Asgari ücret tartışmasında kim haklı?

 

AKP hükümeti asgari ücreti yıllık yaklaşık 2018’de % 14’lük artışla aylık 1,603 Türk Lirası olarak belirledi; ya da Amerikan dolarına çevrildiğinde 382 dolar karşılığı ki 2017’yle karşılaştırıldığında neredeyse aynı.

Açıklanan yıllık artış, ufukta tam da seçim ve ekonomik yavaşlama belirmişken gelince her iki dinamiğe de dokunmuş oluyor; ülkedeki % 13’lük yüksek enflasyondan yukarıda, ama yine de çalışan nüfusu daha iyi bir noktaya getirmekte uzakta. Zaten belki de eğer 2019!’da kritik çifte seçimler olmasaydı, hükümet, enflasyon beklentilerini zayıflatmak adına, asgari ücret yükselişini çift basamaklı enflasyon oranının altında da tutabilirdi. Bu açıdan bakınca, tam da seçim yaklaşmışken yapılan asgari ücret artışı işlerin alışıldığı gibi devam ettiğine işaret ediyordu.

Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, asgari ücret kazananlara yönelik, hükümete nankörlük ettiklerine dair ağır sözleri olmasaydı, açıklanan rakamlar belki çok da dikkat çekmeyebilirdi. Başbakan Yardımcısı Çavuşoğlu’nun, alaycı bir tavırla asgari ücret kazanan birinin 42 aylık maaşıyla 1400cc’lik sıfır bir araba alabileceğini; bu rakamın AKP iktidara geldiğinde 90 ay olduğunu vurguladığı sözleri doğal olarak tartışmayı devam ettirdi.  

Türkiye’de toplumun en fakir kesimlerini rencide eden bu tavır gündemde olunca,  AKP hükümetinin iktidar olduğu dönem süresince, Türkiye’deki asgari ücretin nereden nereye geldiğini, enflasyon endeksleri, ülkenin gerçekleri ve dünyanın gidişatıyla karşılaştırmalı olarak incelemek önem kazanıyor.

Sağlıklı bir karşılaştırmaya, yıllar içerisindeki birikimli asgari ücret artışlarını ve aynı yıllardaki birikimli enflasyon rakamlarını beraber ele alarak başlanabilir.  

AKP’nin iktidara gelişini takip eden ilk yıl olan 2003’ü temel alıp, enflasyon endekslerinden bir seçki yaparak asgari ücretle karşılaştırma yapmak gerekir.

Seçilen endeksler tabii ki, geçtiğimiz 14 yıl içerisindeki manşet TÜFE enflasyonu ve onun alt endeksleri olan, %29-21 ağırlığa sahip gıda enflasyonu; %17-15 ağırlığındaki kira enflasyonu; onu takip eden giyim enflasyonu (%8 ağırlıklı), eğitim (%2,7 ağırlıklı), sağlık (%2,6 ağırlıklı) ve ulaşım (%16 ağırlıklı) enflasyonu.

Bu karşılaştırmaya göre ortaya çıkan sonuç gerçekten dikkat çekici: 15 yıllık iktidarı boyunca AKP hükümeti gerçekten de asgari ücretli çalışanları desteklemeyi öncelikleri arasında tutmakta.

Daha net bir ifadeyle, 2003-2012 yılları arasında manşet enflasyonla neredeyse başa baş tutulan asgari ücret artışları, 2012’den itibaren hızla tırmanışa geçiyor; özellikle 2015-2017 arasında dikkat çekici bir hızla yükseliyor.

Hükümetin asgari ücreti belirleyişinde iki belirgin ve birbirinden çok farklı dönemin ekonomi yönetim tercihleri de ortaya çıkmış oluyor.  Ortaya çıkan eğilim, AKP’nin 2002-2012 yılları arasında düşük enflasyona ve 2012-2017 yılları arasında ise, yüksek enflasyon rakamları pahasına, büyümeye daha çok öncelik veren ekonomi yönetimini yansıtıyor.  

Şekil 1: Net Asgari Ücret ve Enflasyon


Kaynak: TUIK, TDM  

Biraz daha rakamlardan konuşalım.

2003’ü baz alırsak, 2003-2018 yılları arasında Türkiye’deki net asgari ücret tırmanış endeksi 709’a ulaşıyor. Bu, 357’lik temel TÜFE enflasyonu; 411’lik gıda fiyatı enflasyon endeksi; 472’lik kira ücreti enflasyon endeksi; 278’lik sağlık ücreti enflasyon endeksi; 349’luk ulaşım fiyatı enflasyonu endeksi; 352’lik eğitim ücreti enflasyonu ve 242’lik giyim fiyatı enflasyon endeksiyle kuvvetli bir pozitif fark oluşturuyor.  

Özetle, 2003 başlangıç yılı olarak alındığında 2018’de varılan noktada AKP hükümeti asgari ücret zamlarını enflasyonun elle tutulur derecede yukarısında tutmuş durumda.  

ABD doları olarak bakarsak da benzer bir resim görmek mümkün.  Net asgari ücret 2003’te 150 Amerikan doları iken, Amerikan Merkez Bankası’nın para politikasını geri çevireceğini açıkladığı 2013’e kadar liranın da değerlenmesiyle 405 dolara kadar çıkıyor.

2013’ten sonra lirada düşüşün başlaması ve enflasyon rakamlarının inatçı bir şekilde yüksek kalışıyla, Türkiye’deki asgari ücret biraz da 2015 ve 2017 sonlarında yapılan büyük artışlarla 380 Amerikan doları civarında tutunuyor.

Bu sonuçlar, yukarıda Şema-1’de de görüldüğü gibi, hükümetin Türkiye’deki düşük gelirlileri desteklemek için elinden geleni yaptığını gösteriyor. Bu tercih de zaten hükümete iki yönden hizmet ediyor.  

Asgari ücret geliri düşük olsa da, tüketime yönelen artışlar ekonomik büyümeyi beslerken, belki daha da önemlisi AKP seçmen tabanını, fırtınalı politik ortama rağmen bir arada tutuyor.

Tabii ki yine de hikâyenin tamamı, bu değil.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (TÜRK-İŞ) açıkladığı Türkiye’deki açlık ve fakirlik alt limitleri, güvenilir ve takip edilmese gereken bir bilgi kaynağı. Açıklamalara baktığımızda, “dört kişilik bir ailenin, sağlıklı ve dengeli beslenmesine yetecek aylık yiyecek masrafı” olarak tanımlanan “açlık sınırı”, Aralık 2017’de 1,608 Türk Liraya çıkmış durumda.   Asgari ücretin 2018 için daha yeni, 1,603 Türk Lirasına yükseldiğini hatırlarsak, mevcut asgari ücret seviyesinin yetersizliği in tartışmaya alan yaratmayacak şekilde ortada.

Aslında, TÜRK-İŞ’in “fakirlik sınırı”, ki burada yiyeceğe ek olarak giyecek, kira, elektrik, su ve ısınma gibi mecburi masraflar da göz önüne alınıyor; olarak açıkladığı rakam 5,238 Türk Lirası, artırılmış asgari ücretle karşılaştırıldığında, her iki ebeveynin de asgari ücret kazandığı ailelerde bile yetersizliği netleşiyor.

Şekil 2: Net Asgari Ücret; Açlık ve Yoksulluk Sınırı


 Kaynak: TURK-IS  

Türkiye’de asgari ücretlilerin; söz konusu ücretleri kendi içinde rekabetçi tutmakta başarılı olan AKP hükümetine gerçekten nankörlük edip etmediğine karar vermek için karşılaştırmalı bir analiz  de yapmak gerekli.

“Krizden sonra asgari ücretler” başlıklı bir OECD çalışması bu noktada yardımcı olabilir.  

Aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere, Amerikan doları üzerinden 34 ülke arasında gerçekleştirilen vergi sonrası saat başı asgari ücret analizinde, Türkiye 27. Sırada ve 2015 rakamlarına göre saat başı asgari ücret 3,5 Amerikan doları.

Avusturalya ve Lüksemburg, saat başı 9 Amerikan dolarının üzerindeki ücretlerle listenin başında yer alırken, listenin sonunda ise saat başı 2 Amerikan dolarının altında ücretlerle Latviya ve Meksika var.

OECD ülkelerinde 1990’dan beri asgari ücret uygulaması geniş çaplı bir alan bulmuş durumda ki dünyada da durum böyle.  

Fakat özellikle, geçtiğimiz yirmi yıl içerisinde sendikaların gitgide azalan etkileriyle işçilerin zayıf pazarlık pozisyonlarında kaldığı, Türkiye gibi ülkelerde, asgari ücret yanı sıra çalışma saatleri ve buna bağlı diğer şartlar hayati önem taşıyor.

Sendikaların pazarlık güçleri azalsa da, birçok OECD, ILO ve Dünya Bankası raporunda belirtildiği üzere, asgari ücret esasta doğru kullanımla 2008 küresel mali çöküşünden bu yana en çok tartışılan konular arasına giren, kapsayıcı büyümeyi teşvik etmek için önemli bir araç.

 

Image result

 

Yine de, asgari ücret söz konusu olunca karşılaştırmalı bir analiz yapmak hâlâ çok zor, çünkü Türkiye de dahil birçok hükümet, çok az kazanç elde eden kesimlere bütçeden farklı transfer harcamaları yönlendiriyor.

Bir başka makroekonomik gösterge olan ve bir ulusun sakinlerinin varlık dağılımını yansıtan ve eşitsizliği ölçen GINI endeksi de bu noktada dikkate alınmalı.

GINI endeksinde oranlar 0 ile 1 arasındadır; 0 mükemmel eşitliği, 1 ise mükemmel eşitsizliği ifade eder. 0.40 civarında dolaşan bir GINI endeksi sayısı gelir adaleti açısından tatsız bir göstergeyken, en iyi GINI endeksi sayıları 0.22 ile 0.25 ile gelir dağılımında daha adaletli olunabildiğini yansıtan İskandinav ülkelerinde mevcut.

Türkiye’nin GINI endeksi 2006’da 0.43 idi, şu anda ise 0.41. Bunun anlamı gelişen bir ülke olarak dünyadaki krizden önce ve sonra görülen güçlü büyümeye rağmen, AKP hükümetinin, nüfusun en varlıklı ve daha fakir kısımları arasındaki yüksek boyutlardaki gelir eşitsizliğini düzeltmekle ilgili pek de başarı gösteremediği.

Türkiye’deki asgari ücretin seyri ve Türkiye’nin asgari ücret seviyesi başka ülkelerle karşılaştırmalı olarak bakıldığında; işin içine GINI endeksi de eklenip hepsi birden değerlendirildiğinde, geçtiğimiz 14 yıl içerisinde AKP hükümetinin asgari ücret kazananları desteklemek için çok az çaba gösterdiğini görüyoruz.

Türkiye, G20 ve OECD net asgari ücret seviyeleri ile karşılaştırıldığında çok zayıf kalıyor. GINI endeksinde görülen yıllar içerisindeki sınırlı gelişimi de sayarsak, özellikle 2008’deki finansal krizden sonra oluşan varlık, çalışıp kazanılan gelir olarak fakirlere gitmedi.

Bu yüzden, Türkiye’deki 2018 net asgari ücret açıklaması üzerine, asgari ücret kazananların --eğer kullanılacak kelime buysa-- “nankör” olması durumunun haklı bir gerekçesi var.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar