Türkiye işgücü piyasasında yaşanmakta olan depreme dair farklı bir yaklaşım

Hatırlarsanız, Korona salgınının Türkiye’de resmen mart ayından itibaren ortaya çıktığı belli olmuş, genelde ekonomide özellikle de işgücü piyasasında yaratmakta olduğu sarsıntıların işsizlik rakamlarına nasıl yansıyacağı merak ve endişe içinde beklenir olmuştu.

TÜİK Şubat dönemi (Ocak-Şubat-Mart) işgücü piyasası istatistiklerini 10 Mayısta yayınladı. İşsiz sayısı ve işsizlik oranı düşmüştü! 

Ardından 10 Haziranda Mart dönemi (Şubat-Mart-Nisan), son olarak da 10 Temmuz'da Nisan dönemi (Mart-Nisan-Mayıs) istatistikleri yayınlandı. İşsizlik düşmeye devam ediyordu!! 

Vatandaş hayretler içindeydi. Medya da işi icabı benim gibi işgücü piyasasını yıllardır takip etmeye çalışan iktisatçılardan bu paradoksun açıklanmasını bekliyordu.

Mayıs ayından itibaren Korona salgının işgücü piyasasında yarattığı şoka dair birçok yazı yazdım (Ahval, T24), yazılı basında söyleşilerim çıktı (Cumhuriyet, Sözcü) çeşitli televizyon ve radyo programlarına katıldım.

Elimden geldiğince açıklamaya çalıştım ki, bir kere mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları artıştaydı ama bu artış da gerçek işsizliği yansıtmaktan uzaktı çünkü istihdam hızla azalırken işsiz sayıları da (iş arayanlar) beklenmedik bir şekilde azalıyor, bir bakıma işsizler “buharlaşıyordu”. 

Buharlaşan işsiz sayısı 2 milyon geçmişti. İnsanlar buharlaşamayacağına göre aslında işini kaybedenlerin önemli bir kısmı “iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” gurubuna intikal etmişlerdi. Nisan 2019’dan Nisan 2020’ye bu kişilerin sayısı 2 milyon 285 binden 4 milyon 500 bine 2 milyon 215 bin arttığını not edelim.

Dahası, kısa çalışma statüsüne geçen ya da ücretsiz izne çıkartılan toplamda 5 milyondan fazla insan resmen istihdamda görünüyor ama fiilen ya çok az ya da hiç çalışmıyordu.  Bu devasa kitle aslında potansiyel işsizlerdi. Önümüzdeki aylarda ekonomi yeterince canlanamadığı, Devlet de ücret ve nakit desteklerine devam edemeyeceği duruma gelindiğinde, istihdamda görünen bu milyonların hatırı sayılır bir kısmının açık ya da örtük işsizler olarak ortaya çıkacakları belliydi.

Bu yazıda düşen işsizlik paradoksunu açıklamaya yönelik daha kapsamlı bir açıklama yapmak dolayısıyla yazılarımda ve söyleşilerimde paylaştığım görüşlerimi tekrarlamak istemiyorum. Yukarıda yeterli bir özet var zaten. Bunun yerine, yeni yayınlanan bir çalışmada* önerilen iki yeni ölçütü kullanarak Türkiye’nin Korana öncesi OECD ülkeleri ile karşılaştırmalı durumunu ortaya koymayı ve Korona şokunun zaten yeterince sorunlu olan bu durumu nasıl daha da sorunlu hale getirmeye teşne olduğunu sizlerle paylaşmayı tercih ediyorum.

Bu iki yeni ölçütün ilki işsiz sayısının 25-64 yaş nüfusuna oranı, ikincisi ise ne çalışan ne de iş arayanların yani aktif olmayanların (kısaca inaktifler ) 25-64 yaş nüfusuna oranıdır. Bu ölçütlerin yararı birbirlerini tamamlamalarıdır; çünkü aynı paydaya (nüfus) sahipler. 

Bu oranlara bir de 25-64 yaş grubunda istihdamda olanların aynı yaştaki nüfusa oranı eklenince doğal olarak üç oranın toplamı 1’e eşitleniyor ve 25-64 nüfusunun üç ana kesiminin arasındaki geçişler berraklaşıyor. İşsizler azalabilir ama inaktifler artıyorsa bu sağlıklı bir gelişme değildir. Marifet, bir yandan inaktifleri azaltırken diğer yandan istihdamı arttırarak işsizliği düşürmektir. 

Ulusal işgücü piyasalarının göreli başarıları ya da ulusal işgücü piyasasının zaman içindeki başarısı değerlendirilirken bu ölçütler göreceğimiz gibi oldukça kullanışlıdırlar çünkü işsizlik oranının seviyesi tek başına bir başarı ölçütü olamaz.

Söz konusu çalışma bu iki ölçütü kullanarak 2019 yılında yani Korona arifesinde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 20 OECD üyesi ülkenin işgücü piyasası performansını karşılaştırıyor.  Bu 20 ülkenin işsizler / nüfus ile inaktifler / nüfus rakamlarını aktarmaya bu yazının sınırları müsait değil. Başarılı ve başarısız bir kaç ülke örneğini verdikten sonra Türkiye’nin durumuna bakmak istiyorum.

İşsizler / Nüfus ve İnaktifler / Nüfus oranları 2019’da Japonya, Almanya ve İsveç için sırasıyla %2,0-%14,5; %2,5-%15,6; %4,6-%10,9. Görüldüğü gibi her iki ölçüt bu ülkeler için son derce düşük. Dolayısıyla istihdam oranları da son derece yüksek; iki oranın toplamını 100’den çıkararak istihdam oranlarını hesaplayabilirsiniz. Bunlar en başarılı işgücü piyasalarına sahip ülkeler. İspanya ve Yunanistan’da durum tam aksi: Oranlar sırasıyla %10,4-%19,0 ve %12,7-23,2. Her iki oran da oldukça yüksek. 

Türkiye’de ise 2019 yılında 25-64 yaş gurubunda bu oranlar 2019’da %7,4 ve %37,7 olarak hesaplanıyor. İşsizlik oranında İspanya ve Yunanistan’dan hallice ama inaktiflerin genişliği itibariyle 20 ülke arasında uzak ara en başarısız ülke durumunda. Bu başarısızlığın başlıca nedeni de bilindiği gibi inaktif kadınların göreli ağırlığı. 
Ekonomik gelişmişlik bakımından Türkiye ile benzer seviyelere sahip Şili ve Meksika’ya da bakalım. Bu iki ülkede oranlar sırasıyla % 4,7-%22,7 ve %2,0-%28,5. İnaktif oranları nispeten yüksek ama en azından işsizlik oranları düşük. 

Kısacası, korona şoku öncesinde Türkiye işgücü piyasası çok yüksek inaktif oranına rağmen nispeten yüksek işsizliğe sahipti. Dolayısıyla istihdam oranı da % 54,9 gibi son derece düşük bir düzeydeydi. Daha anlaşılır bir şeklide söylemek gerekirse, 25-64 yaş grubunda her 1000 kişiden sadece 549’u mal ve hizmet üretimine katkı yapıyordu.

2020 yılı tarihe koronanın yıkım yılı olarak geçecek. Tahribatın boyutlarını gelecek yıl Mart ayında yıllık işgücü rakamları yayınlandığında tam olarak görebileceğiz. Ama Nisan 2019 ile Nisan 2020 dönemlerinin rakamlarını karşılaştırarak yıkımın boyutları hakkında bir fikir edinebiliriz. Rakamlara geçmeden önce bizi ilgilendiren iki oranı Nisan 2019 ve Nisan 2020 için TÜİK işgücü istatistiklerinden hesapladığımı, Nisan 2019 oranlarının yukarıda belirtilen yıllık 2019 oranlarına çok yakın olduklarını not etmek isterim.

25-64 yaş grubunda Nisan 2019’da işsizlik oranı % 7,1, inaktif oranı da %37,4’tü. Korana şokunun ardından Nisan 2020’de işsizlik oranı % 6,5’e gerilerken inaktif oranı % 42,8’e yükseldi. İstihdam oranı da %55,4’den %50’ye geriledi. İşsizlik oranında ılımlı düşüş sanırım okur için sürpriz olmamıştır. Sorun istihdamdaki büyük kayıp. 

Bir yıl önce esasen 25-65 yaş gurubuna mensup 23 milyon 468 in kadın ve erkek çalışarak kendilerini ve nüfusun geri kalanını geçindirmeye çalışıyordu. Bugün 21 milyon 840 bin kadın ve erkek çalışarak kendilerini ve nüfusun diğer kısmını geçindirmeye çalışıyor.

Aslında bu durum göründüğünden daha vahim çünkü yaklaşık 22 milyonun en az 5 milyonu istihdamda görünüyor ama fiilen bir şey üretmiyor. Benzer bir durum az çok diğer 19 ülke için de geçerli ama istisnasız hepsinde istihdam oranları 2019’da Türkiye’den çok daha yüksekti. En düşük istihdam oranına sahip Yunanistan’da bile bu oran 2019 yılında  %64’tü. 

Son söz: Bu tablo Türkiye toplumunun çok ciddi bir yoksullaşma sürecinden geçmekte olduğunun bariz bir göstergesi. Dibi nerede ve ne zaman göreceğimizi de bilmiyoruz.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.