Salgın desteklerinde de Diyarbakır ve Güneydoğu ‘üvey evlat’

11 Mart’ta ilk korona vakasının resmi olarak açıklanmasından bu yana geçen sürede, farklı içerikte ekonomik ve sosyal destek paketleri açıklayan iktidarın bu önlemleri ağırlıkla kamu bankalarının kredi kampanyalarına dayandırıldı. 

Özel bankaları da daha çok kredi vermeye yönlendirme amaçlı bazı zorlayıcı düzenlemeler, yaptırım ve ceza uygulamaları devreye sokuldu. 

Vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim ödemelerine ilişkin ertelemeler, icra-haciz davalarının üç ay süreyle durdurulması, geri ödenemeyen kredi borçlarının yasal takibe intikal ettirilme süresinin 90 günden 180 güne çıkartılması vb. önlemlerle ekonomi ayakta tutulmaya çalışıldı.

Bütçenin içi daha önce boşaltıldığı için Türkiye salgına parasız-kaynaksız yakalandı. O yüzden de salgının ilk günlerinde devletin kayıtlarında yer alan yoksul-sosyal desteğe muhtaç 2 milyon aileye dağıtılan bin TL dışında doğrudan nakit desteği yapılamadı. 

Kapanan işyerlerinde işsiz kalan, ücretsiz izne çıkartılan 5,5 milyon kişiye üç ay süreyle İşsizlik Sigortası Fonu’ndan (İSF) asgari ücretin oldukça altında kalan tutarda kısa çalışma ödeneği ve günlük 39 TL nakit desteği yapılmasına karşın, İSF kaynakları da hızla tükenmeye başladı. 

Haziran ayında süresi dolan bu desteğin 3 ay daha uzatılması yönünde işverenlerden ve işçi sendikalarından gelen çağrılara rağmen süre, sadece 1 ay uzatıldı. Oysa Nisan ayında çıkartılan Torba Yasa’da Cumhurbaşkanına işten çıkartma yasağı yanında kısa çalışma ve nakit desteği ödemelerini 6 aya kadar uzatma yetkisi verilmişti. Bütçede ve İSF’de para kalmayınca Erdoğan 6 aylık bu yetkiyi kullanmadı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, salgın döneminde herkesin sorununun çözüldüğünü, süreci en başarılı yöneten, Ekonomik İstikrar Kalkanı, İstihdam Kalkanı, Sosyal Koruma Kalkanı vb. paketlerle en fazla ekonomik destek sağlayan ülkenin Türkiye olduğunu ifade ediyorlar. 

Ancak Uluslararası Para Fonu’nun (IMF), salgında halka, işletmelere, topluma çeşitli şekillerde bütçeden destek sağlayan 55 üye ülkedeki destek paketlerinin Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH-Milli Gelir) oranı sıralamasında Türkiye yüzde 0,24 ile en son sırada! 

Bangladeş, Pakistan, Gana, Arnavutluk gibi Erdoğan’ın deyişiyle “Türkiye karşısında esamisi okunmayacak” ülkeler bile, milli gelirlerine göre Türkiye’nin 5-8 katı daha fazla destek sağlamış. 

Hatta Türkiye gibi “kırılgan” kabul edilen, ekonomik iflas noktasındaki Arjantin’in yanı sıra, Güney Afrika, Brezilya gibi ülkelerin salgında işletmelere, çalışanlara, zordaki kesimlere sağladığı desteklerin milli gelirlerine oranı, Türkiye’nin 12-22 katı! 

İlk sıradaki Yeni Zelanda’nın salgın sürecinde bütçeden yaptığı desteklerinin milli gelirine oranı ise yüzde 21 ile Türkiye’nin 89 katı.

Yani iktidarın iddialarının aksine kaynak yaratamayan, yoksullara bir kez doğrudan destek dışında katkı sağlayamayan Türkiye, bazı kamu alacaklarını erteleyip, bankaları yeni kredi açmaya zorlayarak, bireylerin ve işletmelerin gelecekteki gelirlerini bugünden bloke edip borca, krediye dönüştürerek süreci geçiştirmeyi, “dünyanın imrendiği, kıskandığı başarı öyküsü” olarak pazarlıyor. 

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın son açıklamasına göre kamu bankaları kaynaklı kredi kampanyalarından beş ayda hazineye yüklenen 91 milyar 300 milyon liralık (14 milyar dolar) “görev zararı” ise bu başarının faturası olarak açığa çıkıyor.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4 Temmuz’da İstanbul’da Gelir İdaresi Başkanlığı yeni hizmet binası açılışında salgın döneminin, yaptıkları çalışmalarının ve emeklerinin karşılığının görülmesini sadece birkaç ay ötelediğini belirterek “Bu süreçte sanayiciden esnaf ve sanatkâra, çalışanlardan ihtiyaç sahibi vatandaşlara kadar toplumun her kesiminin yanında olduklarını” söyledi.

Sosyal Koruma Kalkanı destek programlarıyla doğrudan milletin cebine aktarılan tutarın 24 milyar lirayı geçtiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Özellikle salgın kaynaklı bu kısa gecikme dışında, ekonomi programımızı kararlılıkla uygulamayı sürdürüyoruz. Küresel düzeyde yeniden düzenleneceği anlaşılan siyasi ve ekonomik yapı konusunda Türkiye gerçekten avantajlı bir yerde duruyor. Daha salgın dönemi bitmeden dünyanın dört bir yanından alternatif üretim ve tedarik kanalları için ülkemizdeki firmalarla temasa geçilmeye başlandı. Devlet olarak tüm kurumlarımız ve imkânlarımızla girişimcilerimizin, iş dünyamızın dinamizmini destekliyoruz." dedi.

Erdoğan’ın sağlanan katkılarla iş dünyasının dinamizminin desteklendiği sözlerine karşılık, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın (DTSO) üye işyerleri ile gerçekleştirdiği saha araştırmasında ortaya çıkan sonuçlar, iktidarın destek paketlerinde bile Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu bölgesine “üvey evlat” muamelesi yapıldığını ortaya çıkarttı.

DTSO ile Güneydoğu Tekstil Sanayi ve İş İnsanları Derneği’nin (GÜNTİAD) 11-22 Mayıs 2020 tarihleri arasında tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren 107 işletme ile yüz yüze görüşme yöntemiyle yaptığı anketin sonuçları, (http://www.dtso.org.tr/wp-content/uploads/2020/07/TEKST%C4%B0L-GRAF%C4%B0KLER-.pdf)  desteklerden yararlanma konusundaki ayrımcılığı da sergiliyor. 

Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) ve OSB dışında faaliyet gösteren işyerlerinde yürütülen çalışmada, görüşülen işletmelerin yüzde 75,5’i mikro ve küçük ölçekli, yüzde 17,2’si orta ölçekli işyerlerinden oluşuyor. 
DTSO’nun duyurduğu araştırma sonuçlarına göre;

İşletmelerin yüzde 78,2’si pandemi sürecinden olumsuz etkilendi. Bu dönemde işletmeler ya üretim kapasitelerini düşürerek yarı zamanlı üretime geçmiş ya da üretimlerini tümüyle durdurmak zorunda kalmış. Üretimini durduran işletmelerin oranı yüzde 53,7. İşletmelerin sadece yüzde 7,3’ü üretimini değişiklik yapmadan sürdürebilmiş. Yüzde 79’1’i kiracı konumunda olan işletmelerin yüzde 69’u faaliyet gösterdikleri yerlerin kiralarını, aylardır ödeyememişler.

Ankete verilen yanıtlara göre, salgın sürecinde işletmelerin üretimlerini desteklemek, işten çıkartmaları ve çalışanların işsiz kalmasını önlemek için ilan edilen kısa çalışma ödeneği, borç erteleme, vergi ve SGK ödemelerinin ertelenmesi, bankalardan uygun koşullu yeni kredi vb. destek paketlerinden de Diyarbakır ve bölgedeki işletmelerin büyük çoğunluğu yararlanamamış. Kısa çalışma ödeneği, kredi erteleme ya da yeni kredi başvurularının büyük bölümü ya yanıtsız kalmış ya da reddedilmiş.

107 işyerinde istihdam edilen 5 bin 604 çalışanın 2 bin 696’sı için İSF’ye kısa çalışma ödeneği başvurusu yapılmasına karşılık bunların sadece 1337’sine üç ay süreli ödeme yapılmış. 

Kısa çalışma ödeneğine başvuran işletmelerin yüzde 75,9’unun işçilerine, ‘450 gün prim ödemiş olma’ koşulunu sağlayamadıkları için ret yanıtı verilmiş. DTSO değerlendirmesinde bu durum şu ifadelerle vurgulanıyor: 

“İşletmelerin yüzde 55,5’inin faaliyet süresinin 10 yılın altında olması, ilimizde küçük ve mikro ölçekli işletmelerin yoğunluğu, tekstil ve hazır giyim sektöründe çalışan sirkülasyonun fazla olması ve bölgenin özgün sorunları düşünüldüğünde, 450 prim/gün koşulu, Diyarbakır için dezavantaj yaratmıştır. İşletmelerde bu dönemde 256 kişi ücretsiz izne, 1.096 kişi ücretli izne ayrılmıştır.  

Bu durum, ildeki yüksek işsizlik oranlarının daha fazla artmasına neden olmuştur. İşletmelerin yüzde 60,90’ı bu dönemde kira, fatura, vergi, SGK, çalışan maaşı, banka kredi taksiti ve borçlarını ödeyememişlerdir. Pandemi öncesinde de finansa erişimde zaten çok zorlanan il ve bölge işletmeleri, bu dönemde daha ciddi finansal sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır.”

Halen Diyarbakır ve bölge illerindeki işletmelerin yüzde 64,6’sının bankalara kısa, orta ve uzun vadede kredi borçlarının bulunduğu, açıklanan kredi desteklerine ise işletmelerin yüzde 50,9’unun başvurduğu araştırma sonuçları arasında yer alırken, mevcut kredi borçları ve kredi sicillerinin başvurularda önemli bir kriter olması nedeniyle, yeni kredi başvurularının önemli bölümünün sonuçsuz kaldığı belirlendi.

DTSO ve GÜNTİAD ortak çalışmasından çıkan sonuçlara bakıldığında, Diyarbakır ve bölgedeki işyeri, işletme ve üretim tesislerinin;  

*Yüzde 76,60’ı istihdam ettikleri işçiler için sağlanan kısa çalışma ödeneğinden,

*Yüzde 92’si banka kredi/borç erteleme için açıklanan imkânlardan,

*Yüzde 91,5’i SGK ve vergi borcu ötelemelerinden,

*Yüzde 81’i başta kamu bankalarının başlattığı kredi destekleri ve kampanyalarından, özel banka kredilerinden yararlanamadı. Görüşülen işletmelerin yüzde 73,6’sı ise salgın döneminde açıklanan desteklerin yetersiz olduğunu dile getirdi.

Dolayısıyla salgının ağırlaştırdığı ekonomik tahribata karşı sağlanan parasal, finansal, sosyal desteklerde milli gelire kıyasla IMF sıralamasında üye ülkeler arasında sonda yer alan Türkiye, içeride ise bu kısıtlı imkanlardan yararlanma konusunda bile bölgesel uçurumların, işletmeler arasında imkan-fırsat eşitsizliklerinin öne çıktığı bir görünümde. 

İşsizlik, yoksulluk, insani durum, demokratik haklar ve özgürlükler gibi başlıklarda, Türkiye’nin diğer bölgelerine göre daha da zorlu koşullara sahip Diyarbakır ve Güneydoğu, DTSO araştırmasının sergilediği tablo ile korona kaynaklı ekonomik hasarın da diğer bölgelere kıyasla en ağır yaşandığı konumda. 

İşletmelerin ve çalışanların, kısıtlı devlet desteklerine dahi erişemediği, yararlanamadığı, dışlandığı koşullara rağmen ayakta kalmaya, tutunmaya çabalıyor.   


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.