Haz 26 2018

Haaretz makalesi: 'Atatürk'ün mirası büyük erozyonla karşı karşıya'

Davide Lerner, Haaretz için kaleme aldığı analizinde 24 Haziran seçimlerini değerlendirdi. Recep Tayyip Erdoğan ve Mustafa Kemal Atatürk arasındaki ayrılık ve benzerliklere dikkat çeken Lerner “Yeni seçilen başkan daha muhafazakar ve dindar bir devlet getirirken Mustafa Kemal’in mirası daha da büyük erozyonla karşı karşıya” değerlendirmesi yaptı. 

Yıllarca uzmanlar Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın modern Türkiye’ye etkisi konusunda Mustafa Kemal Atatürk ile karşılaştırılıp karşılaştırılamayacağını tartıştı. 

Atatürk, 1. Dünya Savaşı’nın ardından Türk güçleriyle yabancıları Anadolu’dan atmayı ve 1923’te seküler, Batılı bir vizyona sahip bir Türkiye kurmayı başardı. 

Ama Pazar gününün galibi Erdoğan’ın bugün benzer bir kontrol ve iktidar seviyesine ulaştığı ileri sürülebilir.

Mart ayında Erdoğan Atatürk’ün Türkiye’ye en uzun dönem hizmet eden Cumhurbaşkanı rekorunu kırdı. Cumhurbaşkanının destekçileri şimdiden ona tanrı gibi tapıyor. Dahası, Erdoğan son 16 yılda Türk toplumunu biçimlendiriyordu, hem de Atatürk’ten bu yana kimsenin yapmadığı şekilde.

Erdoğan tarihsel öneminin de, Atatürk’ün de buna rakip olabilecek tek siyasi figür olduğunun da farkında. Türkiye’yi daha muhafazakar, dindar bir demokrasiye çevirme çabalarının Atatürk’ün katı sekülerizmi ve “Batılı” Türkiye vizyonuyla uyuşmadığını da anlıyor. 

Son on yılda Erdoğan,Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılına takmış durumda. Tabi ki Erdoğan uzun zamandır istediği gibi 2023 yılına iktidarda ulaşabilecek ve ülke Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı Atatürk’ü kutlarken kendisini “Yeni Türkiye’nin” “kurucu babası” olarak gösterebilecek.

Türkiye’nin lideri olarak 2023’e, “2023 Siyasi Vizyonu” hedeflerini gerçekleştirerek ulaşmak Erdoğan için nihayet Türkiye'nin kurucu babasının da önüne geçmek anlamına geliyor. Ve Pazar günkü zaferiyle 5 yıllık Başkanlık süresini ele geçiren Erdoğan’ın hayali büyük ihtimalle gerçekleşecek. 

Geçtiğimiz yıl 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin anma etkinliğinde hükümet bu olayın “İkinci Kurtuluş Savaşı” olduğu propagandasını yapmıştı. 

Tabi ki iki olayın pek az ortak yanı var. 1919-1923 yıllarında yapılan Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün ardından Avrupalı ülkelerin gasp ettiği topraklara karşı  yerel güçleri topladı. 2016 yazında ise Türk ordusunda bir kesim hükümeti devirmeye çalıştı ama başarılı olamadı. 

Erdoğan daha sonra -Gülen hareketinin peşinden gitmesini sağladığını kastederek- darbeyi “Allah’ın lütfu” olarak nitelendirdi. Erdoğan ayrıca bunu tarihsel tutumunu güçlendirmek için de kullandı. Bu, darbenin gecesine yönelik hükümet ve hükümetin elindeki basının kurdukları “ikinci Kurtuluş Savaşı” ve “yabancı, işgalci güçlere” karşı zafer olarak söyleminlerinin nasıl hızla yayıldığını açıklıyor. Darbenin ilk yıldönümünde devlet, hikayeyi ilk ağızdan dinlemeleri amacıyla  yüzlerce denizaşırı gazeteci için Türkiye’ye lüks seyahatler düzenledi. 

Muhalefet şimdi derbeder halde ve güçlü bir demokratik ortam olmaksızın hükümete gerçekten meydan okumayı başaramıyor, bu durum Atatürklü yıllara çok benziyor. Erdoğan önümüzdeki yıllarda da kendi “yukarıdan devrimi”ni sürdürmeye devam edecek gibi görünüyor.

“Yeni Sultan: Erdoğan ve Modern Türkiye’nin Krizi” kitabının yazarı Soner Çağatay’a göre Erdoğan ve Atatürk “ideolojik görüşleri açısından uzak ama yöntemleri konusunda benzerler, ikisi de kültürel devrimlerini Jakoben yöntemler ile yukarıdan aşağıda kurguladıkları toplum mühendisliği ve eğitim üzerine odaklanarak sürdürüyorlar”.

Nitekim Erdoğan “dindar nesil” yetiştirmeyi ve Türkiye'nin eğitim sisteminde dini öğretimi artırmayı vaat etmişti. Okullar da başarısız darbeyi, Erdoğan'ın söylemini benimseyerek andılar. 

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Michelangelo Guida, seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra, Erdoğan ve AKP’nin ”muhalefete karşı Kulturkampf'ı açıkça kazandığını” belirtti. Rakip CHP’nin “tümüyle güneydoğu, Karadeniz ve İç Anadolu’da azınlıkta kaldığını” ekledi. 

AKP yetkilileri Türkiye’nin kurucu babasına karşı açık bir eleştiri seslendirmeyi göze alamıyorlar. Atatürk’e ürpertici bir düşmanlık besledikleri ve onun Türkiye'de dini özgürlüğü bastırdığını düşündükleri bir sır değil. Ama Atatürk’ün yattığı Anıtkabir’deki mezarı her yıl defalarca kez ziyaret etme mecburiyetleri var.

2014’te Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Erdoğan, Atatürk’ün yapılaşmanın yasak olduğu yeşil bir alan olarak tasarladığı Atatürk Orman Çiftliği’nde 1000 odadan oluşan muazzam bir sarayın inşa edilmesini emretti. Erdoğan bu projeye karşı çıkan yargı kararlarına da basit bir küstahlıkla cevap verdi: “Bırakın güçleri yetiyorsa yıksınlar”. 615 milyon dolarlık AK Saray Atatürk’ün mirasına sembolik bir darbe oldu. 

Pazar gecesi seçim günü sona ererken CHP yetkilileri CHP Genel Merkezi’nin terasından sokakta kutlama yapan Erdoğan taraftarlarını izledi. Türk bayrakları sallanır, arabalar korna çalarak geçer ve Erdoğan şarkıları çalınırken kaybeden taraftan da bazıları ağlıyordu. Akşam 10.15’te CHP Sözcüsü Bülent Tezcan bir duyuru yaparak Anadolu Ajansı’nın manipüle edilmiş sonuçlar açıkladığını iddia ettiğinde muhalefet destekçileri bunu alkışlarla karşılayarak Atatürk taraftarı “İzmir Marşı”nı söylemeye başladı. Ama kısa süre sonra Erdoğan zaferini ilan etti ve CHP’liler Erdoğan yanlısı kalabalıkların içinden geçerek sessizlik içinde evlerine gittiler. “Yeni Türkiye” kendi kurucu babasına tacını giydirirken şarkıları, tarihten bir kalıntı gibiydi.  

* Kulturkampf: Türkçe: Kültür savaşı, Alman İmparatorluğu'nda 19. yüzyılın son çeyreğinde Katolikliğin toplumsal hayattaki etkisini kırmaya yönelik bir dizi devlet müdahalesi ve bunlara tepkilerden oluşan sürece verilen ad.