Şark Kurnazı Erdoğan’ın Ege’de barış oyunu

Meis, Afrin değil; Yunanistan da Suriye… İkisinin apayrı gerçekliği var. Gerilimi tırmandırarak içerde eline güçlendirmeye çalışan Erdoğan, Avrupa Birliği’nin yaptırım kararıyla karşılaşınca telaşa düştü. 

Ekonomisi sallantıda, bankaları zorda olan Türkiye’ye bir de Avrupa Birliği ekonomik yaptırımları gelirse, seyredin çöküşü. Trump’ın iki tweetiyle yerlebir olan ekonomi, bir gecede mefta olur.

Damat falan bu gerçeği kayınbabaya anlattı herhalde. Eldekileri savurduk, tükendik. Deniz bitti… AB ile papaz olursak bizi kimse kurtaramaz diye… Orayı da alırız, burayı da alırız diye kükreyen Erdoğan bir anda barış güvercinine dönüştü. Şartsız masaya oturma, Kıbrıs hariç herkesle görüşmeye hazır olduğunu beyan etti. Bu teklifini de hemen Almanya Başbakanı Merkel’e anlattı…

NATO’nun Ege’de kazayla bir çatışma çıkmaması için önerdiği teknik müzakere önerisini dev bir barış hamlesi gibi pazarlamaya çalıştı. Barışa istekli tarafın kendisi, ayak direyenin Yunanistan olduğu imajı çizme uğraşı içine girdi.

Bir neden Avrupa Birliği’nin sopasıysa, diğeri Amerika Başkanı Trump’ın seçime giderken maraza çıkmamasını istemesi. Yunan lobisi ve seçmeni Amerika’da güçlü. Ege’de çıkacak bir çatışmada tarafsız kalırsa Yunanlılardan gelecek oylardan olma riski var. Bunu belli ki Erdoğan’a “kibarca” anlattı.

Ama Yunanistan Erdoğan’ın  barış elini kabul etmedi. 

Neden?

Çünkü Türkiye, Oruç Reis gemisinin ilan ettiği alanlardaki faaliyetlerini devam ettiriyor. Masaya oturmak için kriz öncesi tabloya dönmeyi kabul etmiyor. Hem Ege’deki saldırgan politikasını daha kibarca sürdürmek, hem de uluslararası alanda eli güçlenen Yunanistan’ı yalnızlaştırma hamlesi yapıyor…

Erdoğan ve Çavuşoğlu’nun saldırgan söylemlerinin ardından bölgede dost bulmaları artık mümkün görünmüyor. Eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, ikilinin başarısızlığını gayet güzel anlatıyor:

"Doğu Akdeniz’de on yıllardır süregelen gerilimin son dönemde en üst düzeylere çıktığını endişeyle izlemekteyiz. Bu gergin ortamın çok daha tehlikeli boyutlara doğru ilerleme potansiyeli taşıyor olması da endişelerimizi artırmaktadır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz sahilleri üç ana ekonomik faaliyet alanının ana üssüdür: Antalya’da turizm, Mersin’de serbest bölge ve dış ticaret, Ceyhan’da enerji. Dünyaya açılan hattı oluşturan bu üç ekonomilk faaliyet alanı da barışçıl ortamı gerekli kılar.

Ülkemize destek beyan eden tek ülkenin Azerbaycan olması; ABD, Rusya, Fransa başta, küresel aktörlerin, Mısır, Yunanistan ve İsrail başta olmak üzere bölgesel aktörlerin ülkemizin karşısında yer alması haksızlığımızdan değil, diplomasimizin zayıflığındandır.

Maalesef bugün dış politikamız hiçbir stratejik analiz ve uygulama kademelendirmesi yapılmaksızın Sayın Cumhurbaşkanı’nın o anki ruh haline göre aldığı refleksif kararlarla yürütülmektedir.

Öte yandan gerginliğin iç politika malzemesi olarak kullanılması ve ülkemizin bazı kesimlerinin çözüme katkı vermekten dışlanması Doğu Akdeniz politikalarına zarar verebilecek, ülkemizin sahada ve diplomaside konumunu zayıflatabilecektir.”

Erdoğan’ın elinde kullanacağı tek koz var, mülteciler. Zırt pırt Merkel’i arayıp baskı yapabilmesinin nedeni de o. Almanya Başbakanı Avrupa ve ülkesinin yeni bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya kalmasının, hem de pandemi sürecinde Avrupa’nın dengelerini alt üst edeceğini biliyor ve bunu önlemeye çalışıyor.

Ancak mülteci şantajının etkisi de bir yere kadar. Sonuçta Türkiye’nin Yunanistan sınırı diye baktığı yer, Avrupa Birliği sınırı. Avrupa Birliği kendi sınırlarını koruyamaz duruma düşerse birliğin bir anlamı kalmayacaktır. O yüzden son kertede Merkel’in birliğin geleceğini düşünmesi kaçınılmaz. Erdoğan, bu sladırgan politikalarıyla Avrupa’nın ortak bir savunma ve dış politika geliştirmesine bile katkıda bulunuyor olabilir. 

Çünkü Avrupa için Rusya ile birlikte en büyük tehdidi oluşturuyor.

Erdoğan’ın bu barış hamlesi, demokrasi ve hukukun üstünlüğü söylemi kadar sahte ve ikiyüzlüdür. Kimse yemez ama işine geliyorsa bir süre yemiş gibi yapar.

Ülkeyi içine düşürdüğü korkunç durumdan çıkaramayacağını bilen Erdoğan’ın saldırgan bir dış politikadan başka şansı yoktur.

Gidişatın sonucu ortada, görmek isteyen görüyor.

© Ahval Türkçe