Suç ve cezasızlık

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu haftalardır yegâne gündem konusu olan Sedat Peker ifşaat videolarıyla ilgili Twitter’dan Türk gençliğine ve reise hitaben şu çağrıyı yaptı:

“Gençler, merak etmeyin o gün gelecek ve bu başınıza gelenleri unutacaksınız. Pir-ü pak, tertemiz bir ülke vaadimdir size. Türkiye’yi mafyaya, çetelere, sureti haktan görünen yağmacılara yedirmeyeceğiz. Erdoğan, gel helalleşelim. Seçimden kaçılmaz #HemenSeçim”.

Erken seçim hülyası üzerine çok yazıldı, üzerinde durmaya değmez. Kısaca tekrar edecek olursam, PekerGate ifşaatının da hatırlattığı gibi bu rejim ve reisi Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir boyutta ve istisnasız her konuda anayasa ve yasaları ihlâl etti. Seçim kaybederek iktidarı kaybetmeleri ömür boyu hapis cezasıyla sonuçlanır. O yüzden reis ile rejim sadece kazanacakları ve iktidarı muhafaza edecekleri seçimi yaparlar ama bu arada hem kendilerini hem ülkeyi görülmemiş bir felâkete sürüklemekteler.

Kılıçdaroğlu’nun çağrısında önemli olan erken seçim meselesinden ziyade “gel helalleşelim” lakırdısı. Hazret son yerel seçimler sonrasında da muhalefetin kazandığı belediyelerde gündeme gelen belediye borçları meselesinde benzer bir tutum içerisindeydi. Şöyle diyordu: “Borçlar var mı? Evet, borçlar var. Ama belediye başkanlarımıza şunu söyledik; sakın ola ki enkaz devraldık edebiyatı yapmayın. Bu göreve talip olmuşsanız, gereğini yapacaksınız. Baştan ağlaşmak ‘efendim mahvolduk, ben nasıl yöneteceğim’ diye bir atmosfer asla yapılmayacak”.

Rejim, belediyelerin kaynaklarını talan ettiği için ortaya devasa bir enkaz çıkmış; ayrıntılar herkesin gözü önünde, millî ve yerli politikacı “merak etmeyin, asla hesap sormayacağız” diyor.   

Rejimin anapayandası konumundaki anamuhalefet liderinin rejimle helalleşme muradının ardında memleketin ezici çoğunluğunun rahatlıkla ve sorgusuz kabullendiği  “devr-i sabık yaratmayacağız ilkesi” ile bunun çıktısı, “yanına kâr kalma hali” yatar. Bu anlamda, hiçbir zaman hesabı sorulmamış, yapanların daima yanına kâr kalmış olan kötülükler, suçlar müzesidir Türkiye. Müzenin üzerinde bayrak dalgalanır, ezanlar okunur, daima…

PekerGate ifşaatında gündeme gelen ve Türkiyeliler dışında yabancı haberalma örgütleri, uluslararası kuruluşlar hatta uluslararası kamuoyunun dahî kısmen vakıf olduğu rezilliklerin de hesabı sorulmayacak.

PekerGate gibi dolaylı değil, 17/25 Aralık 2013’teki doğrudan ifşaatın hesabının sorulmadığı, sorulamadığı bir memleketten bahsediyoruz. Keza Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan ve her nedense artık erişilemeyen Peker’in de bahsini ettiği suç ve suçluları faş eden Paradise Papers yazı dizisinin akıbeti… Sonuçta, işlediği pek çok suç için ve en son kanımızda duş alma hesabı yapan Peker’den nasıl hesap sorulmadıysa kendisinin bugün faş ettiği rezilliklerden de hesap sorulmayacak.

Son yüz küsur yılı şöyle bir gözümüzün önünden geçirdiğimizde yetkili ama sorumsuzların işledikleri suçların nasıl hesabının sorulmadığı, yapılanların her durumda nasıl cezasız kaldığı çıkar ortaya.    

PekerGate ifşaatı, ya da belediye borçları, ya da memleketin gözü önünde büyüyen malî ve kurumsal enkaz gerçeğine hoşgörüyle yaklaşan yaygın ahlâksızlığın temelinde Ermeni Soykırımı suçunun cezasız kalması yatar. Cezasızlık, sorumsuzluk/hesap vermeme, hesap sormama/unutturma/ezber, gasp/talan davranışlarının baskın toplumsal davranış biçimleri mertebesine gelmelerine önayak olmuştur.

Bile bile yaratılmayan devr-i sabıklar üst üste bindikçe kötülüğü sindirme kapasitesi artmış, yeni kötülükler olağanlaşmıştır. Sonuçta varılan yer kötülükleri hep unutmak üzere inşa edilmiş zımnî bir toplumsal sözleşmedir. Doğal uzantısı da hesap sormama/unutturma/ezber kültürüdür.

Bugün, totaliter rejimin erken seçimle gideceğine inanmak isteyen siyaset yorumcuları bu olasılığı, tam da devr-i sabık muhasebesi yapılmayacağına binaen öne sürerler. Seçimde kaybedince hiçbir şey olmamış gibi kuru pasta ve çayla devir teslim yapılacak, muhalefet iktidar olacaktır. Rejim de kendisinden hesap sorulmayacağını bildiği ölçüde köşküne çekilecektir. Zira öbür türlü, bu kadar kötülüğe bulaşmış, her bakımdan tarihî boyutta enkaz yaratmış bir rejim neredeyse Nuremberg Mahkemesi ayarı bir yasal sürece tâbi tutulmalıdır. Ne var ki Türkiye’de ne siyasî ahlâkın ne de toplum vicdanının böyle bir niceliği olmamıştır.  Geçmiş felâketlerin farkında olan bir avuç vicdan sahibi de toplumsal marazlara ilaç olmak için yetersiz kalmıştır.  

Hep duyarız, okuruz, ne zaman yeni bir rezillik ortaya çıksa rahatsız olan vicdan sahipleri “şu sorgulansaydı bu olmazdı, o sorgulansaydı öbürkü olmazdı” diye hayıflanır. Kimi Kürdlerin başına gelenlerle başlar, kimi faili meçhul cinayetlerle, kimi şu veya bu yolsuzlukla, yüz küsür yıldır birikmiş kıyaslanacak melânet o kadar boldur ki… Ama kimse bu çürümenin kök nedenlerine inmez, devasa ve kolektif bir suç olan Soykırıma kadar gitmez.

Öyle olunca da hesabı verilmemiş Soykırımın hayaleti memleketi her bakımdan belirlemeye devam eder.   


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.