Türkiye ile neye karşılık ‘pozitif gündem’ ? - Marc Pierini

2023 yılının Türkiye Cumhurbaşkanı‘nın siyasi yaşamında çifte doruk noktası olacağını belirten Avrupa Birliği’nin eski Türkiye Büyükelçisi Marc Pierini, bunların; kaybetmeyi göze alamayacağı cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimleri ile kaçıramayacağı Cumhuriyet’in yüzüncü yıl kutlamaları olduğunu ifade ediyor.

Fransız La Croix gazetesinde 10 Şubat'ta yayınlanan makalesinde Fransız diplomat Pierini bundan dolayı Erdoğan’ın Avrupa ile "pozitif bir gündem" oluşturmaya hevesli olduğunu, ancak bu sempati oluşturma hamlesine körü körüne ortak olmanın bir talihsizlik ve Avrupa değerlerinden vazgeçilmesi anlamına geleceği uyarısında bulunuyor. Pierini, Erdoğan’ın hedefinin önündeki en büyük engelin ise derin bir siyasi, ekonomik ve sosyal kriz olduğunu aktarıyor.

Cumhurbaşkanının partisi AKP ile milliyetçi MHP arasındaki 2018 ittifakın çatırdadığını öne süren Pierini, “Ayrıca, 2019 belediye seçimleri ve son anketlerin de gösterdiği gibi, 2017'den beri kurulan ultra merkezileştirilmiş başkanlık modeli artık vatandaşların çoğunluğu tarafından kabul edilmiyor” diyor.

Canı sıkılan Türk liderliğinin tasfiyeler, muhalefet partilerini taciz, basın ve sosyal medyayı kontrol, sivil toplumun ezilmesi ve yargının siyasallaşması ile her geçen gün tavrını daha da sertleştirdiğini aktaran Pierini, hatta bazılarının Kürt partisi HDP'yi yasaklamayı düşündüğünü de ifade ediyor.

Pierini, “Dışarıda; Suriye, Irak, Libya, Azerbaycan, Doğu Akdeniz’de  Türkiye son birkaç yılda sert askeri bir dış politika izledi. Bu 'Yeni Türkiye' bir güç gösterisi olsa da aynı zamanda kısmen, Kürt isyanının (PKK) destek üslerini ortadan kaldırmak, Kıbrıs adasının bölünmesini kalıcı hale getirmek ve Yunanistan ile deniz sınırlarını değiştirmek amacı taşıyor” şeklinde ifadeler de kullanıyor.

Pierini makalesinde Türkiye’nin askeri yapılanmasına da dikkat çekiyor: “Buna paralel olarak 2 binli yıllarda başlatılan geniş bir askeri yeniden yapılanma programı şimdi gerçeğe dönüşüyor ve ülkenin askeri tavrını derinlemesine değiştiriyor: silahlı dronlar, denizden denize füzeler, helikopter taşıyıcı, fırkateynler, denizaltılar sıraya giriyor veya inşa edilmeyi bekliyor. Daha da önemlisi, Türkiye, NATO’nun savunma mimarisiyle tamamen uyumsuz olduğu bilinen Rus S400 füze sistemlerini konuşlandırdı ve böylece Atlantik ittifakına büyük bir darbe indirdi, Moskova ile Batı arasındaki muhtemel bir gerilimde Ankara’nın konumu hakkında şüphe uyandırdı.”

Joe Biden'in zaferi ile sarsılan Türk liderliğinin, Kasım 2020'den itibaren aniden siyasi söylemini tersine çevirdiğinin altını çizen Pierini, “Fransız seçmenlere başkanlarından 'bir an önce kurtulmaları' çağrısı ve Alman siyasetçiler için 'Nazi' unvanının kullanılması unutularak, geniş çaplı reformlar, Avrupa yanlısı bir stratejik vizyon, Atlantikçi bildiriler ve yeni ABD başkanıyla kişisel bir ilişki kurmaya yönelik yoğun çabalar dillendirilmeye başlandı” diyor.

Pierini’ye göre bu ters söylemler çok inandırıcı olmadığı gibi aynı zamanda siyasi aldatmacaya de benziyor ve adını anmaya değecek herhangi bir siyasi ve adli reform, 2017'den beri sabırla uygulamaya konulan ve günlük uygulamalarla pekiştirilen otokratik sistemin ruhuna aykırı olacaktır. Pierini, “Batı'da bu hikayeye kim inanabilir?” sorusunu da yöneltiyor.

“4 Şubat tarihli Dışişleri Bakanlığı bildirisinde açıkça belirtildiği gibi, Avrupa ile pozitif bir gündemde insan hakları ve hukukun üstünlüğü dışlanacaktır” hatırlatmasında da bulunan Pierini, Ankara’nın ayrıca S400 füzelerinin yerinde kalacağını söylediğini de belirterek, “Bunlar çıkmaz sokaklardır” ifadelerini kullanıyor.

Avrupa’nın kesinlikle Türkiye’nin temel özelliklerini hesaba katması gerektiğini de belirten Pierini, “Ülke çok büyük, ekonomik ve askeri olarak güçlü ve birçok AB üye ülkesinin burada ekonomik ve mali çıkarları var” hatırlatmasında bulunuyor.

Ancak Avrupa’nın aynı zamanda oyunun kurallarını değiştiren temel bir unsuru da hesaba katması gerektiğine işaret eden Pierini, “Bugün, 2017 anayasası ve AKP-MHP ittifakı tarafından şekillendirilen Türkiye, ister insan hakları ihlalleri ve ister de askeri seçimleri nedeniyle artık 'Batı ekibinin' bir parçası değil. Liderlerinin tercihleri ve seçmenlerinden kaynaklanan bu seçimleri hiçbir 'pozitif gündem' tersine çeviremez. Bu gerçeklikten dolayı 2023'e kadar her türlü toyluktan vazgeçilmeli ve AB Ankara ile ilişkisini tamamen yeniden gözden geçirmelidir, çünkü mevcut liderlikle kalıcı güçlü bir ilişki kurma fırsatı yok” diyor.

Pierini, 25-26 Mart Avrupa Konseyi Zirvesi’ne kadar Ankara’nın beş ana yönde çalışacağını da belirtiyor: “Ursula Von der Leyen ve Charles Michel'in Türkiye'yi ziyaret etmesini sağlamak; Suriyeli mülteciler için büyük bir yardım paketi elde etmek; Yunanistan ile deniz sınırlarına ilişkin görüşmelere destek sağlamak; yaptırımlardan ve hukukun üstünlüğü üzerindeki baskılardan kaçınmak; Türk cumhurbaşkanını bir Avrupa Konseyi toplantısına davet ettirmek.”

Ankara’nın deniz sınırları, Türkiye'deki Suriyeli mülteciler ve gümrük birliği gibi bazı acil taleplerinin meşru olduğunu ve bir an önce geçici anlaşmalarla sonuçlandırılmaları gerektiğininin altını çizen Pierini, diğer taleplerin ise baskı altındaki rejimin siyasi olarak ayakta kalmasıyla yakından ilişkili olduğunu ve AB'den sessizlik ve zirve yoluyla onu rahatlatmasının istendiğine işaret ediyor. Pierini, “Başka bir deyişle, Avrupa, Türkiye’nin otokratik modelini "onaylamaya" ve Avrupa çıkarlarına yönelik saldırılarında sessiz kalmaya davet ediliyor” ifadelerini kullanıyor.

Akabinde de Pierini şu soruları yöneltiyor:

"Türkiye’nin Akdeniz ve Mağrip'teki yayılmacılığı kasten görmezden gelinmeli mi? Kıbrıs, Libya ve Suriye'deki çatışmalara çok taraflı çözümler terk edilmeli mi? Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve diğerleri hakkındaki kararlarını reddetmesi, Türkiye için yasal bir zorunluluk olmasına rağmen kabul edilmeli mi? AB hükümetlerinin Türkiye’nin askeri yapılanmasına verdiği destek devam etmeli mi? Son olarak AB, değerlerinden ve çıkarlarından vaz mı geçmeli?"

Pierini makalesinin sonunda da, “Önümüzdeki haftalarda, Avrupa'daki ve Türkiye'deki demokratik güçler, Avrupalı ​​liderlerin açık fikirliliğine güvenmeyi umacak” diyor.