'Uluslararası bir kleptokratik yapı, Erdoğan-Trump ilişkilerinde başrolde' - Merve Tahiroğlu / POMED

Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar, POMED Türkiye Direktörü Merve Tahiroğlu ile 18 Eylül’de gündeme oturan “Behind Trump’s Turkish ‘Bromance’: Oligarchs, Crooks, and a Multi-Million-Dollar Lobbying Deal” başlıklı haberi konuştu. 

Haber, Organized Crime And Corruption Reporting Project’in  (OCCRP) araştırmacı gazeteciler programı tarafından desteklediği gazeteciler Adam Klasfeld ve Aubrey Belford tarafından hazırlandı. Türkiye’de yakından tanınan Adam Klasfeld, Halk Davası sürecini de takip eden gazetecilerden bir.  Trump, Erdoğan ve Rusya etrafında şekillenen lobi faaliyetleri ele alınan haberi ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz krizini Yavuz  Baydar sordu Merve Tahiroğlu yanıtladı. 

Yavuz Baydar:

Trump neden bu kadar Erdoğan’ı koruyor? Erdoğan Trump ile neden bu kadar birebir ilişki içerisinde? Trump ve Erdoğan’ın ilişkisi nasıl bu kadar derinleşti? Bu sorular çok meşhur sorulardı.. Bu sorular karşısında bizler kilitli kalıyorduk. Çünkü bu iki lider de kişisel çıkarlarını ülkelerinin ulusal çıkarlarının önüne taşımış olan ve böyle yöneten liderler. Benzerlikleri burada. Şimdi bu haber bize ne diyor bunu bize özetler misin? 

Merve Tahiroğlu: 

Çok heyecanlı bir hikaye, çünkü içerisinde Trump, Erdoğan, bu iki liderin aileleri, lobiciler ve iş insanları var. Bu haberde ilginç olan yeni bilgiler ise, Trump-Erdoğan ilişkilerini geliştiren ve lobicilik faaliyetlerini yürüten iş insanlarının aslında Rusya ile bağlantılı olması. Bu iş insanlarının ortak noktası ise Rusya, ABD veya Türkiye’de haklarında açılmış yolsuzluk davalarının olması. Yani bu iş insanlarının hepsinin temiz olduğunu söyleyemiyoruz. Karanlık ilişkileri ortaya çıkaran bir durum bu. Bunun bize gösterdiği ise Trump ve Erdoğan hükümetini birleştirenlerin yine Rusya ile yakın insanlar olduğu ve yolsuzlukla, rüşvetle bağlantılı olan insanlar olmaları. Şaşırtıcı değil... 

Yavuz Baydar : 

İlk toplantı Watergate Otel’de yapılıyor. Bu otelin ismi manidar, çünkü ABD Başkanı Richard Nixon’u düşüre hadisenin de adı. Kapalı ve doğrulanmış bir toplantı yapılıyor burada, toplantıda Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Trump’ın sağ kolu diyebileceğimiz Brian Ballard, Azeri işadamı Mübariz Mansimov ve bu ağı ören kişi olan Floridalı iş adamı Lev Parnas vardı. Bütün bunları anlatan bir haber. Yine haberde Mübariz Mansimov’un Erdoğan’a gemi hediye etmesi. Bunun dışında bir çok iş adamının adı geçiyor haberde. Bütün bunlar bize ne anlatıyor? 

Merve Tahiroğlu:

Burada söz konusu olan asıl olay büyük paralar değil aslında ama bu karakterlerin her birinin belli bir sorunu temsil ediyor olması. Bu karakterlerin üzerinde çeşitli davalar var. Çeşitli sebeplerden yolsuzluğa değiyorlar. Bu insanların hiç birinin temiz para ilişkileri yok. Birbirleriyle olan örgüt gibi çalışma ilişkileri yani yolsuzlukla ve kara parayla anılan bu isimlerin Trump ve Erdoğan arasında ki ilişkide doğrudan yer almaları. Yine Mansimov gibi Erdoğan’a çok yakın olan bir iş adamı ancak Türkiye’de FETÖ’den başı dertte olan biri. Başta söylediğim gibi burda en önemli mesele uluslararası bir kleptokratik yapının Erdoğan-Trump ilişkilerini götürüyor olması. 

Yavuz Baydar: 

Yunanistan ve Türkiye arasındaki krize baktığımızda üretilen bir algı var. Türkiye’de çok önemli bir kesim hakikaten bir Yunanistan-Türkiye krizi olduğu, bu krizin meşru nedenleri olduğu gibi bir anlayışa sahip ve bunun üzerinde bir tartışma yürüyor. Acaba Türkiye’nin “mavi vatan”  üzerinden ortaya attığı tez neden birden bire kabardı?  

Merve Tahiroğlu:

Bu önemli bir soru. Çünkü bu krize Türkiye- Yunanistan sınır kapışması olarak bakmak mümkün ama bu tartışmalar aslında çok uzun zamandır var. Bunun neden şu an patladığına bakmak lazım. Tabiki Türkiye’nin dile getirdiği ve algıladığı haksızlıklar var. Özelliklede Güney Kıbrıs Hükümeti’nin verdiği anlaşmalar üzerinden Doğu Akdeniz’de doğalgaz araştırması yapıyor olması Türkiye’yi yıllardır rahatsız ediyor. Ama Kıbrıs’ın ve Yunanistan’ın da algıladığı bir sürü haksızlık var. Zaten uluslararası ilişkide budur. Sorunları diplomatik yollarla çözmek. 

Türkiye'nin son yıllarda kuvvet göstererek haklarını arama gibi bir politikası var. AB ve komşu diğer ülkelerin bakış açısına göre ise sorun Türkiye’nin ortaya attığı tezlerden çok bu tezleri nasıl kabul ettirmeye çalıştığı ve ne kadar güç kullanarak ve hiç bir şekilde uzlaşmacı bir siyaset izlemeden biraz etraftaki ülkelere kabul ettirmeye çalışma çabası üzerinden oluşuyor. Özellikle Erdoğan’ın Türkiye içerisinde yaptığı demokrasi karşıtı, insan haklarını kesinlikle yok sayma gibi davranışlarını da göz önünde bulundurursak dışarıdan Türkiye'ye bakış açısı otokratikleşen ve dış politikasında da güç gösterisine yatkın bir ülke olarak görünüyor. Bu bir tehdit algısı olarak oluşuyor. Komşuların bakış açısına göre ise tehdidi üreten ülke Türkiye. 

Yavuz Baydar:

Peki tüm bunlardan yola çıkarsak önümüzdeki süreçlerde  Türkiye’nin sert dış politikası devam eder mi? 

Merve Tahiroğlu: 

Oruç Reis Gemisi’nin geri çekilmesine Türkiye hükümeti her ne kadar taviz değil dese de ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Güney Kıbrıs'a destek çıkmasının ardından alınan bir karar bu. Karar, AB toplantısından hemen önce alındı. Aslında Türkiye bu toplantı öncesinde ortamı biraz yatıştırmaya çalışıyor. Aslında AB ve ABD’nin çıkışları kısa vadede ortamı biraz yatıştırdı. Ama uzun vadede bunun değişeceğini ben öngörmüyorum ve AB’de öngörmüyor. AB, Erdoğan’ın sert dış politikasını yürüteceğini düşünüyor.