Şarkul Avsat: Erdoğan yıkıcı rollerde

 

Londra'da yayınlanan Suudi Arabistan sermayeli Şarkul Avsat gazetesi yazarlarından Hanna Salih, Erdoğan yönetimindeki Türkiye'nin hızla geriye doğru gittiğini yazıyor. Lübnan asıllı yazar Salih'in makalesinin bazı önemli noktaları şu şekilde:

“2019'da şöyle bir resim ortaya çıktı: Sıfır sorun politikasının mimarı ve AK Parti'nin önemli şahsiyetlerinden Erdoğan'ın şimdiki rakiplerinden Ahmet Davutoğlu'nun oluşturduğu politika ile Türkiye içeride ve dışarıda geri gitmeye başladı. 

(Erdoğan) Türkiye'yi yeni Osmanlı'ya dönüştürerek El Kaide ile bağlantılı IŞİD ve Nusra gibi tüm siyasal İslamcı terör gruplarının merkezi haline getirdi. 

Bu yeni Osmanlı Suriye ve Irak halklarıyla, Kürtlerle çatışmaya başladı, Mısır, Suudi Arabistan ve Emirliklere karşı sürekli provokasyon halinde, Tunus'a yaptığı utanç verici müdahalesi sır değil, tıpkı Suriye halkına yaptığı gibi Libya halkına karşı da suç işliyor. 

Geleneksel müttefikleri ABD ve Avrupa ile çatışma halinde, Doğu Akdeniz'de gayri meşru doğal gaz ve petrol arama faaliyetleri içine girmektedir. 

Sadece Hamaney'in İran'ı, Emir'in Katarı ve bağlı olduğu Rusya gibi haydut rejimlerle koalisyon içine girdi. 

İçeride ise her şey yolunda! 2016'daki tartışmalı darbeden sonra tüm muhaliflerini hapse doldurdu. Onbinlerce insanı görevden aldı, orduyu yeniden dizayn etti. Üniversiteler ve eğitimi felç etti. Yargı siyasallaştırıldı, Merkez Bankası Başkanı geçtiğimiz günlerde kovuldu. Erdoğan, Binali Yıldırım'ın İstanbul'u kazanacağını zannetti ama olmadı. 

Yazara göre Erdoğan'ın izlediği üç yıkıcı politika şunlar:

“Birincisi: Türk Hilali ile İran Hilali'nin bütünleşmesi. Başlangıç noktası Suriye'nin kuzeyi olan bu hilal Katar'dan Kızıldeniz'deki Savakin Adası'na, Libya ve Tunus'a kadar uzuyor. Bu hilalin amacı Mısır ve Suudi Arabistan'dı. İronik olarak Türkiye'nin amacı kanlı bir karikatürden başka bir şey olmayan Osmanlı işgaline benzeyen kara bir dönem başlatmaktı. ABD'nin yaptırımları Türk-İran entegrasyonunu net bir şekilde ortaya koyuyor. 

İkincisi, Suriye'nin kuzeyinde önce radikal gruplar Türkiye'yi geçiş noktası olarak kullandı. Türkiye onlar için petrol ve tarihi eser kaçakçılığının güzergâhı oldu. İkinci aşamada Türkiye Rusya ile anlaşarak Suriye'nin kuzeyinde bazı bölgeleri işgal etti. Bugün Türkiye Suriye topraklarının yüzde 10'unu işgal altında tutuyor. 

Üçüncüsü Müslüman Kardeşler’in kontrolündeki Sarraj hükümetine verdiği destekle Libya'ya yapılan askeri müdahale. Her ne kadar Türkiye Libyalı militanlara desteğini geçtiğimiz Nisan ayından beri itiraf ediyorsa da, 2014'ten beri bu destek sürüyor. 

Son zamanlarda Alman, Fransız ve İtalyan istihbarat kaynakları Avrupa'ya mülteciler arasında gelen aşırılık yanlısı grupların giderek etkin oldukları yönünde bilgiler paylaşıyor. Mülteciler ve yeni göçmenler arasında aktif olan bu gruplar tek bir kaynaktan yönetilmekte ve yönlendirilmektedir.”

Türkiye'de yaşanan sıkıntıların hızla yeni Osmanlıcılığın sonunu getirdiğini de öne süren yazar Erdoğan'ın bundan sonra kendisi için bir çıkış olup olmadığını bilme fırsatı yakalayacağına dair şüpheler olduğunu da vurguluyor. 

Bu arada Kuveyt'te yayınlanan Qabas gazetesi ise, yaklaşık 300 Müslüman Kardeşler üyesinin, Mısır'a iade edilme korkusu yüzünden Türkiye, Avustralya ve İngiltere'ye kaçtıklarını öne sürdü. 

Mısır'ın talebi üzerine sekiz Müslüman Kardeşler üyesi bu ülkeye iade edilmişti. İade edilenler arasında din adamları ve işadamları da bulunuyor. 

Cuma günü Kuveyt İçişleri Bakanlığı, Mısır vatandaşı hareket üyelerine ait bir evin ele geçirildiğini öne sürmüştü. 

Mısır ve Suudi Arabistan Müslüman Kardeşleri terör örgütü olarak tanımlıyor.