Yeni sezonu beklerken

Bazı oyuncuları “dünya gözüyle” izleyebilmiş olmak benim ilkgençlik günlerimin en büyük heyecanları ve mutlulukları arasındaydı.

Hadi Beşiktaş-Bolton maçında Dimitar Berbatov’u izlemek pek bir şey değildi belki ama Galatasaray-Helsingborg maçında Henrik Larsson’u izlemek hatrısayılır bir şeydi.

Ya da AZ Alkmaar maçı, kenarda Louis van Gaal.

Kimi zaman farklı şeylerin de peşinden gittiğim oldu, bir Beşiktaş maçı hatırlıyorum, Beşiktaş-Liverpool, Çarşı’yla beraber izliyorum, “Alen sahaya üçlü çektir Kartal’a!”, bağıranlardan biri de benim.

Gerrard falan hikâye o maçta, varsa yoksa tribünler, karşılıklı olarak kollar havaya kalkar laralay laraylaray laylay…

Yabancıları saydım ama geçenlerde futboldan emekli olan Emre Belözoğlu’na da bir parantez açmak lazım.
Herhalde “Türkiye futbol tarihinin” en önemli futbolcularından biri olarak anılacak -bana göreyse, “modern” Türk futbolunun bir numarasıydı.

Kırk yaşına kadar üst düzey seviye oynamayı başardı.

İtalya’da ve İngiltere’de kabul edilmiş bir futbolcuydu, öte yandan, “sahadaki ve saha dışındaki tavrıyla” da bambaşkaydı.

Sevilmesi çok zor olsa da çok büyük bir futbolcuydu, insanın sadece izlemekten bile mutlu olacağı kadar.

Ama küçük çaplı mucize kavilinden bazılarının yolu Türkiye’den, hatta Kadıköy’den, geçti.

Fenerliyim ama Hagi, Popescu, Taffarel nasıl unutulur?

Jardel, Mario Gomez, Eto’o, Robinho, Hector Cuper…

Van Hooijdonk, Okocha, Ortega, Alex, Roberto Carlos, tabii bir de Anelka, ille Anelka.

Geçen hafta, Anelka’nın Misunderstood (bence en uygun çeviri şu: Anlaşılamayan) adlı belgesel filmini izledim Netflix’te.

Deli dolu bir oyuncu oldu hep, “küçük Zlatan” sendromundan mustaripti, kalıcı olamadı gittiği yerlerde ama kendisine rağmen ışıltısı sönmüyordu.

Anelka’nın belgeselini sevmedim ama Anelka’yı sevdiğim, Anelka bana ilkgençliğimin güzel günlerini hatırlattığı için, paradoksal olduğunu kabul ediyorum, gene de keyifle izledim.

Bir kere, Anelka’nın -daha sonra kendisi de bunun bir hata olduğuna dair açıklama yaptı- Fenerbahçe ve başka birkaç takımdaki günlerinin bir dakika içinde geçmesi beni rahatsız etti.

Bunu milliyetçi bir bağlamda söylemiyorum.

Hakan Bilal Kutlualp, Anelka’yı Türkiye’ye gelmeye ikna ettiğinde bir muhteşem bir yöneticilik başarısı ile onu zayıf yerinden vurmuştu, yeniden Milli Takım’a denmesinin yolunun Fenerbahçe’den geçtiğini söylemişti.

Anelka ve Fransa Milli Takımı arasındaki ilişkilere bu kadar zaman ayrılan bir yerde, Fenerbahçe’yi seçme sebeplerinin üstünde durmaları gerekiyordu diye düşünüyorum.

Fenerbahçe’de artık bir Anelka yok, sanırım uzak gelecekte de bir daha Anelka gibi biri olmayacak.

Gelenler geliyor, ama TFF ile de çatışma sürgit devam ediyor, bu oyuncuların lisansları çıkartılabilecek mi bilmiyorum, gene de küllenmiş bir merakla yeni sezonu bekliyorum, ne kadar maçları izlemeyeceğimi söylesem de ligler başlayınca bu sözü tutabilecek miyim emin değilim.

Nasıl izleyeyim ben bu ligi?

Gençlerbirliği, Hamza Hamzaoğlu ile başarılı geçen bir sezonun ardından, hiçbir başarı cezasız kalmamalı fehvası uyarınca, yollarını ayırdı ve yerine hiç beklenmedik, akla hayale gelmez bir isimle anlaştı: Mustafa Kaplan!

Mustafa Kaplan’ın antrenörlük geçmişi şöyle: 2003 Ankaragücü, 2006 Gençlerbirliği, 2008 Ankaragücü, 2010 Gençlerbirliği, 2012 Gençlerbirliği, 2013 -İlhan Cavcav’ın ikinci takımı- Hacettepe, 2014 Gençlerbirliği, 2014 Ankaragücü, 2015 Hacettepe, 2015 Gençlerbirliği, 2015 Hacettepe, 2016 -bu bir devrimdir!- Giresun, 2017 -memleketi özlemiş olmalı- Hacettepe, 2019 -Ocak- Ankaragücü, 2019 -Temmuz- Gençlerbirliği, 2019 -Kasım- Ankaragücü… ve şimdi yeniden Gençlerbirliği!

Ankara takımlarının son yirmi sene içinde hiçbir başarısı olmadığını düşünürsek…

Artık düşünmek istemiyorum.

Ama bir tahminde bulunabilirim: 2021 yılında, yani sezon ortasında, “Ankaragücü’nde Mustafa Kaplan dönemi” diye başlıklar atılacaktır, böylece seri bozulmamış olur ama artık bu komedi bence medyanın değil Guinness’in ilgi alanına giriyor.

Kulüpler borç batağında olduğu için eskisi gibi yıldız yağmuru da izlenemiyor memleketin iyice çoraklaşan futbol atmosferinde.

Eskiden bir rengi vardı bu ligin, bir tutkusu vardı takip etmenin.

Üstüne belgeseller çekilecek futbolcuları, tribünlerde taraftarları vardı.

Kolektif bir şekilde, el ele bitirdiler.

Keçiboynuzu gibi bir lig bekliyor bizi bu sezon da.

İzlesen bir türlü, izlemesen bir türlü…


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.