Ayasofya sevdası bir günle sınırlı olanlar muhalifleri sindirme görevlerine döndüler… Alkış!!!

Ayasofya müze olmaktan çıkarılıp 86 yıl aradan sonra yeniden cami haline getirilmiş…

Böylesine radikal bir kararı alan ve uygulamaya koyanlar bunun bir ‘zafer’ havasında kutlanmasını arzu ediyorlar; buna kuşku yok.

Hükümete yakın duran, AK Parti’nin itibar ettiği yazarların bu büyük olayı bir tek yazıya konu etmelerini ve hemen ardından günlük politika alanına dönüp muhalif kişiler ve partilere karşı yıldırma faaliyetine kaldıkları yerden devam etmelerini nasıl yorumlayabiliriz?

Ayasofya’nın önemini anlamamakla mı?

Göstermeye çalıştıklarının aksine karardan memnun olmamakla mı?

İki ihtimalin ikisi de geçerli olabilir.

Şimdilerde iktidara eklemlenen kalem erbabının hiç de ihmal edilmeyecek bir bölümü, AK Parti’nin kuruluş döneminde ve hatta iktidarının ilk birkaç yılında, farklı telden çalıyorlardı. O tiplerin gerçek düşünceleri o günlerde yazdıkları yazılarda ya da o sırada henüz elleri kalem tutmuyor ise değişik mecralara döktükleri iç burkuntularında duruyor.

Hayatları boyunca ‘Ayasofya’ diye bir gündem maddeleri bulunmamış kişilerden beklenebilecek olan, camiye döndürüldüğünde birkaç şak şaktan ibarettir.

Onu da yaptılar işte.

Alınan karar ve hayata geçirilmesi onları korkutmuş bile olabilir.

Ayasofya’nın önemini de kavramamış olabilirler, karardan memnuniyet duymamış da…

Benim aklıma üçüncü bir ihtimal daha geliyor: Görev ehli oldukları için her şeyi, ne kadar önemli olursa olsunlar, ana konudan sapma olarak görüp ilk fırsatta yeniden kendilerinden beklendiğini bildikleri görev alanına dönme ihtiyacı…

Kendilerinden beklenen, görev olarak üstlendikleri, iktidarı zora düşüreceği düşünülen muhalif isimleri yıpratmak ise, ne yapsınlar, Ayasofya gibi muhaliflerin bile karşı çıkmadığı bir konu ile neden meşgul olsunlar?

Ahmet Davutoğlu’na “Ayasofya’ya karşı çıkıyorsun” diye saldırmaları beklenemez…

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül karar açıklanır açıklanmaz herkesten önce Ayasofya’nın açılması kararını desteklediğini duyurdu; ona karşı saldırı için de o kapı kapalı.

Ali Babacan da kendisine yöneltilen Ayasofya ile ilgili soruya ihtiyatlı bir destek verdi. 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise kararın öncesinde “Yapacaklarsa, durmasın yapsınlar” diyerek teşvikçi bile oldu.

Ayasofya üzerinden muhaliflere saldırının kapısı sımsıkı kapalı olunca onlar da etrafla fazla oyalanmadan esas görev alanlarına dönüverdiler işte. 

Şu sıralarda tanık olunan medya-siyaset ilişkisi bana nedense aktif tarafı olduğum 2000-2005 yılları arasında yaşadıklarımızı hatırlatıyor.

Hem de fena halde.

O dönemde kurulma hazırlığına girişilmiş AK Parti’ye ve kurucu kadrosu içerisinde yer alan isimlere karşı çok ağır saldırılar yürütülüyordu. Kimi ipe sapa gelmez iddialar, niyet okuma ürünü senaryolar, küçültme ve istiskal amaçlı yakıştırmalar medyada gırla gidiyordu.

Aransa o zamanlar AK Partililere yöneltilmiş “Bunlar fırsat bulurlarsa Ayasofya’yı da açarlar” türü saldırılar bile arşivden çıkarılabilir.

Çıkarılırsa, o saldırıları yapanların bazılarının bugünlerde AK Parti’ye hulus çakan tipler olduğu da görülebilecektir.  

AK Parti’nin şimdilerde itibar ettiği kalem erbabının geçmişte en aşırı AK Parti muhalifi olması onlar açısından anlaşılabilir bir durum. Sonuçta o tipler birer görev insanı; iki dönem arasındaki tek fark, o zaman onlara görev verenler ile bugün görev aldıkları yerler…

“Gözlerimi kaparım, görevimi yaparım” anlayışı yüzünden takdir bile ediliyorlardır.

Özellikle de iktidar cephesi tarafından…

İktidar cephesi, hiç kuşkusuz, onlara “Sonunda gerçeği gördüler, hidayete erdiler” gözüyle bakıyor ve bugün yaptıkları muhalifleri sindirme gayretlerinden keyif bile alıyorlardır.

Merak bu ya, şimdilerde en fazla merak ettiğim şu: Muhalifleri sindirme görevini ciddiye alıp bir gün aradan sonra esas alanlarına dönüveren tiplerin ruh hali nasıl acaba?

Hiçbir zaman benimsemedikleri, aralarında karakter uyuşmazlığı bulunan bugünkü iktidarın buna rağmen devamını mı arzu ederler, yoksa yarın başkalarına yaltaklanmak zorunda kalabileceklerini de hesap ediyorlar mıdır?   

Bahse girme adetim yok, zaten böyle bir bahis de yok; olsaydı, ben elimdeki bütün parayı ikinci ihtimal üzerine oynardım.

 

Bu yazı Fehmi Koru'nun blogundan alınmıştır