Öcalan'ın ABD-İran gerilimi yorumu: 'Ya demokratikleşecekler ya çözülecekler'

ABD’nin İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el Mühendis’i öldürmesi sonrası bölge bir kez daha diken üstünde. Yaşananlar birçok kesim tarafından yeni bir dünya savaşının evresi olarak yorumlanırken, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yıllar önce yaptığı "3’üncü Dünya Savaşı" belirlemesi yeniden gündemleşti. 

Öcalan, yıllar önce yazdığı savunmalarında Ortadoğu’da yaşanacak savaşları öngörürken, buna karşı çözüm önerilerini sunmuştu. Öcalan, yaşanan sorunlardan çıkışın tek yolunun “Demokratik Modernite” olduğunu ısrarla ifade etmişti.

Şu an İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tecrit altında tutulan ve sesini duyurması önünde kalın duvarlar örülen PKK Lideri Öcalan, cezaevinde kaleme aldığı ve 2012 yılında basılan "Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü" kitabında, Ortadoğu’da yaşanan sorunlara ilişkin geniş analizlere yer vermişti.

Öcalan bu kitabında “Üçüncü Dünya Savaşı” kavramının da üzerinde duruyor. Bu savaşımın niteliği kitapta şöyle yer alıyor:

“Üçüncü Dünya Savaşı derken, olası gelişmeleri de göz önünde bulunduruyoruz. Nükleer silah dâhil en gelişkin silahlar kullanılacaktır. Sonuç, herhalde İkinci Dünya Savaşı sonrasının Avrupa’sından pek farklı olmayacak hatta çok daha ağır olacaktır. Şu son on yıllık aşamadaki gelişmelerle kıyaslandığında, olası gelişmelerin dehşeti, daha anlaşılır olacaktır. Bölgede kalması halinde hegemonik sistem, mevcut durumla yetinemez. Her hegemonik sistem gibi galebe çalmak isteyecektir. Bu da İran’ın Şia eksenli bölgesel etkinliğinden vazgeçip, Şahlık dönemindeki gibi uysal bir konuma gelmesini gerektirecektir. İran rejiminin olası bu durumu kabul etmesi, ölümüyle özdeştir. Bütün belirtiler, bölge üzerindeki etkinlik çabalarının artarak devam edeceğini göstermektedir. ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın yeni bir aşaması, olasılık dışı değildir. Şu anki kararsız denge durumu, uzun süre devam edemez…

Üçüncü Dünya Savaşı bir gerçektir ve ağırlık merkezi Ortadoğu coğrafyası ve kültürel ortamıdır. Sadece ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın yoğunluk merkezi olan Irak’ta yaşananlar bile buradaki savaşın bir ülke ile ilgili olmadığını, dünya hegemonik güçlerinin çıkarları ve varlığı ile ilgili olduğunu gayet iyi açıklamaktadır. Bu savaş, ancak İran’ın tamamen etkisizleştirilmesi, Irak ve Afganistan’ın istikrara kavuşturulması, Çin’in ve Latin Amerika’nın tehdit olmaktan çıkarılmasıyla sonlandırılabilir. Dolayısıyla savaşın daha ortalarındayız…"

Öcalan, yine aynı kitabında yaşanan sorunları aşmanın yolunun “Demokratik Modernite”den geçtiğini kaydediyor. Öcalan’ın çözüme ilişkin vurguları da şöyle:

“Çözümün, demokratik ulus, onun bedenleşmiş hali olan demokratik özerklik modeliyle gerçekleşebileceğine inanmaktayım. Demokratik Özerklik Modeli, sadece Kürtler ve Kürt Sorunu'nun çözümü için değil benzer sorunları yaşayan Arap, Türk, İran, Afganistan, Kafkasya toplumları ve diğer tüm toplulukların sorunlarının çözümü için de hayati önem taşımaktadır… Bunun için gerekli tek şart, Türkiye, Suriye ve İran hükümetlerinin siyaseten çözüm iradesi göstermeleridir. Tarihsel-Toplumsal gerçekliğin de kanıtladığı gibi tüm bu devletlerle var olan sorunların ancak demokratik özerklik temelinde, barış içinde ve demokratik siyasal yöntemlerle çözülebileceğine inanmaktadır. Eğer ulus-devletler, bu gerçekleri ve demokratik anayasal çözümleri kabul etmezlerse, kendini demokratik özerk bir siyasi otorite olarak yaşatabilecek ve savunabilecek güçte ve kararlılıktadır.” 

Öcalan’a göre “Demokratik Özerklik” çözümü şu şekilde yaşam bulabilir:

“Demokratik Özerklik Çözümü, iki yolla uygulanabilir: Birinci yol, ulus-devletlerle uzlaşmayı esas alır. Somut ifadesini demokratik anayasal çözümde bulur. Halklar ve kültürlerin tarihsel-toplumsal mirasına saygı gösterir. Bu mirasların kendilerini ifade etme ve örgütlenme özgürlüklerini, vazgeçilmez temel anayasal haklardan sayar. Demokratik özerklik, bu hakların temel ilkesidir. Bu ilkenin başlıca koşulları, egemen ulus-devletin her türlü inkâr ve imha politikasından vazgeçmesi, ezilen ulusun da kendi öz ulus-devletçiğini kurma fikrini terk etmesidir. Her iki ulus, bu yönlü devletçi eğilimlerden vazgeçmedikçe Demokratik Özerklik Projesinin hayata geçirilmesi zordur. AB ülkelerinin üç yüz yılı aşan ulus-devlet deneyimlerinin sonunda vardığı aşama, ulus-devletlerin bölgesel, ulusal ve azınlıksal sorunların çözümünde, demokratik özerkliği, en iyi çözüm modeli olarak kabul etmeleridir.”

Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunduğu ve 2001 yılında kitap olarak basılan “Sümer Rahip Devletlerinden Demokratik Uygarlığa” kitabında da benzer tespitlerde bulunuluyor. Öcalan'ın bundan 19 yıl önce günümüzü gören nitelikteki değerlendirmesi ise şu şekilde:

“21. yüzyılın başlangıcında, demokratik çözüm ve onurlu bir Kürt barışını gerçekleştirmek büyük önem taşımaktadır. Daha uzun süre erteleme ve çürütme yöntemleri, tüm bölgeyi İsrail-Arap, İran-Irak savaşından çok daha kapsamlı ve uzun süreli uğraştıracak potansiyeldedir. Coğrafya, artan nüfus ve yoğunlaşan sosyo-ekonomik bunalım, kapsamlı isyan ve savaşlar için her şeyi sunmaktadır. Yeni bir patlama, çeyrek bir asrın daha kaybı anlamına gelebilir. Sonuçta yine aynı noktaya gelinecektir. Sorunun kökenindeki güvensizlik, korku ve aşırı dogmatik yaklaşımlar; 20. yüzyıl hatta tüm 19. ve 20. yüzyıl boyunca çağdaş bir yaklaşımı devre dışı bıraktı. 21. yüzyılın artık böyle yürümemesi gerektiği açıktır. Zaten mevcut statüyü, çağa kabul ettirmek imkânsızdır. Bundan çıkışın yolu demokratikleşmedir. Bu diyalektiği Irak ve halen yaşanan Suriye örneğinde gözlemek zor değildir. Saddam demokratikleşmediği için gitti, Esat demokratikleşmediği için Suriye’nin durumu ortada. Eğer demokratikleşmezse İran da Türkiye de Iraklaşır, Suriyelileşir."

(Mezopotamya Ajansı)