Türk ekonomisinde Adnan Menderes dönemine dönüş mü yaşanıyor?

2 Eylül'de, Quora adlı web sitesinde bir katılımcı, "Türkiye ekonomisini hızlı bir çöküşten ne kurtarabilir?" sorusuna şu cevabı veriyor: “Geçmişte bir ödeme dengesi krizi yaşadık ve hepimiz bunun ne kadar kötü biteceğini biliyoruz. Türkiye'nin yakın gelecekte IMF kredisine ve sermaye kontrollerine başvurma olasılığı her geçen dakika artıyor."

Türk hükümetinin mevcut ekonomik durumu yönetememesi bana Türkiye’nin demokratik yollarla seçilmiş ilk Başbakanı Adnan Menderes’in Demokrat Parti (DP) hükümeti dönemindeki 1950’lerde yaşanan ekonomik krizi akla getiriyor. 

Anthony Zurcher’in “Turkey, A Modern History - Türkiye, Modern Bir Tarih” adlı kitabına göre DP, “Mali açıdan sağlıksızdı ve büyük açıklar, borçlar, enflasyon ve karaborsa yaratıyordu.”

DP, onları iktidara getiren toprak sahiplerinin vergilerini artırmak yerine merkez bankasından borç aldı ve enflasyon 1950'de yüzde 3'ten 1957'de yüzde 20'ye çıktı. Lira'nın değeri düştü, ancak “ekonomik gerçekleri tanımak yerine, hükümet fiyat kontrollerini uygulamak için 1940 Ulusal Savunma Yasası’nı yeniden canlandırdı. "

DP, ilk olarak kendisini iktidara getiren birçok zengin grubun desteğini kaybetti ve Menderes giderek daha otoriter hale geldi. DP’nin geniş koalisyonu dağılmaya başladı ve ekonomik hoşnutsuzluğu İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında müzakere konusu olan Kıbrıs’ta devam eden sorunu milliyetçi duygulara baskılamaya çalıştı. 

Milliyetçilik, siyasi ve ekonomik endişelerin yönünü değiştirmek için kullanılacak tehlikeli bir baskı araçtır. Ancak Türk hükümeti, Akdeniz gaz yataklarına eşit erişim taleplerine bunun ışığında ulaşabileceğini düşünüyor. 

Türkiye'nin klasik bir zayıf rol oynadığı, Batılı güçleri ise Türkiye'yi zayıf tutmaya kararlı emperyalist rolü vererek konuyu bir kültür savaşı haline getirerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin yeniden bir Kurtuluş Savaşı yaşadığını düşündürerek  iç siyasi muhalifleri hükümetin yanında yer alma zorluyor. 

Tekrar ve tekrar, Türkiye’nin ekonomik durumu kötüleştikçe Erdoğan, Batılı Hıristiyan Emperyalistlere karşı zayıf bir Türkiye anlatısına uyarlayabileceği Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması gibi milliyetçi takozlar bulabiliyor. 

Siyasi söylemi ve haberleri saldırı altındaki bir Türk devleti izlenimi ile doldurmak, muhalefetin vatansever görülme riskini göze almadan devleti eleştirmesinin çok zor olduğu anlamına geliyor.

1957’deki parlamento seçimleri Menderes’in Demokrat Partisi’nin oylarının azalmasına yol açtı. Zurcher'e göre, "Cumhuriyetçileri komünist ve inançsız olarak nitelendiren ve dönemlerinde açılan cami ve dini okulların sayısı ile övünen" Demokratlar dini duygulara başvurarak oylarını artırmaya çalıştılar. Din, Erdoğan'ın başından beri kullandığı bir araçtır, AKP iktidara geldiğinden bu yana kaç tane cami inşa edildiğini sık sık ilan eder ve Ayasofya tartışması da bu bağlamda değerlendirilmelidir. 

Türkiye önceki IMF borcunu 2008'de ödedi ve 2007'de Erdoğan “Türkiye'nin geleceğinde IMF’nin olmayacağına” söz verdi. Yine de, tıpkı 1958'de Menderes hükümetinin yapmak zorunda kaldığı gibi, Türkiye, borcunu yeniden yapılandırmaya geri dönmek zorunda kalacak gibi görünüyor. IMF 'hakimiyetine' karşı uyarıda bulunan 2018’deki bir Daily Sabah makalesi, IMF'nin Menderes hükümetine komplo kurduğunu, çünkü Menderes’in 1954'te IMF yardımını reddettiğini öne sürüyor. 

Türkiye ekonomisi, borcun genellikle gelişmekte olan ülkelere dayatıldığı, IMF'nin müdahalesi ve yeniden yapılandırmasını neredeyse kaçınılmaz hale getiren küresel bir kapitalist sistemin parçasıdır. 2008'den sonra Türkiye'ye sermaye girişlerinin çoğu, Batılı merkez bankalarının para basımı olan "parasal gevşeme politikası" tarafından yaratıldı. Artık yatırım Türkiye'yi (Brezilya ve diğer BRIC ülkelerinin yanı sıra) terk ettiği için, para birimleri değer kaybediyor, bu da enflasyona ve düşen yaşam standartlarına neden oluyor.

Bununla birlikte, 1958 IMF kredisinin bir parçası olarak uygulanan ekonomik kontroller, enflasyonu düşürmede başarılı oldu. Erdoğan'ın şu anda Türkiye'de enflasyonu düşürmek için IMF'nin baskısına ihtiyacı yok. Merkez bankasını hükümet kontrolünden bağımsız hale getirmesi ve daha yüksek bir faiz oranı belirlemekte özgür olması gerekiyor. Ancak AKP ideolojik olarak böyle bir hamle yapmaya isteksiz görünüyor.

Erdoğan, 1950'lerin sonundaki Menderes kadar tehlikeli bir durumda değil. Menderes, en önemlisi ordu olmak üzere birçok Cumhuriyetçi güç merkezinin desteğini kaybetti ve 1960 yılında devrilmesine ve idam edilmesine yol açan darbe gerçekleşti. 

Ergenekon davaları ve başarısız 2016 darbesinin ardından gelen tasfiyeler yoluyla ordu iktidarın tam kontrolüne girdi ve dolayısıyla Erdoğan'ın ordu ile ilgili bir sorunu yok.

Erdoğan için sorun, ekonomik istikrar önlemleri alınmazsa, enflasyonun kendi çekirdek destekçi gruplarının yaşam standartlarını yemeye devam etmesi ve bunun da sandığa yansıyacak olmasıdır. Türkiye ekonomisindeki keskin düşüşün ışığında doğrudan Yabancı Yatırım çekmek kaçınılmaz olarak zorlaşacaktır. Soru, ekonominin gidişatını değiştirmesi için AKP’nin ne tür bir siyasi veya ekonomik baskı yapacağıdır.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.