Yeniden başlarken…

Gezginin biri yattıkları yerde güneşlenen bir düzine dilenci görür. Tembellik iddiasındadırlar. Gezgin, “En tembelinize avuç dolusu para vereceğim” deyince biri hariç hepsi birden ayağa fırlar ve her biri parayı kendisinin hak ettiğini iddia eder. Gezgin mükafatı yerinden hiç kıpırdamayan 12. dilenciye verir.

Bu hikayeyi, boyunca kitaplar yazmış İngiliz filozofu Bernard Russell’ın (1872-1970) 1935’te yayımlanan ‘Aylaklığa Övgü’ kitabında okuduğumda çok sarsılmıştım. Russell kendi siyasi çizgisini kitlelerle paylaşmak için kaleme aldığı kitapta resmen tembelliği övüyordu. 

Tembellik etmeyip kitabı buldum ve yeniden göz attım. Nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş (1950) Russell konuyu şu cümlede özetliyor: “Gayet ciddi olarak şunu söylemek isterim ki, modern dünyada çalışmanın erdem olduğuna inanma yüzünden çok büyük zararlar doğmaktadır ve mutluluğa giden yol, refaha giden yol, çalışmanın örgütlü bir düzen içerisinde azaltılmasından geçer.”

Hiç de kısa sayılmayacak kendi hayatıma baktığımda durmak bilmeksizin sürekli çalıştığımı görüyorum. Doğru dürüst hiçbir şey yapmadan geçirdiğim en uzun süre şu geride bıraktığım dört aydır. 2016 yılı başından itibaren hiç kesmeden ve cumartesi-pazar demeden yazıp bu sitemde yayınladığım yazılarımı dört ay önce birdenbire kesiverdim.

Sebepsiz değildi bu eylemsizlik kararı elbette; merak eden ara verdiğim gün çıkan yazıma, satır aralarına da dikkat ederek, yeniden göz atabilir.

Orada ara vermek için ileri sürdüğüm sebeplerin neredeyse bütünü bugün de ortadan kalkmış değil aslında. Hatta beni yıldıran ve motivasyonumu bozan şartların günümüzde daha da ağırlaştığı söylenebilir.

Korona virüsünün hayatlarımıza eklediği ağırlık bile yazmayı kolaylaştırmıyor.

Sürekli okurlar yazmaya ara verdiğim günlerin ‘korona’ ile çakıştığını da fark etmişlerdir. “Yazmıyorum” dediğim gün eşimle birlikte virüsün en fazla etkilediği sonradan ortaya çıkan bir ülkede seyahatteydik. O ülkeden ayrılabilen son uçaklardan birinde Türkiye’ye döndük. Dönüş yolunda elimize tutuşturulan bir kağıda evde 14 günlüğüne karantinaya gireceğimiz sözünü vermemiz istendi. Karantina günlerimiz dolduğunda ’65 yaş üstü’ insanlarımız için sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Ben de evde kalanlar arasındaydım.

Herkesin her zamankinden biraz daha tembel olduğu korona günlerinde hayatımın en aylak dönemini yaşadım.

Aylak geçirdiğim dört aya yaklaşan dönem sonucunda şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Aylaklığın övülecek ve övünülecek bir yönü yok. Hiçbir şey yapmadan oturan insan daha da huzursuz hatta tehlikeli hale gelebiliyor.

ABD’de Minnesota’da polis barbarlığına kurban giden George Floyd’la dayanışma amacıyla yapılan gösteriler korona günlerinde aylaklığa zorlanan insanların yaşadıkları huzursuzluğun da dışa vurumuydu. Dayanışma adına etrafı yakıp yıkan ve yağmalayan kitleler huzursuzluğun tehlikeli bir noktaya kadar varabileceğini de gösterdi.

Russell kitabında aslında bütünüyle aylaklığı değil, günün önemli bir bölümünü gelişmeye ve kendini geliştirmeye ayıracak kadar sınırlı çalışmayı savunuyor. Daha az çalışan insanın daha az zararlı olacağını, bunun da savaşları azaltmaya, hatta ortadan kaldırmaya yarayacağını öngörüyor. 

Savaş…

Yeniden yazı masasına oturmamın sebeplerinden biri savaşın günümüzde norm haline gelmeye başlamasıdır. Üzerinde düşünüldüğünde savaşlara anlamlarını kaybettiren koronaya rağmen süregiden çatışmalı ortamlar beni korkutuyor. 

Önemli bir sebep daha var: Anlamsız gelse bile ufukta baskın bir seçim olduğu kokusunu alıyorum.

Yarım asırdan fazla yakından izlediğim seçimler her zaman zihnimi kamçılamıştır. Günümüzde siyasi hayatın içerisinde değişik konumlarda yer alan kişilerin, kendilerine özgü gerekçelerle ülkeyi seçime götürmeye hazırlandıklarını, onların varlığını kendilerinin siyasi hayata girme sebebi gören yeni yüzlerin de bunun tam farkında olmadıklarını görüyorum.

“Merak etmeyin, seçim yok” yatıştırmasını rehavete kapılmak için yeterli sayıyorlar.

Kasım ayı ile birlikte zamanından önceye alınmış bir seçim ülke gündemine girebilir.

Yazacak o kadar çok şey var ki…

Ben yeniden başlıyorum, sizler de okumaya hazırsanız mesele yok.

*Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel sayfasından alınmıştır

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar