Türkiye’de futbol çok kirliydi ama artık tamamen sıfırlandı

Kenan Evren bir diktatördü. 12 Eylül darbecisi o zamanki adıyla Birinci Lig’te Ankara temsilcisi olmamasından rahatsız olmuş ve o yıl kupayı kazanan Ankaragücü’nü lige almak için “Türkiye Kupası’nı kazanan doğrudan Birinci Lige terfi eder” diye bir kural uydurmuştu. 

Keyfi, kurallara uymayan bir karardı bu çünkü tüm yarışmalar gibi futbol da önceden belirlenmiş kurallarla oynanan bir oyundur. Diktatöre karşı çıkılamayacağı için herkes bu kararı alkışladı mecburen. 

15 Temmuz’un yarattığı diktatör de benzer bir yola gitti. Sezon bitti, şampiyon olan oldu, düşen düştü ama Saray’daki adam 'belki düşen destek oranımı yükseltir' diye ligden düşmeyi kaldırdı.

Evren’den daha akıllı olduğu için bunu kendi kararı gibi göstermedi, önce Kulüpler Birliği’nden bu yönde karar aldırdı, sonra malumu ilan etti.

Sonuçta faydadan çok zarar getirecek bir karar kendisi için çünkü geçen sene düşen takımlar memnuniyetsizliklerini dile getirdi. Erdoğan’a ne getirip ne götüreceğinden öte, bu karar Saray’ın Türkiye’deki tüm kurumlarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynayıp bir demokrasi tiyatrosunda keyfi bir rejim sürebilmesi.

Kendisini rahatsız eden her şeyi imha, barolar örneğinde olduğu gibi, kendi işine yaracağını düşündüğü konularda ise Danıştay, Meclis, Kulüpler Birliği gibi “sözde” özerk ve bağımsız kurumlar üzerinden oyunun kurallarını değiştirme keyfiyetine sahip. Bakınız, büyükşehir belediye başkanlarının elinden belediye şirketlerinin alınması…

Yapabiliyor çünkü bir muhalefet yok. Kılıçdaroğlu’nun elinde AKP’yi memnun etme derneğine dönmüş CHP, “ gerilim Erdoğan’a yarar” iddiasıyla her alanda atılan geri adımı kabulleniyor. Ayasofya’nın camiye çevrilmesini de, sosyal medyaya sansürü de, belediyelerin elinden şirketlerinin alınmasını da. Kendi belediyesine sahip çıkamayan bir ana muhalefet partisinin toplumun sorunlarına sahip çıkması elbette beklenemez.

Bu keyfiyetçi tutum, sınırlar içinde geçerli elbette. Sınır dışına çıkınca kurallar duvarına çarpıveriyor. Bakınız Meis’te arama çalışmaları yapılmasından ne kadar hızlı çark ediverdi. Çünkü Merkel açıkça, böyle bir şey yapmazsa ekonomisinin yerlebir edileceği mesajını verdi kendisine bugüne kadar vermediği sertlikle.

Ya da komik kontratlarla Avrupa’nın iyi oyuncularını sezonluk 50-60 bin Euro'ya kiraladığını ileri süren Trabzonspor’un Avrupa Kupaları’ndan men edilmesi gibi. Ülke içindeki kuralsızlıklarının uluslararası alana açıldığınız andan itibaren geçerliliğini yitiriyor. Sonuçta da futbol, sınırlı sayıda yabancıyla Türkiye’de Türklerin kurallarına göre oynanan bir oyun haline geliyor.

Hukuk ve bağımsız kuralların askıya alındığı bir toplumun bireylerinin ne sporda, ne bilimde, ne sanatta, ne de sanayi ve eğitimde uluslararası alanda yarışması, lider karakterler çıkarması mümkün değildir. Araştırma, yarışma bireysel çıkışa, kararlılığa ve direnişe bağlıdır. Diktatörlükler silik, sinik kişilikler yaratır. Silik ve sinik kişiliklerin yapacağı tek şey, diktatöre yaranmak ve her gün “Padişahım çok yaşa” diye haykırmaktır.

Bunu yapan bazen bir türkücü, bir gün futbol adamı, bir gün de iş insanı olabilir. Hepsinin ortak özelliği kendi halkını aldatan bir adamın peşine takılıp onun borusuna çalarak düzenlerini sürdürmektir. Bedeli ise uluslararası alanda sıfırlanmak, itibarsızlaşmaktır. Bugün T.C pasaportlarının düştüğü durum, 15 sene ile karşılaştırıldığında tüm hikayenin özetidir.

Korona virüs rakamları, enflasyon ve işsizlik rakamları, kuru dahil her tür rasyonel ve bilimsel olması gereken tüm verileri yalan-dolan üzerine kurulu, iktidara zaman ve güç kazandırmaya ayarlı bir toplum yalan üzerine kurulmuştur. Yarışması hileli, kuralları duruma göre değişkendir. Buradan çıkacak olan sadece yıkıntı ve çöküntüdür. Başka türlü olması da mümkün değildir. Yeşil sahadan ekonomiye kadar her alanda hezimet kaçınılmazdır.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.