Libra doğmadan öldü mü?- Emre Alkin

Sanayi üretimi, işsizlik ve ABD yaptırımları Türkiye'nin gündemini meşgul ederken, başka gelişmelere bakamıyoruz. En azından kısa bir süre de olsa aklımızı dinlendirelim dedim.

Hem Türkiye'de hem de dünyada pek çok yerde kripto para deneleri dolu dizgin giderken, elbette daha doğmadan ölen birçok projeye de şahitlik ediyoruz. Son olarak Facebook’un kripto parası Libra büyük bir darbe aldı. Hatta tarihe karışıyor diyebilirim. Daha önceki yazılarımda ne demiştim? 

"Bir kripto para önce bir yatırım ve değiş tokuş ünitesi" olması gerekir "

Aslında Libra hayata hiç de kötü başlamadı. Mastercard, Visa, Stripe, Mercado ve eBay gibi ortaklıklarla işe başladı. Ben de içimden dedim ki "işte en doğru şekilde işe başlayan kripto para".

Acele etmişim. 

Geçen hafta, bahsettiğim tüm ödeme sitemleri ve ödeme araçları birer birer çekilme kararı aldılar. Hatta daha önce "ben de varım" diyen PayPal da herkesten önce çekilme kararı aldı. Peki sebebi neydi bunların ? 

Çok basit. Libranın mevzuat olarak altyapısı eksikti. Dünya devleri Facebook'tan gerekli adımları atmasını beklerken, büyük ihtimalle aralarında bir anlaşmazlık çıktı. Facebook'un kurucusunun meselelere sürekli olarak farklı açılardan baktığı biliniyor. Büyük ihtimalle "benim size ihtiyacım yok, sizin bana ihtiyacınız var" demiş olabilir.

Aslına bakılırsa yukarıda bahsettiğim firmalar ödeme sistemlerinde egemenlik güç oluşturmuş dev isimler. "Asıl biz yoksak sen yoksun" diye cevap vermiş olabilirler. Bilinmez. 

Bildiğim tek şey, kripto paraların banka ve bankalarla bağlantılı ödeme sistemlerinin dışında güzellikler vadetmeleri. Yani enerjiyi değere çevirirken, 300 yıldır devam eden bankacılık temayülleri çerçevesinde davranmayacaklarını önceden tahmin etmek gerekir. Dolayısıyla Facebook'un Librası ile konvansiyonel ödeme araçlarının bu aşamada aralarında anlaşmalarını beklemek hayalperestlik olurdu. 

Ancak, Libra'nın tarih sahnesine çok geçmeden başka bir şekilde geri döneceğini de düşünüyorum. Bakalım haklı çıkacak mıyım?

Bu yazı Emre Alkin'in kişisel sayfasından alınmıştır