En fazla psikopatın yaşadığı şehir

Dünya genelinde her yıl farklı araştırmalar okuyucuların önüne sunulur. En temiz havası olan, en kalabalık, en kirli şehirler gibi bazı haberlere sık sık rastlarız.

Bu kez farklı bir araştımanın sonuçları açıklandı. Southern Methodist Universitesinden Ryan Murphy, geçtiğimiz günlerde, istatistiki verileri inceleyerek ABD’de en çok psikopatın nerede yaşadığını tespit etti. 50 eyaletteki bütün psikopat sayılarını karşılaştıran Murphy, birincinin Başkent Washington olduğunu açıkladı.

Amerika’nın Bülteni’nden Cemal Tunçdemir’in aktardığına göre ABD başkenti Washington DC, psikopat sayısında, kendisinden sonra gelen iki yerin toplamından bile fazlaydı. 

Ryan Murphy, Politico’dan Derek Robertson’a geçen hafta yaptığı açıklamada, ‘’Aslında psikopatlık ve politikacılar konularında daha önce yazdığım yazılar var ama Washington DC’nin bu şekilde farklı birinci olmasını ben bile beklemiyordum’’ diyor.

Murphy, Washington DC’de bu kadar psikopatın bir araya gelmesini “Psikopatlara çekici gelen işlerin de en yoğun olduğu yer” olarak açıklıyor ve ekliyor:

“Terbiye görmemiş ihtiraslara, insafsız  ölçüde ‘dediğim dedikçiliğe’ ve hadi kabul edelim ki, -hedefine ilerlerken bir kaç cesede basıp geçme- arzusuna hitap eden işlerin… ’Psikopatların heybetli ve görkemli görünmek gibi eğilimleri var. Ve başkentte bu gücü aramak ve elde etmek için çok sayıda imkan var.”

Psikopati, kabaca, empati yoksunluğunu, taş kalpliliği, tatmini zor şiddette bir garezi ve başkalarının acısından veya başarısızlığından zevk alan anti-sosyal bir kişiliği ima ediyor. 

Bu kişilik bozukluğunun en önemli uzmanlarından biri olan Robert Hare de, diğer eğilimlerinin yanı sıra psikopatların, özellikle de güç ve prestij sahibi olmaya ortalamanın çok üzerinde bir ihtiyaç duyduklarına dikkat çekiyor.

Psikologlar için ‘psikopati’ özel bir inceleme alanı çünkü, diğer iki önemli kişilik bozukluğu, narsisizm ve makyavelizm ile bir araya geldiğinde yani artık bilimsel literatüre yerleşmiş adıyla ‘karanlık üçlü’yü oluşturduğunda, tehlikeli ve hatta kriminal eylemlere yönlendirebilir.

Harvard Tıp Fakültesinden klinik psikolog Martha Stout ise politikacılar arasında, psikopatların ortalamanın çok üzerinde olduğunu şöyle anlatıyor:

“Sosyopati/ psikopati / anti-sosyal kişilik konularında çalışıp da bu görüşe katılmayacak tek bir uzman bile bulabileceğini düşünmüyorum. İnsanlığın, kelimenin gerçek anlamıyla vicdansız bir küçük azınlığı, insanlık için yutması zor bir lokma olageldi.”

Amerikalı birçok psikolog ve psikiyatriste göre, kişiliği ders kitaplarında ‘psikopatlığın’ tipik örneği olarak okutulabilecek isim ise Donald Trump.

Trump’ın sürekli olarak saldırdığı üç hedefi var; ‘Medya’, beğenmediği kararlar alan Yargı ve yasa yaparken kırk dereden su getiren Kongre. Bunları her politikacı eleştirir ama Trump doğrudan bu kurumları yok etmeye çalışıyor.

Eleştirel medya, narsist kişiliğini; Her şeyi sorgulayan Kongre üyeleri makyavelist kişiliğini; Ve bağımsız yargı ise keyfince hareket etmek isteyen psikopatik kişiliğini rencide ediyor.

http://amerikabulteni.com/2018/07/12/psikopat-sayisi-en-fazla-olan-sehir/