Anayasa fetişizmi

Anayasa konusunun sıkça gündeme taşınmasına ve iyimser beklentilerle tartışılmasına bir anlam vermek gerekir. Belki yazılı metinlere kutsallık atfeden bir anlayışın ifadesidir bu. Kadim toplumların bugüne miras bıraktıkları mistik bir inancın yansıması olabilir. 

Çünkü anayasa dediğimiz insan yapısı bir metindir. Önemi ise ona yakıştırılan işlevindedir. Ama anayasa metninin kendisi aslında önemli değildir, o metnin hazırlanma aşamasındaki mutabakat önemlidir. 

Mutabakatı kimler sağladı; kimler o hazırlık aşamasında yer almadı, bunların oranı neydi; mutabakat hangi ilkelere dayandırıldı;  metne hangi konular girdi veya girmedi; metin ne tür bir ortamda hazırlandı (özgür veya otoriter); metnin dışında kalmış, gündeme bile gelmemiş tabu konular var olmuş mu? 

Yani önemli olan yazılı bir metnin kendisi değil, mutabakatın biçimi ve kapsamıdır. Mutabakat sağlandıktan sonra anayasa metninin kendisi ikincildir. Buna en güzel örnek İngiltere’dir. Anayasası yoktur ama toplumu bazı ilkelerin birleştirici gücü ile bir arada tutan mutabakatın kendisi vardır.  

Yazılı bir anayasa ile toplumsal mutabakat arasında otomatik olarak işleyen bir ilişkinin her zaman var olmadığını belgeleyen bir örnek de Türkiye. Anayasaların sıraladığı özgürlükler uygulamada görülmedi. Yani, anayasa kendi başına çözüm değil.  

Kimilerine göre Magna Carta (1215) dünyamızın ilk anayasası sayılır. Önemi metninde değildir. Karşı güçlerin bir anlaşmaya varmalarındadır. Metin o mutabakatın kaleme alınmasıdır. Zor olan metin yazmak değildir, mutabakatı, anlaşmayı sağlamaktır. 

Bir anayasanın iki-üç partinin anlaşmasıyla, özgürlük ortamında tartışılmadan, toplumun bazı kesimlerini görmezlikten gelerek hazırlamak çok kolaydır. Ama böyle bir girişim aslında bir aldatmacadır. 

Sanırım bunda hukukçuların mesleki saplantılarının da rolü var. Ve yaptıkları işe yakıştırdıkları aşırı önem. Sonsuz teknik tartışmalarla güzel maddelerin hazırlanmasının pek bir anlamı yoktur. Toplumun hemen hemen bütününü tatmin edecek bir anlayış sağlanmadıkça o metin işlevli olmayacaktır.  

Hatta baskıcı bir metin olacaktır. Türkiye’deki bütün anayasaların olduğu gibi. Bu tür anayasalar halkı bazı ilkeler etrafında birleştiren metinler değildir; yasaklara ve baskıya yasal kılıf sağlayan metinlerdir. Üstelik “anayasa  kutsaldır, ilkelerine saygılı olmalısın” havasıyla da zorla kabulüne çalışılmaktadır. Baskı yasal uygulama diye pazarlanmaktadır. 

Hele o “değiştirilemez” maddeler, bugünün insanını değil, gelecekteki insanları da sınırlamak isteyen bir anlayışın ifadesidir. Birileri bir metin hazırlıyor ve “biz öldükten sonra yüzyıllar da geçse gelecek kuşaklar da dediğimizden sapmayacak” diyorlar. Yani otoriteleşmenin ve totaliterleşmenin zirvesi ve ebediyete uzatılması! 

Anayasa oluşturmanın yol haritası hukukçuların bir araya gelmesiyle başlamamalı. Önce bazı girişimlere başvurulmalı. Toplum o girişimleri benimsemeli, desteğini bir biçimde göstermeli. Bu tür girişimler yaygınlaştırılmalı. Toplumun bu yoldaki mutabakatı gözetilmeli ve sağlanmalı. En sonda da – bu adım ihtiyaridir – anayasa metni yazılabilir. 

Bugünün şartlarında anayasa tartışması hedef şaşırtmak demektir. Zaten uygulanmayan bugünkü anayasayı değiştirmek saçma bir girişim. Uygulanmamış olduğuna göre eksiklikleri de saptanamaz. Neden değiştirilsin ki! 

Anayasa tartışması seçim sistemini değiştirmek veya gündem değiştirmek amacından başka bir şey değildir. Kaldı ki ikide birde değişen, en ufak ayrıntıları içeren metinlere anayasa demezler, yasa derler. 

Bu anayasacılık oyununa benim de bir katkım olsun diye bir önerim olacak. İlk üç maddenin değiştirilemeyeceğini dördüncü madde belirtiyor. İlk aşamada dördüncü madde kalksın. Buna yasak getirilmemiş. Bir sonraki anayasa değişikliğinde ise gerek duyulursa o ilk üç maddeye de yeni düzenlemeler getirilebilir.  

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.