Muhalif medya ve Kürt haberlerine uygulanan sansür

Gerçeği adıyla tanımlamak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti devleti yeryüzünde yaşayan bütün Kürtlere karşı sistematik soykırım programı uyguluyor. Buna karşı çıkan muhalifleri de akıl almaz yöntemlerle cezalandırıyor ve susturuyor!

Kürtler adına ne varsa, yakıp, yıkıp talan ediyorlar. Bunu sadece tank, top ve savaş uçaklarıyla yapmıyorlar. Aynı zamanda medya, sosyal medya ve diğer iletişim araçlarıyla kitleleri manipüle ediyor ve psikolojik savaş yürütüyorlar. 

Böylece, ‘ülkemize tehdit var’, ‘bölünüyoruz’, ‘milli güvenlik’,‘terör’ yalanını gerçekmiş gibi sunuyorlar. Ülkeyi de yarattıkları bu kurmaca savaş, kutuplaştırma, çelişki ve çatışma üzerinden yönetiyorlar. Bu çıplak gerçeği herkes biliyor ve görüyor. Ancak çoğunluk gördüğü bu gerçeğe sırtını dönüyor ve susuyor… 

Türk devletinin Kürtlere karşı uygulamaya soktuğu soykırım programına karşı ‘muhalif medya’nın tutumu da özel olarak yorumlanmayı hak ediyor. Tüm bunlar olurken, muhalif medya ne yazıyor, ne çiziyor, ne anlatıyor?

Efrin’e dönük işgal saldırısında yaşananları devlet penceresinden ve en arkada yer alarak görmeye çalışan ‘muhalif medya’, bugün de aynısını yapıyor, karşı pencereyi yok sayıyor ve tutum almaktan sair nedenlerden ötürü kaçınıyor. Sair nedenlerin neler olduğunu biliyoruz artık.

Kürt haberlerini ‘görememe’ nedenleri arasında, ‘kapatılma’, ‘ağır para cezaları’, ‘erişim yasağı’, ‘davalar’ ve ‘hapsi cezaları’ gibi gerekçeler var.

Göründeki gerekçeler bunlar olsa da altını biraz kazdığınızda ise  karşınıza yalınkat bir ırkçılık çıkıyor.

En korkunç olanı da bu! Bu tür anlayışlar flu alanda kendilerine yaşam alanı buluyor. Bununla yeteri kadar mücadele edilmediği için de, toplumu zehirleyen bu anlayış, her zemin ve süreçte kolaylıkla kendisini yaşatabiliyor.

‘Tarafsız’ ve ‘muhalif medya’, HDP’nin, Kürt Özgürlük Hareketi’nin açıklamalarına yer vermemeyi neredeyse doğalmış gibi meşrulaştırılıyor. Kaç site, gazete, TV ve radyo; KCK, PKK, Bese Hozat, Cemil Bayık, Dr. Bahoz Erdal, Murat Karayılan ve Duran Kalkan gibi isimlerin açıklamalarına yer veriyor? Bütün bunlar aynı zamanda ‘tarafsızlık’ hilesi adı altında yapılıyor. 

Kürtler, KCK, PKK konulu haberleri sansürleyen ve bu kesimlere ambargo uygulayan bir yayın organı muhalif olamayacağı gibi, demokrat da olamaz. Nedeni ne olursa olsun korkmuş, sinmiş  ve işlevsiz bir ‘muhalif medya’ ile faşizme karşı mücadele etmek sadece zor değil, aynı zamanda imkansızdır. 

Bırakın faşizme karşı mücadele etmeyi, böyle bir medya, mücadele edenleri demoralize eder ve alternatiflerin gelişmesini de engeller. Bu faşizmin işine yarar. Durum böyle olunca adının ‘muhalif medya’ olması gerçekte onu ‘muhalif medya’ yapmıyor.

Muhalif olmak, öncelikle faşizme karşı tutum almayı zorunlu kılar. Faşizme karşı tutum almak ve mücadele etmek bedel gerektirir. Bunun takdire şayan örnekleri var. Faşizme boyun eğmediği için bedelini esir alınıp hapse atılarak ödeyen gazeteci-yazar Ahmet Altan’ın şu tarihi sözlerini hatırlayın: 

"Unutmayın hayat geçici bir şeydir, hepimiz öyle ya da böyle geçip gideceğiz, korkmaya değmez. Korkacaksanız, sevdiklerinizin tutuklanmasından, ölmesinden değil; onların boyun eğdiklerini, onurlarından vazgeçtiklerini, ruhlarını sattıklarını görmekten korkun!’’

Faşizme karşı böyle düşünürseniz mücadele edebilirsiniz. Böyle düşünmezseniz mücadele edemezsiniz ve ruhunuzla teslim olursunuz! 

Ortadoğu’da 3. Dünya savaşı yaşanıyor. Kürt ulusu soykırım kıskacında varlık ve yokluk mücadelesi veriyor. Bu işin ortası ve tarafsızlığı yok. Ya soykırım yapanlardan yanasınız ya da karşısındasınızdır.

Her gün, her saat, her dakika ve saniye insanların öldürüldüğü bir coğrafyada hiç bir şey yokmuş gibi davranmak, susmak savaşta taraf olmaktır ve ahlaksızlıktır. Kim, "ben tarafsızım’’ diyorsa bilin ki yalan söylüyordur.  

Irkçılık, inkar, korkudan beslenen medyadaki bu sorunla yüzleşmenin ve mücadele etmenin zamanı çoktan geldi...

‘Muhalif medya’ yukarıda sıraladığım gerekçelere sığınarak onları hoş görmemiz ve eleştiriden muaf tutmamızı istiyor.

İnsanların öldürüldüğü, hapse atıldığı, sürgüne yollandığı bir yerde bu kabul edilir bir şey değil. Üstelik esas sorun öne sürülen gerekçelerdir. Bu gerekçelere sığınıldığı sürece sorun çözülmez.

Tabii ki faşizmin yaptığı soykırımı yazdığınızda, yayınladığınızda kapatılacak ve erişim yasağı gelecektir. Böyle diye doğruları yazmayacak ve yayınlamayacak mısınız? Günümüz dünyasında bunları aşmanın yolları fazlasıyla vardır.

Medyanın faşizme karşı mücadele önemli bir güç olduğunu unutmamak gerekir. 

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık bundan bir süre önce Fırat Haber Ajansı’na (ANF) verdiği mülakatta, medyanın gücü ve rolüne dikkat çekerek şunları söylemişti:

"Basın uluslararası alanlarda, devletler ve hükümetler üzerinde büyük etki yaratıyor. Kararlarını değiştirme gücüne sahip. Bu yüzden bunu görmeliyiz ve basını güçlendirmeliyiz. Basın yürütülen mücadeleyi gösterebilir. Bu halka hizmettir.’’ 

Sonuç olarak, saldırılar karşısında etkili ve halka hizmet eden muhalif medyanın yaratılması gerekir. 15 Temmuz sonrası bazı çabalar oldu, ancak gelişme sağlanamadı. Dağınık, güçsüz ve perspektifi olmayan yapılarla sonuç almak mümkün olmuyor.

Bu konuda Türkiye’de ve Türkiye dışında faaliyet yürüten medya organları, yazar ve gazetecilerin zaman kaybetmeden ortak bir platformda bir araya gelmeleri zorunludur. Unutulmamalıdır ki faşizme karşı mücadelede gazetecilikten çok daha fazlasını gerekmektedir.

Farklılıklar ne olursa olsun hepimiz tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Faşizmle savaşmak ve demokratik bir ülke inşa etmek için birleşik bir medya cephesi kurulmalıdır…


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.