Zoom yorgunu musunuz? Amerikalılara inat, henüz aşılanmadıysanız da keyfini çıkarın…

Bayram geldiği gibi geçti gitti; bugün son gün. Ramazan da bir çırpıda gelip geçti; sanki 30 günlük bir manevi maraton değilmiş gibi…

Oysa bayramlarda aile olarak bir araya gelir, büyükler ve küçüklerin birlikteliği bayram günlerini sıradanlıktan uzaklaştırırdı. Ziyaretleşilir, sosyalleşmenin bütün güzellikleri o vesileyle yaşanırdı.

Sohbetler…

Her bayram günü ziyaretlerde konuşulmasını arzu ettiğim konuları bilgi notu biçiminde yazar, bayramın ardından kendi sohbetlerimizin ana başlıklarını okurlarla paylaşırdım.

Şirket-içi haberleşme, ders yayını için kullanılan ‘Zoom’ programı yukarıda saydıklarımın yerini aldı.

Ailemizin bireyleriyle yan yana, aynı sofra başında, kucaklaşarak buluşamadık; ya ne yaptık? 

Zoom üzerinden uzun sohbetler yaptık. 

Programı kullanıma sokan ve bu sayede milyar dolarlara sahip hale gelen kişinin –Eric Yuan– geçenlerde “Zoom yorgunuyum” yakınması gündeme düştü. Korona günlerinde 24 saatin büyük bir bölümünü, eskiden karşı karşıya gelerek görüştüğü kişilerle kendi buluşu program üzerinden konuşarak geçiriyormuş… Bir gün arka arkaya tam 19 Zoom görüşmesi yapmış…

Artık ‘Zoom fatigue’ (Zoom yorgunu) diye evrensel bir deyim bile var.

Çoklu görüşmeler ayrı bir programa ihtiyaç duyulmadan cep telefonlarının kendi programları üzerinden de yapılabiliyor. Mesafeleri ortadan kaldıran bir yenilik bu. Manevi alanda özellikleri bulunan kişilere atfedilen eş-zamanlı olarak farklı mekanlarda bulunma üstünlüğü (eskiler buna ‘tayy-i zaman tayy-i mekan’ derlerdi), günümüzde cep telefonu veya tabletler sayesinde herkes için geçerli.

Teknoloji sayesinde yalnızca iki farklı yerde değil çok değişik yerlerde bulunuyormuş gibi oluyoruz.

Mesafe ve zaman zihinlerde varlığını sürdürüyor, gerçekte ise bizden binlerce kilometre uzakta yaşayan ve kimi henüz güne gözlerini açmış, kimi yatmaya hazırlanan yakınlarımızla, biz İstanbul’da öğle yemeği sonrası kahvemizi içerken, zamansız ve mekansız görüşmeler yapıyoruz.

Korona salgınını geride bırakıp normal hayatımıza geri döndüğümüzde öncesine ait pek çok kabulümüzle birlikte alışkanlıklarımızın da büyük çapta değiştiğini fark edeceğiz.

Değişenler yanında değişmeyen alışkanlıklar da var.

Etrafımdaki herkes -tabii ben de-, öncesinden başlayarak bayram günlerini, kafası bozulunca eski yol arkadaşlarına söz bombardımanını yeni teknoloji üzerinden yapan bir kabadayının anlattıklarına şaşkınlığımızı birbirimize aktararak geçirdik.

‘Kabadayı’ demem, kendisinin devlet tarafından kullanılan ‘suç örgütü lideri’ sıfatından hoşlanmaması yüzünden…

Sadece hoşlanmamakla kalmıyor, o sıfatı kullananlara, isimlerini de vererek, hoş olmayan sözcüklerle itiraz da ediyor.

Eski alışkanlıklarımız depreşmiş durumda. ‘Derin devlet’‘Susurluk’, hatta ‘Ergenekon’ gibi unutulmaya yüz tutmuş kavramlar yeniden tedavüle girmiş bulunuyor. En çok kullanılan sözcüklerden biri de ‘Mafya’

Bürokratik geçmişinde emniyet genel müdürlüğü, siyasi hayatında içişleri ve adalet bakanlıkları, parti genel başkanlığı bulunan bir muhterem, son tartışmalar sırasında, ‘suç örgütü lideri’ sıfatından hoşlanmayan kabadayının kendisine yönelttiği bir büyük ticari işletmeyi üzerine geçirme suçlamasına, “Biz burada olmasaydık Mafya gelirdi” karşılığını verdi.

Hangi Mafya mirim?

Suç örgütü lideri’ olduğu için cezaevinde yatarken kendisine özel afla oradan çıkması sağlanan bir başka kabadayı da herkese yerini bildiren bir bildirge ile atışmalara katıldı. İstediği, mevcut Ak Parti-MHP cephesine bir dönem daha iktidarın verilmesi. Milli gelirimiz o zaman 12 bin dolar olacakmış. 

metropoll

[Fert başına milli gelir ülkemizde birkaç yıl öncesinde 12 bin dolara yaklaşıyordu; şimdilerde 8 bin dolar kadar. Geriye gidiş var. 2023’ten sonraki dört yılda geriye gidişin duracağına ve eski güzel günlerin yeniden yaşanacağına dair tek umut kabadayının vaadi. Bir fikir versin diye MetroPoll araştırma firmasının son (Nisan 2021) anketinden bir sonucu yukarıda bulacaksınız. AK Parti’ye oy vermişlerin yarısı bile ekonominin iyi yönetilmediği kanaatinde.]   

Ülkedeki medya düzeninin ‘halkın haber alma hakkı’ ile ilgisiz hale geldiğinin farkında olmayanlar, günlerdir süren kabadayılar arası atışmaların, yayınlanan dört videonun 10 milyon kişi tarafından izlenmesinin, onlar üzerinden kopan fırtınanın kendilerini ‘merkez medya’ ilan eden gazeteler ve TV kanallarında suskunlukla geçiştirilmesini fark ettiler.

‘Merkez medya’ olduğunu sananlar şu sıralarda daha önemli bir konuyla ilgililer. Onlar sayesinde, dünyanın en sözüne sadık, kimsenin partisine ihanet etmediği, bugün söylediğiyle birkaç gün önce söylediği birbiriyle çelişmeyen politikacılarının ülkemizde ve iktidar cephesinde bulunduğunu öğrenmiş olduk. 

Korona yüzünden, iki aşımı da olduğum halde, dışarı çıkmama izin verilmediği için şapka takma fırsatına da malik değilim; başımda şapkam olsaydı, şu son tartışmalar üzerine gazetelerde ciddi ciddi bu izlenimi veren yazılarla okur karşısına çıkan, muhaliflerle İsrail’in Mescid-i Aksa saldırısı arasında irtibat kurulmasını sağlayan yazar ve yorumculara o şapkamı çıkartırdım.

Saygımdan elbette.

İsrail’in ‘Kadir Gecesi’ öncesi başlattığı saldırılar da Ramazan bayramlarının bir başka vazgeçilmezi. Bu defayı da boş geçmedi İsrail. Gazze’den gönderilen ev yapımı bombaları anında işlevsiz hale getirecek sürekli övünülen ‘Demir Kubbe’ füze savunma sistemini ilk bir-iki gün çalıştırmayarak kendi halkını da korkuttu İsrail yönetimi. O bir-iki günde ölen ve yaralanan İsraillilerin varlığı, İsrail’in hava saldırılarında Gazze’de 150’ye yakın Filistinli’nin hayatını kaybettiğini unutturmaya yetti.

Bu bayram da eski bayramlar gibi olsaydı, sohbetler daha samimi olacaktı.

Turistler geldiğinde kendilerini “Keyfini çıkar, ben aşılandım” maskesiyle karşılayacak servis elemanlarını gören yabancılar herhalde hayli keyifleneceklerdir.    

Amerikan Washington Post gazetesinin bir editörü, en yukarıya koyduğum fotoğrafı gördüğünde “Halkının henüz yüzde 13’ünü aşılayabilmiş bir ülkenin böyle bir reklama başvurması ‘sömürge zihniyetini’ akla getiriyor” tepkisini mi vermiş? 

Bayramımızı zehir etmekte üstüne yok bu gazetecilerin…

Bu yazı Fehmi Koru'nun bloğundan alınmıştır