Rusya, Türkiye’nin askeri gücünden gerçekten korkuyor mu?

Yakın zamanda bir Rus yazar iddialı bir çıkışta bulunarak Rusya’nın, Azerbaycan ile Ermenistan arasında son dönemde yaşanan savaşa diplomatik bir çözüm aramasının sebebinin Türkiye'ye kıyasla askeri açıdan zayıf olmasını gösterdi. Peki bu değerlendirmesi doğru mu?

Rusya devlet haber ajansı Rosbalt tarafından yayınlanan bir analizde Alexander Zhelenin, 2020 yılında Türkiye ve Rusya'nın karşı taraflarda yer aldığı üç büyük çatışmadan bahsetti. Bunlar, İdlib vilayetinde isyancıların Suriye hükümet güçlerini geri püskürtmesi, Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin (GNA) Libya'daki Libya Ulusal Ordusu'na (LNA) yönelik karşı saldırısı ve Türkiye destekli Azerbaycan ile Dağlık Karabağ'ın tartışmalı bölgesindeki Ermeni ayrılıkçılar arasındaki son çatışmalardı..

Zhelenin, "Rusya’nın (Dağlık Karabağ’da) hareket edememesinin gerçek nedeni, Rusya’nın Suriye ve Libya’da da görüldüğü gibi Türkiye’ye karşı askeri zayıflığıydı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, Türk askeri gücünden ve (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan'ın bu gücü kullanmaya yönelik pervasız tutumundan korkuyordu" diye yazdı.

“Moskova, Türkiye'den bir yılda üç mağlubiyet aldı” diyen Zhelenin, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı Libya’dakinden çok daha açık olduğu için bu yenilgilerin en yıkıcı olanı İdlib’de gerçekleştiğini, Libya‘daki faaliyetlerini inandırıcı bir şekilde inkar edebilmek için çoğunlukla özel askeri müteahhitlere güvendiğinin altını çizdi.

Sovyet sonrası devletlerin askeri ittifakına atıfta bulunan Zhelenin, "Moskova’nın Suriye’deki Mart fiyaskosunun sonucu, Kremlin’in Karabağ savaşında CSTO müttefiki Ermenistan’ı desteklemeyi - sözlü olarak değil, gerçek anlaşmayla – reddetmesiydi. Sonuç olarak Erivan, Azerbaycan ordusu tarafından modern silahlarla donatılmış 700 bin kişilik güçlü Türkiye Cumhuriyeti ordusunun desteğiyle yenilgiye uğradı" diye yazdı.

Özellikle yerli yapımı insansız hava araçlarının kullanılması şüphesiz Ankara'ya 2020 yılı boyunca Rus donanımlı kuvvetlere karşı birçok savaş zafer kazandırdı. Ancak bu, Moskova'nın Türkiye’nin büyüyen askeri yetenekleri karşısında zayıf olduğu sonucunu çıkaracağımız anlamına gelmiyor. 

Ankara merkezli bağımsız bir araştırma grubu olan BlueMelange'deki uzmanlar, Zhelenin'in analizinde önemli bir noktayı gözden kaçırdığına inanıyor. Ahval’a açıklama yapan BlueMelange uzmanları, Türk ordusu "direkt olarak sahadaki çatışmalara müdahil olabilir veya vekil güçlerini kullanabilir,  ancak uluslararası baskı nedeniyle Rusya bu bunu yapamaz“ diyorlar. 

Grup, "Bu nedenle, hem Türk Silahlı Kuvvetlerinin askeri donanımıyla doğrudan sahaya inmesini ve hem de deneyimli operatörlerini ve sistemlerini Trablus, İdlib ve Dağlık Karabağ'da gözlemleyebildik" açıklamasında bulunuyor. Gruba göre Rusya, "iyi donanımlı ve eğitimli Türk savaş makinesini" büyük ölçüde eski askeri teçhizatla savuşturmaya çalışan müttefiklerini çaresizce izlemek zorunda da kaldı. 

Yine de bunların hiçbiri Rusya'nın, Türkiye'ye kıyasla askeri veya teknolojik olarak kendisini zayıf gördüğü anlamına gelmiyor.

RANE şirketinin jeopolitik istihbarat platformu Stratfor'un araştırma uzmanı Tom Rehnquist, Ahval'e yaptığı açıklamada “Moskova, Türk insansız hava araçlarının tehdidini yalnızca sınırlı koşullarda ciddiye alıyor. Rusya, son çatışmalarda, jeopolitik faydalarını en üst düzeye çıkarırken, malzeme ve hizmet açığını ustaca en aza indirdi" diyor.

2020'nin başlarında İdlib gibi olaylarda, Türk insansız hava araçları bu dengeyi karmaşık hale getirdi. Bununla birlikte Rehnquist, Rusya'nın Suriye'nin doğu Akdeniz kıyısındaki üssünü güvence altına alırken, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın İdlib'i yeniden ele geçirmesine yardımcı olmanın kendisi için "ılımlı bir hedef" olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Türk insansız hava araçlarının varlığı konuşlandırılmış hizmet üyelerinin hayatları için tehlike oluşturabilir."

Rehnquist, Türk insansız hava araçlarının İdlib şehrini kendi başlarına savunmasının çok zor olduğunu söylerken, Rus güçlerine “gereksiz” bir zarar verebileceklerine de işaret ediyor.

Türk yapımı insansız hava araçlarının üç savaş bölgesinde başarısındaki önemli bir faktör, rakipleri tarafından kullanılan eski Rus yapımı hava savunmalarına karşı koyma yetenekleriydi.

BlueMelange, “Bu belirli Rus sistemleri, “çoğunlukla eski tarz SACLOS-CLOS veya yarı aktif radar güdümlü sistemlerdi ve Libya ve Suriye'de gördüğümüz gibi hepsinin modern savaşlar için modası geçmişti” diyor.

İdlib hava sahası nispeten hafif bir şekilde savunulurken, Türk yapımı Bayraktar TB2 insansız hava araçları, Libya'da bir düzineden fazla Rus yapımı LNA Pantsir-S1 hava savunma sistemini yok etmeyi başardı.

Ermenistan, geçen yıl Dağlık Karabağ savaşında uzun menzilli S-300 hava savunma füzelerini kaybetmiş olsa da, bunların imhası, tamamen olmasa da çoğunlukla Azerbaycan'ın "kamikaze" veya "intihar dronları" olarak da bilinen İsrail yapımı Harop aylak mühimmatlarından kaynaklanıyordu. 

Yine de Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 1 milyar dolarlık Ermeni askeri donanımını yok ettiği için ülkesinin yakın zamanda satın aldığı Bayraktarlara itibar etti. Erivan, çatışmalar boyunca bu tür saldırılardan 200'den fazla tank kaybetti.

BlueMelange, bu gibi ülkelerin kullandığı eski Rus sistemlerinin, Türk hava kuvvetlerinin Konya’daki 3. Hava Üssü’nde bulunan dünya standartlarındaki Elektronik Harp ve SEAD / DEAD (Düşman Hava Savunmalarının Bastırılması / Düşman Hava Savunmalarının İmhası) eğitim ve tatbikatları ile büyük bir tecrübe kazanan Türkiye’ye karşı savunmasız olduğunu belirtiyor. 

Yine BlueMelange, havadan elektronik karşı önlemlerle birlikte çalıştırılabilen KORAL gibi kara merkezli Türk elektronik harp sistemlerinin, TB2 gibi düşük hızlı hedefleri tespit ve takip edemeyen bu tür eski sistemlerini "kolayca" karıştırarak, yok edilmelerinin önünü açtığını da vurguluyor.

Türkiye'nin Rus teçhizatını kullanan bu kuvvetler karşısında sahip olduğu bir diğer avantaj, hava savunmalarının çoğunun sınırlı radar görüşüne sahip olmasıydı.

BlueMelange, "Bunlar ciddi anlamda Batı NATO sistemlerinin gerisindeler, NATO’nun sahip oluduğu 180 veya 360 derece kapsama alanı, ateş ve unut angajmanları ve modern rehberlik-komuta sistemlerinden yoksundurlar" diyor.

Rehnquist, hava savunmasının daha geniş kapsamına gelince, insansız hava araçlarının genellikle "benzersiz faydalar sunduğuna" dikkat çekiyor: "S-400 gibi üst düzey sistemler, yüksek irtifalı uçakları imha etmek için tasarlanmıştır" diyor.

Rehnquist, yüksekten uçan bombardıman uçaklarının çoğu durumda herhangi bir ülkenin hava kuvvetlerindeki en büyük, en pahalı ve güçlü uçaklar olduğunu da belirtiyor. Sonuç olarak, S-400 ve benzer sistemler, düşman hava sahası üzerinde uçan bu tür uçaklara karşı güçlü bir caydırıcılık oluşturmaktadır. Çok daha ucuz ve pilotsuz olan insansız hava araçlarına karşı durum böyle değildir.

Rehnquist, "Havadan gelen bir saldırıyı önleyici bir batarya, kendisinden çok değersiz bir nesneyi düşürmek için kullanılmaz. Dahası, drone'lar alçak irtifalarda ve çok daha fazla sayıda uçabilir, bu da gelişmiş savunma sistemlerinin etkisini daha da azaltabilir" diyor. 

Bu dinamik, kesinlikle aynı sorunla karşı karşıya olan Rusya ya da ABD'nin drone saldırılarına karşı “askeri olarak çaresiz”  olduğu anlamına gelmiyor.

Rehnquist, "Mevcut olanaklara ek olarak, her iki ülke de Amerikan IM-SHORAD Stryker ve Russian Derivatsyia-PVO gibi yeni kısa menzilli hava savunma sistemleri geliştiriyor" diyor ve ekliyor: “Katmanlı hava savunmalarının uygulandığı uygun bir çatışmada, insansız hava araçlarının etkisi sınırlı olacaktır. Bununla birlikte, asimetrik zayıflıkların olduğu durumlarda, insansız hava araçları ucuz saldırılar sunmaya devam edecek ve taktik zaferler üretecek.”



@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar