Ortadoğu’daki otorite boşluğu Erdoğan’ın iştahını kabartıyor

Arap Birliği dışişleri bakanları Mısır’ın çağrısı üzerine bugün acil bir toplantı yaptı. Toplantıda Libya’ya dış güçlerin müdahalesi kınanırken, tarafların acilen barış masasına oturması isteniyor. Çağrıya Libya, Tunus, Katar ve Somali çekince koydu.

Libya’yı temsil eden Türkiye destekli Ulusal Anlaşma Hükümeti, geçtiğimiz yıl Nisan ayından itibaren Arap Birliği’ni toplantıya çağırdığını, ancak çoğunluk sağlanamadığı gerekçesiyle bu toplantının yapılamadığına dikkat çekerek bu tavrı protesto ettiğini ve temsil düzeyini düşürdüğünü açıkladı. 

BM’den sonra dünyadaki en eski uluslararası kuruluş olarak adlandırılan Arap Birliği neredeyse kurulduğu 1945 yılından itibaren hiçbir konuda önemli kararlar alabilmiş değil. Daha çok tartışma ve çekişmelerle gündeme gelen Arap Birliği’nin son toplantısı da yine üye ülkeler arasındaki derin çatlağı ortaya koydu. 

Uluslararası güçlerin bölgeden çekilmesi veya dikkatlerini başka alanlara ve olaylara çekmesine rağmen Arap Birliği oluşan bu derin boşluğu dolduramadı. 

Tarihinde hiç olmadığı kadar büyük güçler tarafından başıboş bırakılan Ortadoğu’da özellikle ABD, Donald Trump’ın ne olduğu belirsiz politikasıyla bölgede hızla zemin kaybediyor. Ortadoğu denkleminden bihaber olan Trump’ın çizdiği zikzakların yanı sıra, Avrupa Birliği’nin sergilediği çaresizlik, Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin mirasını toparlayabilecek güçten oldukça uzak olması bölgesel güçlerin iştahını kabartıyor. 

Bölgenin belli başlı dört büyük aktörü; Türkiye, İran, Mısır ve İsrail’in yanı sıra 2011’de patlak veren Arap Baharı ile birlikte Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar da bölge denkleminde söz sahibi olmaya çalışıyor. 

Sonuçta büyük güçlerin bölge üzerindeki mücadelesinde bayrağı bölgesel güçler teslim aldı. Bu güçlerin başında ise Erdoğan Türkiye’si geliyor. Yanına Katar ve Müslüman Kardeşleri alarak, bu örgütün etkin olduğu ülke ve bölgeleri öncelikle kontrol etmek istiyor. Bu eksene karşı konumlanan Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise hem Müslüman Kardeşlerin bölgede mevzi elde etmesini engellemeye, hem de otorite boşluklarının yaşandığı ülkelerde Türkiye ile sert bir mücadele sergiliyorlar. 

Öncelikli mücadele alanları; Suriye, Libya, Somali, Sudan, Lübnan ve Yemen gibi siyasi kaosun yaşandığı ya da otoritenin tamamen kaybolduğu ülkeler. Bu ülkelerin yanıbaşındaki nispeten küçük ve zayıf ülkeler; Tunus, Ürdün, Cezayir, Irak ise diğer mücadele alanları. 

Türkiye yayılmacı dış politika stratejisindeki ilk ciddi sınavını Suriye’de verdi. Karışıklıkların başladığı 2011’den itibaren Suriye sahnesinde rol kapmaya çalışan Türkiye tavizler vererek, kimi zaman da bölgedeki süper güçler ABD ve Rusya arasında sıklıkla saf değiştirerek sahada tutunmaya çalıştı. 

2016’dan sonra gerçekleştirdiği dört operasyonla Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 10’unu kontrol altında tutan Türkiye’nin nihai hedefinin oluşan fiili durumu kalıcı hale getirmek olduğuna dair güçlü işaretler bulunuyor. Örneğin bu bölgelerde Türk Lirası’nın Suriye Lirası’nın yanında tedavüle sokulması, bazı kentlerde Türkiye’deki üniversiteler bünyesinde faaliyet gösteren fakülteler açılması, paramiliter güçlerin maaşlarının Türkiye tarafından ödenmesi, bölgesel yöneticilerin Türkiye tarafından tayin edilmesi vs. Ankara’nın niyetlerini ortaya koyuyor. 

Libya’da ise asıl hedef petrol ve doğal gaz kuyularının en azından bir kısmını ele geçirmek. Petrole ulaşmadan hem Libya’da kalmanın bir anlamı yok, hem de bu pahalı savaşı finanse etmek imkansız. 

Türkiye’nin izlediği yayılmacı politikanın ana unsurlarından diğeri de bölgesel rakipleri çevreleme stratejisi. Bu amaçla Somali ve Katar’da üsler kuran Ankara’nın yeni hedefi Yemen. Müslüman Kardeşler Hareketi’ne yakın Islah Partisi’nin aktif olduğu bölgelere yerleşmeye çalışan Türkiye hem Yemen ana karasında bir deniz üssü elde etmek ve hem de stratejik Sokotra adasına yerleşmek istiyor. Somali’den sonra Yemen’de de mevzilenecek bir Türkiye, Mısır ve diğer bölgesel güçler Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a karşı muazzam bir üstünlük elde edecek. 

Suriye, Libya, Somali ve Yemen merkezi otoritenin tüm ülkeyi kontrol edemediği ülkeler. Aşiretler, İslamcı gruplar, çevre ülkelerin dahil olduğu çoklu bir mücadele sergileniyor bu ülkelerde. Bu mücadelenin yol açtığı boşluk ise Erdoğan’a muazzam bir yayılma sahası açıyor. 

Sovyetler Birliği’nin yolundan giden Erdoğan bir yandan yayılabildiği kadar yayılmaya, diğer yandan silah sanayiinde adından söz ettirmeye çalışıyor. Geliştirilecek silahlar hem büyük bir pazar ve hem de rakipleri üzerinde büyük bir caydırıcılık anlamına geliyor.

Türkiye’nin bu maliyetli rekabetten başarılı çıkabilmesi için ya büyük finansörlere ya da bitmek tükenmek bilmeyen kaynaklara ulaşması gerekiyor. 

Bu amaçla hem Katar’ın doğal gaz paralarına ve hem de Libya’nın siyah altınına ihtiyaç duyuyor. Bu yüzdendir ki mevcut haliyle Libya’da bir ateşkes sağlanması Erdoğan’ın işine hiç gelmiyor. Siz bakmayın Erdoğan ve sözcülerinin barış masasından dem vurmalarına. Petrol sahalarına ulaşamamış bir Erdoğan için Libya yenilgi demektir. Bunun için de uluslararası camia fazla uyanmadan Sirte’nin güneyine ve Cufra Hava Üssü’ne ulaşmaya çalıştı.

Fakat önce Rusya’nın bölgeye savaş uçakları göndermesi, akabinde Fransa Lideri Macron’ın mızıkçılık yapması, son olarak da Mısır Lideri Sisi’nin tehditvari açıklamaları Erdoğan’ın planlarını alt üst etti. 

Yaklaşık on gündür Sirte’nin sırtlarından bir türlü kente giremiyor Erdoğan destekli Libya UAH güçleri. Kente girseler peki ne olacak?

Bu durum rakiplerinin savaşı göze almalarına yol açabilir. Böyle bir senaryo Erdoğan’ın kabusu demek. 

Erdoğan yanlısı medyanın deyimiyle yedi düvelle savaşan Erdoğan’ın karşısında herhangi bir düvel falan da yok. Sadece Hafter vardı ve biraz da Esad güçleri. Her ikisinin toplam gücü TSK bünyesindeki bir kolordudan dahi küçük. 

Doğa boşluk kabul etmiyor. Ortadoğu’da da büyük bir boşluk vardı ve Erdoğan bu boşluğu doldurmaya çalıştı. Fakat bu boşluk yavaş yavaş dolduruluyor. Erdoğan’ın asıl savaşı bundan sonra.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir