ortak irade etrafında birleşmeyi başarabilirlerse hem Joe Biden yönetimi hem de dünyanın diğer egemenleri tarafından dikkate alınırlar. 

Bu da ortaya çıkan tarihi fırsat ve avantajları kendi lehlerine kalıcı hale getirmelerini sağlar. Özellikle ABD’deki varlıklarını daha da güçlendirirlerse, ki durum buna elverişli, Joe Biden’li ABD siyaset sahasında yer edinebilir, bugüne kadar askeri ilişki düzeyini aşmayan ilişkiyi diplomatik ve siyasi ilişkiye dönüştürebilirler. Kürtler 21. Yüzyılın tablosuyla çatışmayacak, bu fırsatları avantaja çevirecek araçlar ve politik stratejiler geliştirmek zorunda. 20. yüzyılın son çeyreğinin politik argümanları ve araçlarıyla bu iş yürümez. 

Türkiye açısından, Erdoğan-Trump ilişkileri sonucu dibe vuran ABD-Türkiye ilişkileri tekrar eski düzeyde, ama yeni sürecin ihtiyaçlarına uygun, düzenlenebilecek mi? Düzelirse bedeli düzelmezse sonuçları ne olur? 

Türkiye cephesinden bakıldığında, Trump-Erdoğan ilişkilerine dayanan politikanın tarihi Türk ABD devlet ilişkilerini kopma noktasına getirdiğini, Türk devletinin dış politikasını ise iflasın eşiğine sürüklediğini görüyoruz. Türk devleti için yıkım anlamına gelen bu durum, Türkiye halkı ve Kürtler için yeniden doğuş olabilir. Şayet bunun yol ve yöntemleri yaratılır, iyi kullanırlarsa.

Türk devletinin ABD ile bozulan ilişkilerini onarması mümkün. Türk devletinin Joe Biden’li dönemde ABD ve AB ile iyi ilişkiler geliştirmesinin ilk engeli, Türk devletinin ABD ve Avrupa ile olan yüzyıllık resmi evlilik ilişkileri dışında geliştirdiği ilişkiler. (Rusya, İran) 

Bu ilişkilere hemen son verir, S-400’leri aktif hale getirmekten vazgeçer, dünyaya terörizm ihracatı, Akdeniz’de yasadışı sondaj, Suriye ve Libya’da savaştan vazgeçerse, ilişkilerini düzene sokar. Peki bunları yapmazsa ne olur? O zaman Türk devletini zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz.

ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini bugünkü haliyle devam etmesi mümkün görünmüyor. Bu defakto durum Kürtlere ve Türkiye’nin demokrasi muhalefetine önemli fırsatlar sunuyor. Biden ekibindeki insanların Kürtleri tanıması, ilişkide olması, Türkiye’yi ve Türkiye’nin sorunlarını iyi bilmesi, bu fırsatı gerçekleştirmede önemli bir faktör. 



@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.