'Abdullah Gül'ün Ayasofya telefonunda Erdoğan'dan davet geldi'

Ayasofya’nın Danıştay kararından sonra Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yeniden ibate açılması 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü de mutlu etti.

Kararı kişisel Twitter hesabından kutlayan Gül'ün, sonrasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak “Hayırlı olsun” dediği yazıldı.

Esnafhabertv’de yazan, Milli Görüş’ü yakından tanıyan gazeteci yazar Fehmi Çalmuk’un, Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, Erdoğan’ın görüşmede MTTB döneminde Ayasofya için birlikte eylemlere katıldığı ve uzun yıllar yol arkadaşlığı yaptığı Abdullah Gül’ü 24 Temmuz günü cuma namazıyla yapılacak açılışa davet ettiği ileri sürüldü.

Türkiye’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle 1953 yılında İstanbul’un fethi kutlamaları başlamıştı. Ancak Ayasofya’nın ibadete açılması konusu 1965 yılında MTTB genel başkanlığa gelen Rasim Cinisli döneminde başladı.

Ayasofya’da namaz eylemi içinde yer alan “Zincirler Kırılsın Ayasofya açılsın” sloganları atan 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o günleri “Ben İstanbul Yönetim Kurulu Üyesiydim. Çok sayıda kültürel faaliyetlerimiz vardı. Bunları organize eden kişilerden birisiydim. Hatıramız çoktu doğrusu. Bir 5-6 yılımız var ki tamamen gecemiz gündüzümüz üniversite olmuş” diye anlatmıştı.

Büyük Doğu’nun Atlıları kitabı ve belgeseli için verdiği röportajda Abdullah Gül şunları söylemişti:

“O zamanki dönemlere bakarsanız, özellikle 1960’dan sonra Türkiye’de çok yoğun bir sol propaganda başlamıştı. Ve o zamanlar Sovyetler Birliği vardı ve onun cazibesi ve propaganda gücü çok ayrıydı. Türkiye’de çok ayrı bir sol akım gelişiyordu. Marksist gibi. 60 ihtilalinin getirdiği ortamdan sonra da üniversitelerde olağanüstü güçlü bir hale geldi.

Bu akımlar öyle bir hale geldi ki diğer bütün düşünceleri adeta bastırıp onları hem düşüncelerini empoze hem de kendileri gibi düşünmeyenleri dışlayan ve fiili güç kullanan bir hale gelmişti. Şimdi böyle bir ortamda Milli Türk Talebe Birliği gerçekten büyük bir sığınak ve ocak oldu.

Demin söylediği gibi milliyetçi mukaddesatçı olarak tarif edilen daha geniş anlamıyla vatansever, dini inançları güçlü, muhafazakâr, kendi geleneklerine, kendi tarih şuuru bilinci içerisinde olan, kendi değerlerine her zaman önem veren bir üniversite gençliğinin bir araya geldiği bir topluluktu. Bu belki de bu değerlere sahip olanların ilk bu kadar yaygın bir şekilde üniversiteleri bir araya getirdiği bir ortamdı. Dolayısıyla bu kadar yoğun bir üniversite gençliği içerisinde inançlı, azimli, kararlı dava sahibi olan… Ki o zaman hepimizin kendimize biçtiği şey, dava adamlığı olmaktı.

Davamızda ülkemizi mutlu, güçlü ve özgür kendi düşüncelerimizin en güzel şekilde yaşayabilir bir ortam. O zaman rahmetli Necip Fazıl’ın da söylediği gibi “Öz yurdunda garip, öz vatanda parya” adeta hisseden, daima dışlanan ve daima yasaklarla karşı karşıya kalan bir inanç, düşünce temsilcilerinin büyük bir azimle Türkiye’yi çağdaş memleketlerdeki gibi özgür, güçlü ve aynı zamanda kendi kimliği ve kendi değerleriyle güçlü yapma arzusuydu bu.”