ABD’li uzmanlardan Ayasofya yorumu: Ekonomik çöküntü varken bu karar Erdoğan'ı güçlendirmez

ABD'li uzmanlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi destek toplama amacıyla böyle bir adım attığı ancak Ayasofya kararının Türkiye’nin uluslararası imajına zarar vereceği görüşünde birleşiyor.

Johns Hopkins Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Çalışmaları Öğretim Görevlisi Lisel Hintz, Türkiye’de şu anki ekonomik duruma da dikkat çekerek, ‘’Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi olarak gerçekleştirilmesi kolay ve maliyeti çok yüksek olmayan Ayasofya gibi konuları kullanarak destek toplamaya çalıştığı’’ görüşünü dile getirdi.

Ayasofya’nın camiye çevrilmesi tartışmasının 2019 yılı Mart ayındaki yerel seçim süreci de dahil olmak üzere daha önce de gündeme geldiğine dikkat çeken Hintz şu değerlendirmelerde bulundu:

‘’Bana kalırsa her yolu denemek amacıyla bunu yapıyor. Çünkü ekonomi çok kötü durumda. Yapısal olarak zaten uzun süredir zor durumdaydı ancak şimdi Covid salgınıyla birlikte durum daha da kötüleşti. Erdoğan popülaritesini kaybediyor. Gençler tepki gösteriyor, 'lider olarak senden pek memnun değiliz' diyorlar. 

Türkiye’de demografik değişiklikler yaşanıyor. 2023’te veya daha erken bir tarihte yapılacak seçim öncesinde, siyasi olarak gerçekleştirilmesi kolay olan ve maliyeti çok yüksek olmayan konuları kullanmaya çalışıyor. Ekonomik olarak sağlayabileceği pek bir şey olmadığı için de bu şekilde destek toplamaya çalışıyor.’’

Türkiye’de daha önce bulunan ve ülkeyi yakından tanıyan Hintz, Ayasofya kararını kendi deneyimine dayanarak verdiği bir örnek üzerinden şu sözlerle değerlendirdi:

‘’Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi’nde 2010 yılında öğrenciyken Türkçe’de öğrendiğim kalıplardan biri ne/ne kalıbının kullanımıydı. İngilizce’deki Neither/Nor’un karşılığı olan kalıp. Yanlış hatırlamıyorsam Türkçe kitabımdaki ilk sayfada yer alıyordu. ‘Ayasofya ne kilise ne cami. Ayasofya bir müze’ yazıyordu. 

Burası bir müze, kültür mirası, farklı kültürleri bir araya getiren bir köprü. Ama şimdi bu durum çok değişti. Artık Türk kimliğini farklı şekilde tanımlayan ve dışarıya da bu şekilde göstermek isteyen bir yönetim var. Muhtemelen 1990’lar ya da 2000’lerin başında bu kitap yazıldığında, ‘Türkiye laik bir ülke, batı bizi o şekilde görsün istiyoruz’ diyordu. Erdoğan’ın ise Pan-İslamcı ve Osmanlıcı bir dünya vizyonunu yansıtmaya çalışması çok büyük bir değişim.’’

Lisel Hintz, ABD Kongresi ve Beyaz Saray arasında Türkiye’ye ilişkin derin görüş ayrılıklarına ve bu uyumsuzluğun çok sayıda konu başlığına yansıdığına dikkat çekerek ABD’de başkanlık seçimlerine dört aya kala Başkan Trump’ın önceliklerinin başka konular olduğunun altını çizdi.

Hintz, ‘’ABD’de Kongre’nin Türkiye’ye bakışıyla Başkan Trump’ın Erdoğan’a gösterdiği muamele arasında büyük bir uçurum bulunuyor. Büyük bir uyumsuzluk var. Bu uyumsuzluk da Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze sistemi almasıyla CAATSA kapsamında devreye girmesi gereken yaptırımların uygulanmaması dahil olmak üzere pek çok fiyaskoyla sonuçlandı. Trump şu anda kendi kaygılarıyla boğuşuyor. Daha dün Anayasa Mahkemesi alt mahkemenin kendisinin mali kayıtlarına erişebileceği hükmünü verdi. Ardından Twitter’da peş peşe mesaj fırtınası vardı. O nedenle bu konunun öncelikleri arasında olduğunu düşünmüyorum’’ değerlendirmesinde bulundu.

ABD’nin başkenti Washington’daki düşünce kuruluşu Amerikan İlerleme Merkezi (Center for American Progress - CAP) uzmanı Max Hoffman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ayasofya Müzesi’ni ibadete açan kararnameyi imzalamasını siyasi bir manevra olarak tanımladı.

Hoffman, kararın Erdoğan tarafından milliyetçi ve sağ çevrelerdeki desteğini güçlendirme, bölünme yaratan bir meseleyi ortaya sürerek muhalefeti savunma konumuna geçmeye zorlama ve ekonominin içinde bulunduğu kötü durumdan kamuoyunun dikkatini dağıtma amaçlarını taşıdığını öne sürdü.

Danıştay 10. Dairesi’nin Ayasofya’yı müzeye dönüştüren 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesini yorumlayan Amerikalı uzman, “Ayasofya, Türkiye’yi harika bir ülke yapan çok sayıda kültürel hazineden biri. Eğer mahkeme kararı, hem Türk halkı hem de ziyaretçiler bakımından daha az sayıda kişinin bu harika yeri deneyimleyebilmesi anlamına gelecekse, bu bir trajedi olur” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayasofya’nın statüsündeki bu değişikliği yapmak için Türkiye’nin mülk üzerinde sahip olduğu yetkiye odaklandığını ancak bu yetkiye zaten kimsenin itiraz etmediğini belirten Hoffman, “Türkiye’nin bu değişikliği yapabiliyor olması, yapması gerektiği anlamına gelmez” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin turist ve döviz girdisi bakımından büyük zorluklar yaşadığını, ekonominin son derece kötü bir durumda olduğunu kaydeden Hoffman, buna rağmen hükümetin İstanbul’un bir numaralı turistik mekanını ziyaretçiler için daha az erişilebilir hale getirmeye çalıştığına dikkat çekti.

CAP uzmanı, “Bu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milliyetçi ve dindar sağ kanattaki desteğini güçlendirmeye çalışma, bölünme yaratan bir meseleyi ortaya sürerek muhalefeti savunma konumuna geçmeye zorlama ve ekonominin içinde bulunduğu kötü durumdan kamuoyunun dikkatini dağıtmaya yönelik siyasi manevra. Bu aynı zamanda, AKP içerisindeki zayıflığın işaretini veriyor ve muhafazakar desteğin eriyor olduğuna dair kaygılarının bir göstergesi” ifadelerini kullandı.

Bu kararın Türkiye’nin ABD ve Batı dünyasıyla ilişkilerini nasıl etkileyebileceği konusundaki bir soru üzerine Hoffman, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun açıklamasını hatırlatarak, kararın bu anlamda ilişkilere “yardımcı olmayacağını” belirtti. 

Hoffman, “Trump yönetimi, İsrail ve (rahip) Andrew Brunson meselesi gibi, ABD’deki dindar muhafazakarların önem verdiği konular haricinde, yurt dışındaki insan hakları mevzularını sürekli olarak tamamen görmezden geldi. Benim görüşüme göre, Ayasofya meselesi bahsettiğim iki konuyla aynı düzeye muhtemelen çıkmayacaktır ama Erdoğan muhtemelen bu hamlenin uluslararası camiadan kınamalar görmesini umuyor, bu durum ona Türkiye’nin onuru ve egemenliğini koruyan güçlü bir milliyetçi olarak tercih ettiği rolü oynama imkanını sağlıyor” şeklinde değerlendirmede bulundu.

ABD Deniz Piyadeleri Üniversitesi öğretim üyesi Sinan Ciddi de, “Türkiye’de siyasal İslam’ın geldiği en son bağnaz nokta: Ayasofya’yı camileştirmek. Bu düzenleme ‘fetihçi’ zihniyetin en gözle görülür açılımı. Türkiye’nin çoğulcu bakış açısına vurulmuş ağır bir darbedir. Bu tür açılım dürtüleri Türkiye’de mevcut siyasal İslam ve özellikle Milli Görüş hareketine mensup olanların kimliğinde 1960’lardan beri görünür’’ ifadelerini kullandı.

Washington Enstitüsü Yakındoğu Çalışmaları Türkiye Direktörü Soner Çağaptay da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayasofya’yı camiye çevirerek seçmen tabanını güçlendirmeyi umduğunu ancak bu etkinin kalıcı olmayacağı görüşünü paylaştı. Çağaptay, bu kararın Türkiye’nin uluslararası imajında kalıcı bir hasar bırakacağını yazdı.

Çağaptay, kararla ilgili kaleme aldığı yazıda, “Erdoğan seçmen tabanındaki erimeyi durdurmak amacıyla Ayasofya’yı camiye çevirmek istiyor. Ancak Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi Türkiye’nin Hıristiyan mirasıyla barışık bir Müslüman toplumu imajına kesinlikle zarar verecektir. Erdoğan’ın tabanını kalıcı şekilde güçlendirmesi olası değil’’ değerlendirmesinde bulundu.

“İstanbul camiler ve onların etrafında dönen bir siyaset şehridir. Atatürk 86 yıl önce laik devrimini öne çıkarmak amacıyla nasıl Ayasofya’ya müze statüsü verdiyse, Erdoğan da dini devrimini öne çıkarmak amacıyla Ayasofya’ya cami statüsünü geri vermek istiyor. İstanbul Erdoğan’ın doğduğu ve siyasi olarak yükseldiği şehir. Çamlıca ve Taksim camilerinin inşasıyla kariyeri açısından kilit önem taşıyan bu şehirde siyasi ve dini olarak silinmez bir iz bırakmak istiyor. Ayasofya da Erdoğan’ın cami üçlemesini tamamlayacak.”

“Erdoğan Ayasofya’nın cami olmasının tabanını güçlendireceğini umuyor. Ben buna katılmıyorum” diyen Çağatay, “Erdoğan ekonomik büyümeyi sağladığı için popüler bir lider oldu. Türkiye’nin ekonomik olarak geri gelmesini sağlamadıkça, seçmen tabanını güçlendirmesini hiçbir şey sağlamayacak ancak Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin Türkiye’nin imajına verdiği zararsa kalıcı olacak’’ ifadesini kullandı.

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz