'Z' kuşağından yedi milyon kişi 2023'te oy kullanacak: En büyük dertleri işsizlik

Türkiye'de Z kuşağından olup da 2023 seçimlerinde oy kullanacak yedi milyon kişi var. Son zamanlarda gündeme sıkça gelen bu kuşak için en büyük sorun ise işsizlik.

Z kuşağı, 1996 yılından sonra doğan gençleri tanımlamak için kullanılıyor.

Siyasi partiler oylarının peşinde, şirketler yeni çalışanları olarak bu kuşakla nasıl iletişim kurmaları gerektiğini araştırıyor, reklamverenler ise istihdam piyasasının en genç mensupları olarak tüketim alışkanlıklarını şekillendirmek derdinde.

Türkiye'de 2023 yılında düzenlenecek seçimlerde bu kuşağa mensup 7 milyon genç oy kullanacak.

O yüzden siyasi partiler stratejilerini özellikle bu kuşak etrafında konumlandırmaya başladı.

Bu duruma paralel olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26 Haziran'da Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tarihinin önce ertelenmesi sonra da öne alınmasını eleştiren genç kuşakla video konferans aracılığıyla bir araya geldi.

Ancak gençlerin olumsuz eleştirileri ve 'Size oy moy yok' ifadeleri üzerine YouTube'da yorumlar kapatıldı; bu da bu videonun beğenmeme seçeneğinin yüz binlerce kez tıklanmasına yol açtı.

Böylece Z kuşağının dertleri ve hangi konularda rahatsız oldukları sorusu kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı.

İnternet çağında dünyaya gelen bu kuşak için dijitale erişim sayesinde çoğu sınır kalkmış gibi gözükse de önceki kuşaklara kıyasla çok daha büyük bir sorunla baş etmek zorundalar: İşsizlik.

Yeditepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Demet Lüküslü, kuşakların diğer toplumsal kategoriler gibi homojen yapılardan oluşmadığını vurguluyor.

BBC Türkçe'nin haberine göre Lüküslü, X,Y, Z kuşağı gibi tanımlamaların daha çok pazarlama ve insan kaynakları alanları tarafından kullanıldığına dikkat çekiyor.

Gençlik sosyolojisi üzerine çalışan Lüküslü'ye göre küresel olarak genç kuşağın ortak özellikleri ise şöyle:

Eğitimin rolünün sorgulandığı bir dönemin gençleri. En eğitimli kuşak ve eğitim sisteminin içinde en uzun kalan kuşak olmasına rağmen eğitimin vaatlerinin yerine getirilmediğini görüyorlar.

Demografik olarak bir tarafta yaşlanmakta olan Batı ve Kuzey Avrupa toplumları, diğer tarafta genç olan Ortadoğu ve Afrika toplumları var. Ancak her iki taraf için de genç olmak bir avantaj değil, dezavantaj.

Genç işsizliğinin engel oluşturduğu bir kuşak. Çocukluk ile yetişkinlik arasında bir geçiş dönemi olarak tanımlanan gençlik dönemini, ayakları üzerinde durmakta zorlanan, 'yetişkinliğe' geçemeyen, kaygı ve korkularla geçiren bir gençlik.

OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) Gençlik Politikaları Ekibi'nden politika analisti Gamze İğrioğlu, Z kuşağını olusturan 15-24 yaş aralığındaki gençlerin dijitalleşme, otomasyon, iklim değişikliği gibi küresel değişimlere maruz kalan ve uzun vadede bu değişimlerin etkileri ile yaşayacak bir kuşak oldugunu söylüyor.
BBC Türkçe'ye OECD'nin gençlik ile ilgili araştırmalarını değerlendiren ve kendisi de Z kuşağından olan İğrioğlu, "Bu kuşak, bilgi ve eğitime ulaşım ile teknolojik yatkınlık konularında diğer kuşaklara göre çok daha avantajlı konumda olmasına rağmen ekonomik anlamda özellikle istihdam konusunda diğer kuşaklara göre zorluk yaşıyor" açıklamasında bulunuyor.

Yeditepe Üniversitesi'nden Lüküslü, Türkiye özelinde de istihdam ve eğitim alanında yaşanan sorunlar yüzünden bu dönemde genç olmanın zor olduğunu vurguluyor.

"En önemlisi de bunları çözmek için bütüncül bir gençlik politikasına sahip değil Türkiye. Hamaset dışında gençlik sorunlarının siyasi alanda tartışıldığını maalesef göremiyoruz" diyen Lüküslü'ye göre gençler için en büyük zorluk sözlerinin ve kişiliklerinin ciddiye alınmaması, saygı duyulmaması.

Gezici Araştırma Merkezi'nin Türkiye'nin 12 ilinde 20 yaş altını temsil eden Z kuşağı ile yaptığı ankete bu ay Sözcü gazetesinde yer verildi.

1.062 gençle yapılan anket sonuçlarını Gezici Araştırma Merkezi Başkanı Murat Gezici, aynı haberde şu şekilde değerlendirdi:

Z Kuşağı insan hakları, hayvan hakları, cinsiyet ayrımcılığı gibi konularda duyarlılığı ön planda olan, haklar konusunda eşitlik temelli bir anlayışa sahip. Yüzde 45'i herkesin eşit ve benzer haklara sahip olduğu görüşünü savunuyor.

Bu kuşak için ırk, cinsiyet, din, dil, mezhep gibi unsurlar düşük bir öneme sahip. 'Farklı bir din veya mezhebe ait biriyle evlenebilirim' diyenlerin oranı bundan önceki nesilde yüzde 32,8 iken Z kuşağı için yüzde 82,2.
Bu kuşağın yüzde 15,7'si namaz kılma, oruç tutma gibi dini inançlarının gerekliliklerini yerine getirdiğini söylerken, yüzde 55,8'si bu gereklilikleri yerine getirmediğini söyledi. Yüzde 28,5'i inançsız olduğunu ifade etti.

Z kuşağının yüzde 76,4'ü adalet, demokrasi, ifade ve düşünce özgürlüğü, liyakat, israf, sanat gibi kavramları önemli bulduğunu ifade ediyor. AB'yi destekleyenlerin oranı Z kuşağında yüzde 78,6 iken X ve Y kuşaklarında bu oran yüzde 35,6.

Günlük sosyal medyada geçirdikleri zaman ortalama altı saat. Bu kuşağın yüzde 65'i akıllı telefon kullanıyor.
Z Kuşağı, kendisini belli bir ideolojik gruba veya siyasi partiye mensup görmüyor. Araştırmalar bu kuşaktakilerin yaklaşık yüzde 68,7'sinin, kendisini Atatürkçü, muhafazakar ya da milliyetçi gibi belli kategoriler içinde tanımlamadığı ve mevcut siyasi partilere karşı herhangi bir yakınlık hissetmediğini gösteriyor.

Ankette Z kuşağının yüzde 86,7'si oy kullanırken ebeveynlerin etkisinin olamayacağını, kendi iradesinin ön planda olduğunu söylüyor.

Ancak Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi akademisyenlerinin yaptığı bir araştırma ise farklı sonuçlara işaret ediyor.

Marketing Türkiye dergisinin sonuçlarına yer verdiği sosyal medya kuşaklarına yönelik hazırlanan araştırmaya göre Z kuşağı farklı dış görünüşleri kabul seviyesi en düşük kuşak olarak ortaya çıkıyor.

Araştırmayı yürüten akademisyenlerden Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Aylin Tutgun Ünal, "Kuşakların farklılıkları kabul seviyeleri incelendiğinde, farklı dini/etnik yapıları kabul toleransı en düşük kuşak olarak Z bulundu." açıklamasında bulunuyor.

Ünal, Y kuşağının bu alanda daha hoşgörülü olduğunu söylerken kategoride yer alan bazı maddeler şöyle:

"Burnuna, kaşına, diline takı (piercing) takan birini kültürel olarak kaybolmuş kabul ederim"
"Vücudunun çeşitli yerlerine hızma/piercing takmış birine acırım"
"İşveren olsam vücudunun her tarafında dövmeler olan birini tercih etmem"

Türkiye'deki Z kuşağının teknoloji ile ilişkisine bakıldığında ise haberleri sosyal medyadan takip eden bir nesil karşımıza çıkıyor.

Yapılan küresel bir araştırma Türkiye'deki gençlerin teknoloji okur yazarlığında kendisini dünyanın zirvesinde gördüğünü ortaya çıkarıyor.

ABD merkezli teknoloji ve bilgisayar şirketi Dell'in 2018 yılında yaptığı Z kuşağı araştırmasına göre Türkiye'de Z kuşağının yüzde 57'si dünya ortalamasını aşarak araştırma ve geliştirme gibi teknolojinin hakim olduğu alanlarda çalışmak istediğini belirtti.

Araştırmanın sonuçlarını Habertürk gazetesine değerlendiren ve o dönem Dell'in Türkiye genel müdürü olan Sinan Dumlu, "Dünya çapındaki yaşıtlarına kıyasla çok daha özgüvenli ve teknolojiye meraklı bir nesil Türkiye'de ortaya çıkıyor. Onlar için en son teknolojilerle çalışmak önemli ve belirleyici" dedi.

Diğer yandan Türkiye'de gençler teknoloji ile uyumlu bir kariyerin hayalini kursa da karşılarında genç işsizliği gibi büyük bir sorun var.

TÜİK verilerine göre Türkiye'de mart ayında 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı %24,6 olarak gerçekleşti.

Türkiye, OECD verilerine göre ne çalışan ne de eğitim alan genç oranında yüzde 26 ile ilk sırada geliyor.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Öğretim Üyesi ve Sosyal Politika Forumu Merkez Müdürü Doç. Dr. Volkan Yılmaz, sosyoekonomik olarak Türkiye'de gençlerin önündeki en büyük sorunun istihdam alanında olduğunu söylüyor.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Yılmaz, işsizlik ve istihdam verilerinin özellikle genç kadınlar açısından çok daha olumsuz bir tablo sergilediğini vurguluyor.

"Genç kadınlar arasında işsizlik oranının genç erkeklere kıyasla neredeyse 3 puan yüksek seyrettiğini, ne eğitimde ne istihdamda olan genç kadınların oranının ise yüzde 35 bandına çıktığını görüyoruz" diyen Yılmaz, OECD verilerine göre 20-24 yaş grubundaki genç kadınların neredeyse yüzde 45'inin ne eğitimde ne de istihdamda olduğuna dikkat çekiyor.

20-24 yaş grubundaki gençler arasında işsizliğin 15-19 yaş grubuna göre 6 puan daha yüksek olduğunu söyleyen Yılmaz'a göre bu durumu düzeltebilecek politikalar geliştirilmiyor:

"Hem sizden artık kendi hayatınızı kurmanız bekleniyor hem de size bunun maddi koşulları sağlanmıyor. Çeyiz hesabı veya otomatik katılıma dayalı özel bireysel emeklilik gibi halihazırda biriktirecek parası ya da düzgün bir işi olan gençlere yönelik politikalar bu çıkmazdaki gençlere hitap etmiyor.

"Mevcut işgücü piyasasını genişletmeyen, çalışma koşullarını iyileştirmeyen ve yolu insana yakışır bir işe çıkmayan hiçbir müdahale, mesleki eğitimler dahil, bu sorunu çözebilecek gibi görünmüyor."

Türkiye'de kronik bir hal alan genç işsizliği sorunu, koronavirüs kriziyle beraber iyice körüklenmiş vaziyette.

Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Burak Saltoğlu, mezuniyetlerin yoğun olacağı temmuz-eylül döneminde istihdam piyasasının iyi olmayabileceğini söylüyor.

Türkiye'de ekonominin koronavirüs öncesinde de genç nüfusa iş yaratmakta zorlandığını hatırlatan Saltoğlu, "Genç işsizliğinin yüzde 25'lerin altına inme olasılığı oldukça düşük görünüyor" diyor.

Koronavirüs krizinin sadece ekonomiye dair değil siyasete yönelik olarak da gençler üzerinde uzun süreli etkilerinin olması beklenmekte.

London School of Economics'in (LSE) bu ay içinde 'Epideminin siyasi yaraları' adında yayımladığı raporunda koronavirüsün Z kuşağının siyasi yönelimlerine nasıl bir etkisinin olacağı incelendi.

Araştırmanın yazarlarından olan araştırma görevlisi ve ekonomist Dr. Orkun Saka, bundan önceki salgınlar sırasında 18-25 yaş arasında olan kuşağın siyasi sisteme güveninin düştüğünü tespit ettiklerini aktardı.

Saka, çalışmalarında geçmişteki salgınlar zayıf hükümetler varken yaşanmışsa gençlerin güveninin daha çok ve daha uzun dönemli düştüğünü bulduklarını belirtiyor:

"Türkiye'deki gençlerde de koronavirüsün negatif bir etkisi olacağını, politik sisteme olan güveni azaltacağını söyleyebiliriz; fakat Amerika ve İngiltere gibi krizi daha kötü yöneten (ve şu an zayıf hükümetlere sahip olan) ülkelere nazaran başından beri daha etkin ve başarılı bir politika yürütüldüğü için bu güven kaybının görece daha az olacağını öngörebiliriz."

Saka'ya göre araştırmada edindikleri bulgulardan yola çıkarak 20 yıla kadar varabilecek uzun dönemli siyasi güven kaybı, 2023 seçimlerinde 7 milyon genç oy kullanacağı için şu anda varolan hükümet aleyhine bir etki meydana getirebilir.

Türkiye'de gençlik üzerine çok sayıda kitabı olan Prof. Dr. Demet Lüküslü, "Gençlerle yaptığım araştırmalarda genç kuşağı belirleyen asıl ayrımın siyaset olmadığını görüyorum" diyor.

Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) için gerçekleştirdiği "Gençler Konuşuyor: Gençlerin Gözünden Dindar-Seküler Eksenli Kutuplaşma" adındaki araştırma sonuçlarına dair konuşan Lüküslü, "Siyaset ne kadar kutuplaşmış olursa olsun bu kutuplaşma genç kuşağın gündelik hayatında önemli bir yer edinmiyor" ifadesini kullanıyor.

Lüküslü'ye göre 'siyaset genç kuşağın gündelik hayatında merkezi bir rol oynamıyor':

"Gençlerin gözünden siyaset ne güvenilen bir kurum, ne de sorunları çözeceğine inanılan bir kurum. Siyasi aktörlerin ise sadece kendi çıkarları peşinde, oy peşinde koşan ama gençlerden uzak siyasi figürler olarak görüldüğünü söylebiliriz."

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz