Sezin Öney
Ara 03 2017

Sizce? - AKP’nin Kemalizmi tutar mı?

Ayşe Çavdar (Antropolog, Duisburg-Essen Üniversitesi, Artı Gerçek Yazarı):

Hayır, tutmaz AKP Kemalizm’i...

İki nedenle tutmaz: İlki AKP’nin herhangi bir mayayı tutturacak gücü kalmadı. Artık bir sözü yok. Bir şeyin başka bir şeye dönüşmesi için bile önce bir özü olması gerekir. AKP artık özsüz bir yapı.

Merkezinde Erdoğan’ın olduğu, onun anlık öfkeleri ve arzuları çerçevesinde oradan oraya savrulan, savruldukça dağılan, siyasi bir sözü kalmamış, siyasi sözünün yokluğu ölçüsünde iktidara yapışmış, iktidarda kalmaktan başka birliktelik aksı önermeyen bir yapı. Bu yapının Kemalizm dahil olmak üzere herhangi bir şeye dönüşmesi mümkün değil artık.

İkincisi de Erdoğan ve AKP’nin inandırıcılıklarını yitirmiş görünmesi. Bu, AKP’nin değil ama Erdoğan’ın süregider gibi görünen popülaritesiyle çelişiyor gibi görünebilir. Ama öyle değil.

Çünkü bu popülarite hala ve her şeye rağmen Erdoğan’ın karşısına akl-ı selimle konuşan, ayakları yere basan bir siyasi proje çıkmamasından kaynaklanıyor. Erdoğan da böyle bir projenin uç vermemesi için elinden geleni yapıyor. Gücü azaldıkça baskıyı artırıyor.

Kullandığı baskıcı idare yollarının hacmi ve şiddeti yalnızca bir şeyin işareti: O da Erdoğan’ın gücünün geçiciliğinden, azalmakta olduğundan haberdar olması. Bunu en iyi o biliyor ve baskıyı artırdığı oranda da hem AKP’ye hem de kendi biriciklik siyasetine denge kaybettiriyor.

Böylesi bir siyasi varlığın herhangi bir konuda inandırıcı olması mümkün değil. Ona verilen destek de nihilist olmanın ötesine geçemiyor. İnsanlar onunla birlikte kendilerinin de bir tür siyasi kıyamete sürüklendiğinin farkında olarak ama başka bir seçenekleri kalmadığı için, adeta kendi varlık koşullarına meydan okur gibidestek oluyorlar. Ama bu, ona inandıkları anlamına gelmiyor.

Şurası çok net: Ne Erdoğan’ın ne de AKP’nin siyasi ya da ahlaki herhangi bir önermesi ve vaadi kaldı. Kemalizm’e bile sarılmaya çalışmaları tek bir şeyi, içine düştükleri çıkmazın ne kadar derin olduğunu ve çaresizliğin boyutlarını ifşa ediyor o kadar...

Ayşe Çavdar
Ayşe Çavdar

Ertuğrul Günay (Siyasetçi-Yazar):

İçerde ve dışarda yaşadığımız sonu belirsiz sürükleniş, Atatürk'ü kararlı ve itibarlı Türkiye özleminin simgesi haline getirdi. Bugünün Türkiye'sinde Atatürk, iktidarın karşısında hala dokunulmazlığı olan tek değer ve bu anlamda önemli bir güç kaynağı olarak görünüyor. Bu durum karşısında, AKParti'nin seçim stratejisi üzerinde çalışanların, yeni bir taktik adıma yöneldiği anlaşılıyor. Bu yönelişte iktidarın yeni yol arkadaşlarının -MHP ve Ulusalcıların- talebi, hatta zorlaması da olabilir.

Şimdi hep birlikte 'Gazi Mustafa Kemal' söyleminden 'Aziz Atatürk' söylemine terfi etmiş ve karşısında 'esas duruşa' geçmiş durumdalar.

Ancak bu saygılı duruşun içtenlikli ve içselleştirilmiş olduğunu söylemek zor, giderek de imkansız. Çünkü Atatürk, sadece işgalden bağımsızlığa, saltanattan cumhuriyete geçişin simgesi değil. O kadarla kalsa, belki iktidar birtakım ortak noktalar bulma gayretine girebilir ve bunda da bir ölçüde başarılı olabilir.

Ama Atatürk, 'bağımsız bir cumhuriyet kurucusu' olmanın ötesinde ve en az bunlar kadar önemli başka değerleri de temsil ediyor. Bu değerler, birilerinin sandığı gibi durağan ve birkaç ilkeyle sınırlandırılacak kadar dogmatik değil.

Kararlı bir modernleşme, yurtta ve dünyada barış içinde kalkınma, aklın ve bilimin rehberliğinde eğitimle 'çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine' erişme, Atatürk'ün asıl hedefleri içinde. Bu hedefler bize, Atatürkçülüğün -döneminde yapılanlarla da sınırlı kalmadan- Türkiye Cumhuriyeti'nin evrensel hukuk kuralları ve çoğulcu/ özgürlükçü demokrasi değerlerini içselleştirerek çağdaş dünyada saygın ve kararlı bir yer kazanması demek olduğunu öğretiyor.

Bu öğreti, AK Parti'nin son yıllardaki belirsiz ve çaresiz sürüklenişinin ve uygulamalarının tam karşısında bir doğrultuya işaret ediyor. O nedenle, bugünkü zorunlu ve taktik 'Kemalizm' açılımının da, bundan önceki -içtenlikten uzak olduğu yaşanan- öteki bazı açılımlar gibi kalıcı olmayacağını, sonuç vermeyeceğini düşünüyorum.

Mustafa Kemal Atatürk'ü, otoriter yönetim arayışlarının aracı yapmak isteyen bütün önceki yönetimler, 27 Mayıs'lar, 12 Mart'lar, 12 Eylül'ler, 28 Şubat'lar tarihin tozu içinde kayboldular.

Galiba bu kez de öyle olacak. Onlar gidecek, Atatürk, Türkiye''nin ve dünyanın gözünde değerini ve saygınlığını korumaya devam edecek.

Ertuğrul Günay
Ertuğrul Günay

Mücahit Bilici (Sosyolog/City University of New York-John Jay College Sosyoloji Bölümü):

Ak Parti Kemalizm açılımı yaptı. Tutar mı? Bence tutar, niye tutmasın?

Karizma siyaseti güven ve teslimiyet üzerine yürür. İçerik önemli değildir. İçerik savaş veya barış olabilir, dindarlaşma veya laikleşme olabilir. Bunlar önemli değildir. Önemli olan (ikbal ve istikbalin kaynağı olarak görülen) lidere olan itimadın tesis olmuş olmasıdır. O itimad oluştuktan sonra lider ne yapsa doğrudur.

Yeter ki onlara tevil edebilsin. Onun yapıyor olmasıdır önemli olan. Dava hatırı (eskiden Hizmet hatırı) için haram bile helal olur.

Peki, 'kitleler bu kadar da şuursuz mu' sorusu meşru bir sorudur.

Kitlelerin cehaletten böyle birşey yapacaklarına haklı olarak ihtimal vermek istemeyen bu sorunun cevabı daha az acı değildir: Kitleler kendi çıkarlarını düşünürek kendi kendilerini kandırmakta (yani lidere kanmakta) gönüllü işbirlikçilerdir.

Onları iyi tanıyan, sık sık “kandırıldık” derken, onların o sinsi hissiyatına tercüman olmaktadır.

Güzel Anadolumuz ve büyük şehirlerimiz bu kurnazlığı ve çevikliği gösteren vatandaşlarımız ile doludur.

Rabia ile Bozkurt biraraya geliyor da Ata ile Reis mi biraraya gelemeyecek? Ucunda menfaat varsa halkın tutarlılık gibi bir derdi olmaz. Geçici olabilir ama havuç ve sopa birlikte çalışınca nice alakasızlıkları birbirlerine "(yerli ve milli bir şekilde) yapıştırırlar.

Mustafa Kemal’e abdest aldırıp onu Müslüman etmek zor değildir. Bizden haline geldikten sonra, ona dair tarih yazımında hızlı bir yeniden yazım ve keşfiyat göreceğiz.

Aslında İslamiyeti korumak için uğraştığı, ancak CHP tarafından mirasının çarpıtıldığı gündeme gelecektir. Tabii tüm bunlar Erdoğan rejiminin Mustafa Kemal ihtiyacının ne kadar geçici veya derin olduğuna bağlı.

Bir seçimlik de olabilir, ulusal kimliğin harcına yeniden karılmış bir girdi de olabilir. Onu zaman gösterecek.

Mustafa Kemal'in kimi dindar çevrelerde kemikleşmiş olumsuzluğunun kısa bir direnişten sonra teslimiyete evrileceğini tahmin ediyorum.

Siyasetçiler ve elbette siyaset yapan dinciler, her zaman yalan söylerler. Tayyip Erdoğan’dan önce Atatürkçülük açılımını Fethullah Gülen yapmıştı. Bugün Erdoğan esasen Gülen’i taklit ediyor.

Erdoğan, Gülen’in pişirip belli bir yere getirdiği Türk milliyetçiliği canavarının, ecdad fetişizminin ve menfaat için Kemalist bile kesilebilme tecrübesinin mirasını büyütüyor ve üstüne artık tam muktedirlik rahatlığı ile yeni katlar çekiyor.

Siyasi olan hedefe varmak için herşeyi kullanabilen bir ideolojisiz siyaset var.

Ürkek ve mahçup değil artık.

Utanmasız ve talancı.

Mücahit Bilici
Mücahit Bilici

Levent Gültekin (Yazar-Siyasi Yorumcu/Diken):

AK Parti’nin son dönemde benimsediği Atatürkçülüğün kalıcı olup olmayacağını ya da bunun AK Parti tabanında bir karşılığının olup olmayacağını soruyorsanız buna net bir cevap vermek neredeyse imkansız.

Çünkü karşımızda şartlara, çıkarlarına, duruma göre fikir ve tutum değiştiren bir parti var. Neyi niçin savunduğu, neden o düşünceye evrildiği konusunda bir izah yapmıyor.

Çünkü duruma, ihtiyaca göre geçmişte savunduklarından vazgeçmeyi veyahut geçmişte karşı olduklarını savunmayı alışkanlık haline getirdiler. Politik bir hesapla görüş değiştirmek olağan hale geldi AK Parti iktidarı için.

Ama bütün bunlara rağmen Atatürk felsefesini benimseme konusu AK Parti'de kalıcı bir görüşe dönüşeceğinden pek emin değilim.

Çünkü anlayış farklı, felsefe farklı, kültür farklı.

Mesela eğitim anlayışında ya da laik yönetim anlayışında veyahut kadının toplumsal alandaki yeri anlayışında Atatürkçülük denen felsefeye yaklaştığını söyleyemeyiz.

Bu anlayışa geçmesi için geçmişi ile hesaplaşması, geçmişte savunduğu fikirleri ile yüzleşmesi gerekiyor.

AK Parti’nin yönetici kadrolarında böyle bir olgunluk da yok böyle bir bilgelik de. Kaldı ki tartışmadan doğan bir fikir de yok.

Çünkü ortada tek bir lider var o ne derse ona uyan bir de ekip var.

Lider, ihtiyaca binaen Atatürk benimsenecek, saygı gösterilecek diye buyurdu ve onu takip edenler de oluverdiler.

Niye? Neden? Niçin? Ne değişti? sorularını soracak bağımsız bireylerden oluşmuyor AK Parti kadroları artık.

Mesela geçmişte laikliğe niçin karşıydı şimdi eğer taraftarsa niçin taraftar? Ya da laikliği savunuyorsa bugünkü laikliğe aykırı yönetim anlayışını ne yapacağız? Ya da eğitimde cumhuriyet felsefesini esas alan bir anlayışa geldiyse uygulama niçin buna göre değil?

Bütün bu cevapsız sorular bize Atatürk’ün felsefesini benimseme konusunda bir düşünceye dayalı değişimin olmadığını gösteriyor.

Sanırım AK Parti iktidarı Atatürk’ün sadece bir yönünü yücelterek o değere sahip çıkmaya çalışıyor. O da Atatürk’ün anti emperyalist kişiliği ya da yönü.

Bu da politik olarak işine yarıyor çünkü bütün dünya ile kavgalı bir iktidar bu tutumunu anti emperyalist tavır, politika olarak satma çabası içinde. Atatürk’ün bu yönünü kullanarak toplumun farklı kesimlerini bu yanlışlarında buluşturmaya çalışıyorlar.

Peki iktidarın Atatürkçülüğe yönelmiş olması tabanda kalıcı bir tutuma ya da görüşe dönüşür mü? Bundan da pek emin değilim.

Çünkü yukarıda da dediğim gibi AK Parti’deki Atatürkçülük tartışarak, konuşarak, neden, niçin sorularına cevap arayarak ulaşılmış bir düşünce değil. AK Parti tabanında kitle psikolojisi hakim. O kitlenin, ağzının içine baktığı bir lider var.

Kitlenin büyük bir kısmı onun sesine, kaş göz işaretlerine göre hareket ediyor. Onların da bu yeni durum üzerinde düşündükleri, sorguladıkları pek söylenemez. O nedenle de kalıcı olmasını beklemek biraz iyimserlik olur. Bir düşüncenin kalıcı olması için tartışılmış, konuşulmuş ve hazmedilmiş olması gerekiyor.

Böyle bir durum olmadığı için taban üzerindeki etkisi de kalıcı olmayacaktır. Son dönemde din ile devlet yönetiminin bir araya gelmesinin ortaya çıkardığı sorunlar nedeni ile muhafazakar, dindar camiada bağımsız, bireysel olarak bu durumu sorgulayanlar, Atatürk’ün kişisel olarak hakkını teslim edenler de var elbette.

Onlar zaten iktidardan bağımsız olarak bir sorgulama, anlama çabası içindeler. AK Parti şimdilik Atatürkçülüğü dünya ile kavga etmek sanıyor. İleride bütün felsefeyi anlama çabası içine girerler mi, bunu hep beraber göreceğiz. 

Levent Gültekin

Emre Erdoğan (Siyaset Bilimci/İnfakto Kamuoyu Araştırma Şirketi; Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü):

2019’da yapılması beklenen bir dizi seçim öncesinde, seçim sath-ı mailine girilmişken, siyasetin aktörlerinden çok sayıda kıvrak hareketler göreceğiz.

AK Parti’nin 29 Ekim kutlamaları ve 10 Kasım anma törenlerinde Atatürk’e olan sevgi ve saygısını vurgulaması ve bunu kitlesel bir şekilde yapması, göreceğimiz ama şaşırmayacağımız bir dizi manevradan ilki. AK Parti’nin Atatürkçülük vurgusu gelecek seçimlerde net bir oy kazancı sağlar mı?

Alanın esas ve kadim sahibi CHP seçmenlerinin bu söylemle tavır değiştireceklerini beklemek saflık olur. HDP’nin büyük çoğunluğu Kürt seçmeni için de Atatürkçülük iyi hatıraları çağrıştırmıyor.

Geriye İYİ Parti’yle kozlarını paylaşmakta olan MHP tabanı kalıyor ki, bu tabanın Akşenersever kısmı zaten AK Parti’ye herhangi bir sempati duymamaya borçlu varlığını.

MHP’den her ne geriye kaldıysa, onlar da “ülkülerinin” ve “liderlerinin” ardında saf tutmuş durumdalar. Böyle bakıldığında 29 Ekim – 10 Kasım manevralarının ek oy getirmeyeceği kesin, eğer kaldıysa Milli Görüş’ün şeriatçı çizgisini rahatsız edebilir, onlar da “bir çiçekle bahar gelmez” diyerek AK Parti çizgisinde kalacaklardır muhtemelen.

Madem oy kantarında tartılacak bir getirisi götürüsü yok, AK Parti liderliğinin bu kadar gürültü koparan manevrası neden?

Öncelikle AK Parti taraftarlarının günlük Siyasal tartışmalarında zayıf karnı sayılabilecek eleştirilerin bir kısmını savmalarını sağlamış olabilir, herkes kadar Atatürkçü olma avantajını taraftarlarına sunmuş olabilir. İkinci olarak da, Türkiye’de siyasetin partiler aracılığıyla kotarılmayan kısmına da gelecekteki icraatları konusunda bir taahhüt vermiş olabilir.

Kuvvetle muhtemel bu retorik çıkışın politikalara yansıması olacak mı, göreceğiz.

Emre Erdoğan
Emre Erdoğan