Lütfi Özkök ve ikonlar

Fotoğrafçı Lütfi Özkök Avrupa’da “uygar Türk” imajını ilk yaratanlardan biridir. 94 yıl yaşadı ve 2017’de öldü. Ardından 38’i Nobel ödüllü olmak üzere dünyanın en önde gelen yazarlarının portrelerini bıraktı. Avrupa kültür ve sanat çevrelerinde onun bu siyah-beyaz fotoğrafları “Lütfi’nin ikonları” olarak tanımlandı. 

Bu “ikonlar”ın bir kısmını şimdi İstanbul’da görme olanağı var. İstanbul Modern'de 89 portresi sergileniyor Özkök'ün. Geçen yüzyılın edebiyatına damgasını vurmuş yazarların yüzlerine yansıyan iç dünyalarını ele veren önemli tanıklar bu portreler.

Rengârenk bir hayat yaşadı Özkök. Paris’te Sorbonne’da mimarlık okurken tanıştığı İsveçli Anne Marie’ye âşık oldu. O da şiirler yazan bu melankolik Türk gencinden çok etkilenmişti. Lütfi, bu büyük aşkından ayrılamadı ve bir süre sonra Stockholm’e dönmek zorunda kalan sevgilisiyle bir ömür boyu yaşamak üzere “bütün gemileri yakarak” 1950 Noel'inde İsveç’e gitti. 

Anne Marie hamile olduğunu Lütfi’den gizlemiş ama anne ve babasına anlatmıştı. Mühendis olan baba bu haberden hiç hoşlanmamıştı. Bir Türk, bir barbar? 

Anne Marie ve babası Lütfi’yi o noel akşamı Stockholm tren garında karşıladılar. Lütfi iki büyük tahta bavulla gelmişti. Kızgın baba önce bu ufak tefek Tatara surat asmış, sonra da bavullardan birini taşımak üzere hamle yapmıştı. Ancak bavul o kadar ağırdı ki, adamcağız kuşkulu gözlerle Lütfi’ye bakakalmıştı. Bavulların içinde yalnızca kitap olduğunu öğrenince içine su serpilmiş, yüzü gülmeye başlamış ve Lütfi’nin omuzuna bir şaplak atarak hoş geldin, demişti.

G:\RESIM KOPYALARI\117 resim\mutlu portre.jpg

Genç Lütfi

Anne Marie’nin dayısı İsveç’in en büyük gazetesi olan Dagens Nyheter’in genel yayın yönetmeniydi. Genç çift onun kanalıyla İsveç kültür çevrelerinde Fransızca bilen şair ve yazarlarla tanıştı. Kısa bir zaman içinde evleri her cumartesi günü bu bohemlerin buluşma yeri olacaktı. İçki ve biraz yiyecek alan geliyor, taş plaklarda müzik dinleyip dans ediyor, şiirler okuyup şarkılar söylüyorlardı. 

C:\Users\TURHAN\AppData\Local\Packages\Microsoft.MicrosoftEdge_8wekyb3d8bbwe\TempState\Downloads\IMG_5654 (1).jpg

Şair Tomas Tranströmer daha sonra Nobel ödülünü alacaktır

Benim de daha sonra 30 yılı aşkın bir süre gidip geleceğim bu evden Nobel’li Nobel’siz nice yazarlar geldi geçti.

Lütfi fotoğraf çekmeye hiç aklında yokken İsveç’te başladı. İsveçli şair arkadaşlarının şiirlerini Fransızcadan çevirip İstanbul’da Yeditepe Dergisi’ni çıkaran Hüsamettin Bozok’a göndermişti. O da bu şairlerin fotoğraflarını göndermesini istemişti. Türk okuyucular bu kuzeylilerin nasıl göründüğünü bilmek isterdi. 

Lütfi karısının “çakaralmaz” dediği makinasıyla fotoğraf çekmeye başladı. Zamanla çektiği birçok yerli ve yabancı yazar portresini gazetelerin kültür redaksiyonlarına bıraktı. Profesyonelliği böylece başlamıştı. Yayınlanan her yazar portresinin altında Lütfi’nin imzası vardı. 

Şiir ve edebiyat tutkusu böylece Lütfi’yi giderek dünyanın en büyük yazar portreleri fotoğrafçısı yapacaktı.  

Lütfi elbette çok yetenekli bir fotoğrafçıydı. Ama ona “ikon” denecek kadar sanatsal fotoğraflar çekmesini başka bir özelliği sağlıyordu. Bu onun kişiliğindeki içtenlik ve doğallıktı. 

Malum, herkes portre fotoğrafı çekilirken biraz heyecanlanır, nasıl poz vereceğini bilemez. Bu yüzden de sonuç genellikle gergin suratlar, konsantre olmayan ya da tuhaf bakışlar olur. 

Lütfi, şen kahkahaları ve kırk yıllık ahbap gibi doğal davranışlarıyla ve “sakinleştirici” etkisi olan ufak tefek sözcüklerle “kurbanını” teslim alır. Kurban bütün ruhunu bakışlarına yansıtarak objektife bakar. Sonra işine başlar. Trans halinde!

Lütfi’yle Stockholm Üniversitesi’nde 1985’te düzenlenen bir Türk Şiiri akşamında karşılaştım. Ondan sonra ikiz kardeş gibi birbirimizden ayrılmadık. Ben büyük otoritesiyle hâlâ anılan dayı Tingsten’in yönettiği Dagens Nyheter gazetesinin tarihinde ilk kez yazan “kara kafa” olarak çalışmaya başlamıştım.

Lütfi öğlenleri sık sık bana uğruyor, ortak gazeteci dostlarımızla öğle yemeği yiyorduk. Onun Lütfi Özkök olduğunu duyan diğer gazeteciler de çevremizde toplanıyorlardı. 

Lütfi, Demir Özlü, Yavuz Baydar ve ben bir sacayağı oluşturmuştuk. Her pazar günü Norrmalm Meydanı'ndaki Café Gateau’da buluşuyorduk. Lütfi burada birkaç tane croissant'ı peş peşe yutmadan rahat edemiyordu. 

Kafeye ara sıra Mehmed Uzun da geliyor, çekingen biçimde yanımızda oturup bizleri dinliyordu. 

Kimi cumartesileri de bir Fransız meyhanesi olan Wasahof’a gidiyorduk. Bizi iyice tanıyan garson hemen demirbaş içkimiz olan mouscadet şarabını masamıza getiriyordu. 

Bazı akşamlar Lütfi’nin evinde buluşuyorduk. Eli oldukça sıkı olan Lütfi yiyecek içeceğe karışmıyordu. Bu buluşmalar ciddi yemek hazırlıkları ve iddialı tavla partileriyle başlıyor, geç vakitlere kadar sürüyordu.

Lütfi dışarı çıkmayı pek sevmezdi. Baydar’la ikimiz onu börek ve dondurmayla tahrik edip dışarı çıkarıyorduk. 

Yeni açılan Cengiz Kaan adlı bir Moğol lokantasının geniş büfesinde börek olduğunu söyleyince kulakları dikildi ve hemen giyindi. Lokantada böreklerden doyasıya yedi ve çıkarken kâğıt peçetelere 8-10 tane sarıp çantasına koydu. 

Lütfi siyasetle hiç ilgilenmemişti. Biraz da korkardı siyasetten. Bizim siyasi konuşmalarımızı dinler, bazen heyecanlanır “vay anasını!”, “sahi mi be!”, ''yapma yahu!'' nidalarıyla yerinden hoplardı.

Ağustos ayında Stockholm’de uluslararası caz festivali düzenlenirdi. Bir yıl orada kendime bir “görevli” kartı çıkartmayı başarmıştım. Birkaç kişiyi “yardımcı” olarak ücretsiz içeri alabiliyordum. Bunların arasında Mihri Belli de vardı. Bir gün Lütfi’yi de çağırdım. Onu Belli’yle tanıştırdım. Birbirlerine ısınamadılar. Birden yanımızda biten Tuncel Kurtiz de Belli’yle ilk kez orada karşılaşacaktı. 

Aziz Nesin’in 12 Eylül rejimine karşı verdiği mücadeleyle ilgili birkaç yazı yazmıştım. Nesin yıllar sonra Stockholm’e 3-4 kez geldi. İlk gelişinde onun Stockholm’de olacağını gazetenin kültür şefi Arne Ruth’a anlattım. Arne Avrupa kültür çevrelerinde saygınlığı olan bir entelektüeldi. 

Benim yazılarımdan bildiği Nesin’in yürekli demokrasi mücadelesine hayran kalmıştı. Onunla muhakkak tanışmak istedi. Nesin’le Lütfi’yi de alıp gazeteye gittik. Bu üç kısa boylu dev hemen kaynaştılar. Sonraları Arne, araları açılan Salman Rüşdi ile Nesin’i Günther Wallraff’la birlikte Berlin’de buluşturup barıştıracaktı. 

Lütfi pek yemek yapmazdı. Ne hikmetse İsveçlilerin milli yemeklerinden  ançuezli, soğanlı, kremalı patates yemeği ''Jansson Bayıldı’'yı çok iyi yapardı. Geçici olarak onun evinde kaldığım süre içinde aşka getirip ona Tatar Böreği yaptırdığım zamanlar da oldu. O zamanlarda İsveçli kadın fotoğrafçı ve yazarlardan bir grup da şaraplarıyla gelir, ziyafete katılırdı. 

G:\RESIM KOPYALARI\Pictures\Lütfi\kendim.3.jpgLütfi, Turhan Kayaoğlu’nun denetiminde Tatar Böreği yapıyor

Ancak Lütfi bizi özel bir ziyafetten mahrum edince hepimiz çok içerlemiştik. Lütfi ve Anne-Marie 1987’de her zamanki gibi Fransa'da Provence bölgesinde oturan şair René Char’ı ziyarete gitmişlerdi. 

Kapısını çaldıklarında Fransa’nın bu dev şairi ''Biraz sonra Cumhurbaşkanı Mitterand gelecek'' diye onları yakındaki bir otele göndermişti. 

Ertesi gün ziyaretlerinde Char’ın mutfak masası üzerinde içi turfanda sebze dolu kocaman bir sepet gördüler. Helikopterle gelen Mitterand’ın Char'a hediyesiydi bu. 

Sepetten bir büyük bir de küçük patlıcanı alıp Lütfi’ye verir Char. 

Lütfi o patlıcanlarla Stockholm’e geldi. Özlü, Baydar ve ben günlerce “Haydi şu Mitterand’ın patlıcanlarını yiyelim artık!” dedik, ama Lütfi bir türlü kıyamadı. Sonunda patlıcanlar çürüdü.

Lütfi’nin Fransa’da yaşayan bir gözdesi daha olmuştu: Samuel Beckett. 

Bir gün Lütfi ona bir mektup gönderip kendisini Türkiyeli bir şair olarak tanıtır, yakında Paris’e geleceğini ve kendisini ziyaret etmek istediğini yazar. 

Beckett yanıtlar ve "şu gün şu saatte gel" der. Lütfi birkaç gün sonra kapıyı çalar. Kapı açılır. Lütfi kafasını kaldırır, daha da kaldırır, yukarıya bakar. “Adam bir türlü bitmiyordu yahu” diyecekti sonradan. 

Beckett onu mutfağa alır, kartal bakışlarıyla bakarak “anlat” der. Lütfi titremektedir. Korkmuştur. Aklına bir şey gelmez. Çantasından fotoğraf makinasını çıkarıp bu işi bir an önce bitirip tüymek ister. 

Makineyi gören Beckett “Katiyen! Koy onu yerine!” diye bağırır. 

Kekelemeye başlayan Lütfi’nin ağzından birden şu sözler dökülür: “Biliyor musunuz monsieur, Türk polisi “Godot’yu Beklerken’i prömiyerinden sonra yasakladı!'' 

“O da nedenmiş?” diye kaşlarını kaldırır Beckett. 

Lütfi “Efendim, polis bir türlü gelmediği için Godot’nun komünist olduğu hükmüne varmış” diye yanıtlayınca Beckett kahkahayı basar.

Absürtlüğün büyük ustası Beckett’e yakışır bir hikâyedir bu. Beckett bir şişe şarap açıp bardaklara doldurur. Biraz sohbetten sonra “Haydi bakalım, birkaç poz çek. Ama çok değil!” der. 

Yıllar sonra Beckett Nobel ödülünü aldığında gazeteci ve fotoğrafçılar evinin önünü doldururlar. Beckett fotoğraf çektirmez. “Stockholm’de ufak tefek bir Türk var. Ona gidin. Fotoğraflarım onda” der.

Sonra yıllarca sürecek bir dostluk başlar aralarında. René Char gibi Samuel Beckett de Lütfi’ye 150’den fazla mektup yazacaktır.

Baydar, Lütfi’nin “kurbanıyla” olan ilişkisini, onun sanatsal yaratıcılığını güzel bir örnekle anlatıyor:  

''Lütfi Özkök, yeryüzünün en sempatik, en tonton tiplerinden biriydi. Merak ve coşku dolu... Ama iş fotoğraf çekmeye gelince negatif metamorfoza uğrar, sık nefes almaya, homurdanmaya ve terlemeye başlardı. Genç Cumhuriyet muhabiri olarak Umberto Eco ile mülakat yaparken buna tanık oldum. Stockholm'e gelmişti Eco, ve sevinçle kabul etti mülakat önerimi. ''Yalnız'' dedim, ''sizinle tanışıp fotoğrafınızı çekmek isteyen Lütfi Özkök'le beraber geleceğiz, olur mu?'' Eco, Lütfi'nin Nobel ödüllü yazarların 'aile fotoğrafçısı' olduğunu biliyordu elbette. Ertesi gün buluştuk. Mülakat uzun sürdü, bu arada Lütfi gazete için fotoğraflarımızı çekti, derken iş bitti, Lütfi 've şimdi sıra bende!' diye o muzip tebessümüyle Eco'nun karşısına dikildi. Işık ayarlandı, Eco'ya belli bir açı verildi, ve tam çekim başlayacağı sırada Lütfi kameradan başını kaldırdı ve Eco'yu şaşkına çeviren talimatını verdi: 'Lütfen gözlüğü çıkartın!' Eco bir durdu. ''Yahu bu gözlük benim bedenimin bir parçası, yapamam'' dedi. Aldırmadı Lütfi, allem etti, kallem etti, Eco'yu sonunda razı etti. Başka yerde hiç görmedim, Umberto Eco'nun gözlüksüz portreleri sadece Lütfi'nin imzasını taşır. Eco'yu uğurladıktan sonra sordum Lütfi'ye, neden bu kadar ısrarcı oldun diye. 'Gözlük onun yüzünü, ruhunu perdeliyordu, asıl Eco kimdir onu görmek ve göstermek istedim” dedi.

C:\Users\TURHAN\AppData\Local\Packages\Microsoft.MicrosoftEdge_8wekyb3d8bbwe\TempState\Downloads\eco (1).jpg

Lütfi Özkök: Baydar ve Umberto Eco

Eşi Anne Marie’nin 2001’de ölümünden sonra Lütfi inzivaya çekildi. İsveçli dostlarının çoğu bu dünyadan göçmüştü. Özlü artık görünmez olmuş, Baydar da yıllar önce Türkiye’ye 'kesin' dönmüştü. Stockholm’deki birkaç dostunun ziyaretleriyle birazcık canlanıyordu Lütfi. Ayrıca şimdilerde İstanbul’da Amerikan Hastanesi'nde çalışan vefalı dostumuz Dr. Saim Ergun’un Stockholm’e her gelişinde araması onu çok mutlu ediyordu. Birlikte o şenlikli eski akşamlara yeniden dönüyorduk.

Nobel’e teşne olan birçok yazar kamerasının önünde durmak için ona kur yaptı. Her yıl verilen bin 300 kişilik Nobel yemeklerine onur konuğu olarak çağrıldı. Hiçbirine gitmedi. Hastalık derecesinde bir alçak gönüllülüğü vardı. Lütfi Özkök’ün çok zengin bir hayatı oldu. Varlığıyla bizleri de zenginleştirdi. 

Şu sıralarda İstanbul’da Modern Müze’de “ikonları” sergileniyor. Gidin, Lütfi’ye “merhaba” deyin, dünya edebiyatının devleriyle ve bizimkilerle  göz göze gelmenin mutluluğunu yaşayın. 

G:\RESIM KOPYALARI\DSC02818.JPG

Turhan Kayaoglu: Yaşlı Lütfi ölümünden birkaç ay önce

_______________________________________________

Lütfi Özkök: Portreler 

Sergi, Istanbul Modern (21 Aralık 2019 – 3 Mayıs 2020)


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar