Umit Kardas
Kas 10 2017

AİHM - Ankara gerginliği yükselirken...

Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya  büyük 'donör' (bağışçı ülke) konumunda. Türkiye’de bu ülkelerle birlikte Konsey’e destek vermekte. Konsey'i, 2017 için 455 milyon Euro olan bütçesine büyük bağışçı olarak Türkiye’nin yaptığı katkı 33.8 milyon Euro düzeyinde.

Türkiye ile AK ilişkilerinde, denetim süreci kararından beri gergin bir süreç yaşanmakta. AKPM’nin insan haklarının savunulması alanında üstün hizmet gösteren ve 2013’ten bu yana verilen Vaclav Havel Ödülü’nü, darbe girişimi sonrasında kapatılan Yargıçlar ve Savcılar Birliği’nin FETÖ/PDY’den tutuklu eski Başkanı Murat Arslan’a vermesi bu gerginliği arttırmış oldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjörn Jagland’a gönderdiği mektupla Türkiye’nin artık bütçeye katkı açısından ‘büyük donör’ olarak kalmayı arzu etmediğini bildirmiş bulunuyor.

Türkiye’nin bu hamlesi son dönemde ciddi mali sıkıntı yaşayan AK’de kaynakların azalması  anlamına geliyor. Bu durumun da özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) işleyişini olumsuz yönde etkileyeceği endişesi doğmuş durumda.

Türkiye, AİHM’in yetkisini kabul etmiş,söz konusu müktesebatı hak ve özgürlükler bakımından iç kanunlara üstün kılmış, ek protokolleri de onaylamış bulunmakta.

Türkiye aleyhine AİHM’e; 2006’da 2328, 2007’de 2828, 2008’de 3706, 2009’da 4474, 2010’da 5821, 2011’de 8668, 2012’de 9098, 2013’te 3505, 2014’te 1584, 2015’te 2212, 2016 yılında ise 8308 başvuru oldu. 2017 yılında başvurularla bu sayının artacağı açık.

AİHM,Türkiye aleyhine açılan davalarda 2012 yılında 117, 2013 yılında 118, 2014 yılında 94, 2015 yılında 79 ve 2016 yılında 77 ihlal kararı vermiş durumda.Ayrıca Türkiye; 2004’te 22 milyon 227 bin 431,00 TL, 2005’te 16 milyon 218 bin 875,48 TL, 2006’da 13 milyon 847 bin 145,88 TL, 2007’de 26 milyon 221 bin 833,85 TL, 2008’de 10 milyon 391 bin 440,84 TL, 2009’da 11 milyon 662 bin 799,72 TL, 2010’da 33 milyon 99 bin 333,12 TL, 2011’de 37 milyon 137 bin 69,80 TL, 2012’de 14 Milyon TL, 2013’te 18 Milyon TL, 2014’te 20 Milyon TL, 2015’te 7,5 Milyon TL ve 2016’da 28 Milyon TL tazminata mahkum oldu.

Jagland_Erdogan
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, 2016'da Beştepe'yi ziyaret etmişti. (Fotoğraf: AFP)

Türkiye en çok Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkıyla ilgili maddesini ihlal etmekten ceza aldı ve Avrupa ülkeleri arasında insan hakları ihlalleri sıralamasında açık farkla birinci hale geldi.

Dünya Hukukun Üstünlüğü endeksinde Türkiye 113 ülke arasından 99. sıraya düştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görev süresinin ilk bir buçuk yıllık bölümünde açtığı hakaret davası 1845’e ulaştı. AİHM bugüne kadar ifade özgürlüğüne ilişkin 656 ihlal kararı aldı. Bu 656 kararın 265’i Türkiye hakkında.

Avrupa Konseyi belgelerinde yer alan istatistiklere göre Türkiye, AİHM tarafından belirlenen tazminatları kuralların gerektirdiği zaman diliminde ödemede de sorunlu bir ülke.

Bu da ayrı bir hak ihlali.

15 Temmuz 2016’dan sonra Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda önemli artışlar oldu.Türkiye'de 2012’de bireysel başvuru hakkı getirilirken amaçlanan  temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve standartlarının yükseltilmesi ve temel hak ve özgürlük ihlallerinin AİHM'e gitmeden Türkiye sınırları içinde giderilmesiydi.

Derdest olarak Anayasa Mahkemesinin önünde bekleyen bireysel başvuru sayısı 67 bin 434. Bu arada dikkat çeken husus bu başvuruların 40 binden fazlasının 15 Temmuz sonrası ilan edilen olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirler karşısında yapılmış olması.

Ancak Anayasa Mahkemesinin başvurular karşısında özellikle ifade ve medya özgürlüğünü yok eden gazeteci tutuklamaları ve bu  tutuklamaların makul süreleri aşması karşısında dahi  kendisini fiilen işlevsiz duruma getirmiş olması, kişilerin hukuk güvenliğini teminatsız bırakmış durumda.

İktidarın telaş, korku ve öfkeyle yaptığı bazı uygulamaların toplumsal barışı ve hukuk güvenliğini tehlikeye soktuğu açık, ama bu durumu yargının denetleyememesi mağduriyetleri dayanılmaz bir noktaya taşımakta.

2012'de Türkiye aleyhine AİHM'e yapılan başvuruların sayısı yaklaşık 9 bindi. Bu rakam 2014'te 1584, 2015'te de 2208 olarak gerçekleşti. Ancak 2016 yılı itibariyle başvuru sayısı 8000’i aşmış durumda.Anayasa Mahkemesi’nin yetkisini kullanamaz duruma gelmesi AİHM’nin  önüne gelen başvuruları daha hızlı sonuca ulaştırmasının önemini daha çok arttırmakta.

Ancak AİHM’nin 15 ayı geçmiş,üstelik ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı ihlallerine neden olan  tutukluluklar karşısında ağır davrandığı ve güvenilirlik konusunda kaygı yarattığı bir eleştiri olarak ortaya çıkmakta. Devlete savunma amacıyla  verilen sürelerin uzunluğu ve bu sürelerin uzatılması ise süreci uzatmakta. 10 gazetecinin başvurusuna AİHM’nin istediği savunmayı göndermeyen hükümet, sürekli ek süre isteyip yargısal süreci uzattığından 3. kez istenen  ek süre talebi de ret edildi. Bu arada AİHM’ne hakim atanmasında yaşanan uyuşmazlık gerilimi daha da arttırmakta.

AİHM, hayati önem arz eden ifade özgürlüğü, halkın haber alma hakkı ve adil yargılanma hakkı konularında  işlevselliğini ve caydırıcılığını göstermelidir.

Ancak Hükümet OHAL uygulamalarını iç ve dış hukuki denetimin dışında tutma isteğinde.

Bu da onun kendi yurttaşlarını hukuk güvenliğinden mahrum etmesi anlamına geliyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar