Ayasofya'da namaz şovu: 'Rejim değişikliği için halka Osmanlı şerbeti içiriliyor'

Danıştay 10. Dairesi'nin camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesinin ardından Erdoğan tarafından Diyanet'e devredilen Ayasofya'da ilk namaz cuma namazı ile gerçekleşti.

Erdoğan'ın, AKP kurmayların, bakanların yanısıra MHP lideri Bahçeli'nin de katıldığı namaz adeta bir şova dönüştürüldü.

Namaz öncesi Erdoğan, artık klasik hâline gelen şekilde Kur'an okudu, Diyanet İşleri Başkanı hutbeyi fetih sembolünü taşıyan kılıçla yaptı.

Ayasofya'daki namaz şovu medyanın da gündemindeydi. Yandaş medya adeta sevinç naraları attı. Yenişafak gazetesi "Tarih döndü muhteşem", Türkiye "Ayasofya camimi mübarek olsun" manşetiyle çıktı, Akit, "Ayasofya bayramı", Akşam "Tarihi cuma" başlığını kullandı. 

a

Muhalif kanatta kendini konumlandıran Karar gazetesi de bu sevinçten etkilenen gazete oldu. Karar "Ayasofya coşkusu" başlığını tercih etti. 

Sözcü gazetesi Lozan Anlaşmasını gündeme taşıdı. "Ayasofya'ya serbest ama Lozan'a yasak" başlığını kullandı. Cumhuriyet gazetesi de manşetten Lozan'ı gördü. 'Kuruluş tapusu" başlığını tercih etti ve küçük kutu olarak da Ayasofya'ya yer verdi. Gazete "Objektifler önünde namaz" başlığını kullandı.

Ayasofya'nın statüsünün değiştirilerek camiye dönüştürülmesi köşe yazarların da gündemindeydi. 

Yeniçağ yazarı Orhan Uğuroğlu, 86 yıl sonra ibadete açılan Ayasofya'da dün ilk kez kılınan cuma namazında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş arafından okunan hutbede Atatürk ün isminin anılmamasına tepki gösterdi. "İki elim Ali Erbaş'ın yakasındadır" diyen Uğuroğlu, "Ey Cumhuriyet Savcıları Atatürk'e hakaret eden Ali Erbaş hakkında derhal iddianame düzenleyip mahkemeye sevk edin" dedi.

Şimdiye kadar cuma hutbelerinde 'isim verilmez' diyerek 'Atatürk'ün adının anılmadığını hatırlatan Uğuroğlu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın dün Fatih Sultan Mehmet'in ismini defalarca andığını, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da adına yer verdiğini ifade etti. Atatük'ün isminin anılmadığını belirten Uğuroğlu, şöyle yazdı:

"İki elim Ali Erbaş'ın yakasındadır. Vatandaşlık hakkımı AKP iktidarına da, Diyanet Başkanı'na da helal etmiyorum… Ve diyorum ki;Eğer Atatürk olmasaydı bugün Ayasofya'yı cami olarak ibadete açabilir miydiniz? Sadece Ayasofya'da değil dört bir köşesi işgal altındaki Anadolu'muzun camileri olur muydu?Ezanlarımızın yurdun dört bir köşesinde okunur muydu? Bu ne nankörlüktür? Hepinizi şiddetle kınıyorum…"

Yazısının devamında Ayasofya'nın AKP'nin hızla düşen oy oranlarını durdurma, kaybedilenleri kazanma projesi olduğunu ifade eden Uğuroğlu, şunları kaydetti:

"Ayasofya'nın cami yapılması birkaç gün konuşulur ve unutulur ama milletin derdi, sorunu, geçim sıkıntısı devam eder…Ey Cumhuriyet Savcıları Atatürk'e hakaret eden Ali Erbaş hakkında derhal iddianame düzenleyip mahkemeye sevk edin... "

Karar'dan Akif Beki: "Popülizm; beğenmediğimiz yanlarımızla yüzleştirip kendimizle barıştırmak yerine aynayla kavga ettirir, ha bire temsili aynaları değiştirtir.

“Bende Mecnun’dan fazla aşıklık istidadı var” gazelini hangimiz hissetmez?

Kendimizi deli divanece inandırma, taparcasına sevme kabiliyetimizi uyandırır, hayallerimizle oynar siyaset.

Her kavuşmada çatlar, ayran gönüllü tabiatımıza çarpıp kırılır fakat ayna..." 

Hürriyet'ten Ahmet Hakan: "AYASOFYA konusunda CHP’nin tutumu aşağı yukarı şöyle bir şeydi:

- Ne tam olarak karşı çıktı... Ne de tam olarak benimsedi...

- Ne tam memnun oldu... Ne de tam memnuniyetsiz oldu...

- Ne tam olarak bir manifesto ortaya koydu... Ne de tam olarak sessizliğe büründü.

Buradan ne çıktı? Şu çıktı:

Ayasofya’nın ibadete açılmasından memnun olanların tümü, iktidara şükran hissiyle dopdolu olurken..."

Karar'dan İbrahim Karis: 1930’lı yılların iç ve dış siyasi konjonktürü çerçevesinde müzeye çevrilmiş olan bu mabedin o gün bugündür milliyetçi ve dindar halk çoğunluğunun zihninde nasıl bir yer tuttuğu, ortak bir sembol olarak hangi hissiyatı temsil ettiği malum. Daha önce uzun uzun tartıştık bu hususu. Ancak meselenin bir siyaset boyutunun da olduğu malum. Sağ partilerin seçmen tabanını oluşturan geniş toplum kesimlerinin hissiyatının siyasette bir karşılık bulması gayet doğal."

Yeniçağ Aslan Bulut: İstanbul iki defa fethedildi. Birinci fetih 29 Mayıs 1453'te, ikinci fetih 6 Ekim 1923'te gerçekleşti. Birinci fetihte Ayasofya camiye, ikinci fetihten sonra ise 24 Kasım 1934'te müzeye çevrildi...Peki şimdiki iktidar, neden ibadete açtığı Ayasofya'nın kerametine sığınıyor? İlk ibadet gününün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Batılı devletler tarafından tanınması anlamına da gelen Lozan Antlaşması ile aynı güne denk getirilmesi, önemli bir mesaj değil midir?... 

Ayasofya'nın ibadete açılmasıyla birlikte Türkiye'de rejim değişikliği yapabilmek için halka "Osmanlı şerbeti" içiriliyor! 

"Yeni Osmanlı" dedikleri ise "Büyük Orta Doğu Projesi"dir. Bu da "Büyük İsrail" demektir! Ama milyonlarca insan, projeyi anlamıyor, "Büyük Osmanlı yeniden kurulacak" zannediyor! Tıpkı birinci fetihten önce Ayasofya'ya sığınan insanlar gibi...

 

Yeniçağ'dan Mehmet Faraç: "Kendi sorunlarında boğulurken ve ısrarla suni gündemlerin tuzağına düşerken, ne kadar da vurdumduymaz bir memleket oldu Türkiye...

Açlık ve sefaletin, duyarsızlıkla boşvermişliğin cenderesinde sıkışan ve elit bir tabakanın dolar- euro- altın içinde yüzdüğü, yoksulların ise çöplükten yiyecek topladığı bir zavallılığın ortasında çırpınıyor Türkiye... Bu ülkeye ilk kez gelen ya da memleketin ahvalini dışarıdan seyredenler, siyasetin ve yandaş medyanın çizdiği toz pembe sahte tablolara bakınca, mutlu- müreffeh insanların yaşadığını falan düşünebilir Türkiye'de!..

Oysa yandaş müteahhitleri zengin eden yap-işlet- devret tesisler, yolcu garantili köprüler, hasta garantili hastanelerin en ağır yükünün yoksulun sırtına bindirildiği bir coğrafyada çizilen toz pembe tabloların arkasında gri, karanlık, köhnemiş ve paslanmış manzaralar da var...

Evet; yukarıda sıralanan ekonomik sıkıntılar, açlık- sefalet, intihar ve cinayetleri körükleyen sosyal bunalımlar, iflaslar- icralar, işsizlik buhranları, ithalat-ihracat ve tarım sorunları, turizmin çöküşü ile ilgili saptamaları okuduktan sonra, her şeyi boşverin iyisi mi!!!

Çünkü daha düne kadar Ayasofya'nın açılmasını isteyenlere canlı yayınlarda karşı çıkan, "önce gidin Sultanahmet'i doldurun" diye sitem eden Erdoğan'ın şaşırtıcı bir manevrayla gündeme getirdiği Ayasofya, VIP törenle, apar topar açılıverdi...

İşte 86 yıl sonra Ayasofya cami olarak açıldı, memleketin bütün sorunları da bir çırpıda bitiverdi!!! Artık 81 milyon insan tüm sorunlarından arınmış halde, bolluk bereket içinde, huzurlu, mutlu, hatta çalıp- oynayarak, neşeyle- kahkayla yaşayabilir!!!"

Star'dan Hüseyin Gülerce: "Evvela şunu belirtmeliyiz ki, milletimize bayram sevinci yaşatan Ayasofya’nın müzeden aslına rücu etmesi, Cumhur İttifakı’nın en büyük hayırlarından biridir. 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimini engelleyen Çanakkale ruhu, şimdi de Ayasofya’nın dirilişinde söz sahibidir.

Cumhur İttifakı olmasaydı, Ayasofya’yı cami yapma kararı, siyasî kaosun bir parçası haline getirilirdi. CHP öyle, “ne duruyorsunuz, açın, elinizi tutan mı var” diyemezdi. İçteki parçalanmadan dolayı, dışarısı ABD, Rusya, Yunanistan büyük baskılar kurardı. Şüphesiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinin, dava adamlığının, kararlılığının, cesaretinin büyük payı var. Buna vurgu yaparken, Bahçeli’nin devlet adamlığı, MHP’nin varlığı, gücü, desteği asla unutulmamalıdır.

Cumhur İttifakı; AK Parti ve MHP’nin, mana köklerimize bağlılıklarının, kendi değerlerimizle büyük ve güçlü Türkiye olma kararlılığının adıdır. Büyük milletimize Ayasofya sevincini yaşatan Cumhur İttifakı, işte bu yüzden değerli ve önemlidir."

Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin ardından, devlet erkanının katılımıyla kılınan ilk Cuma namazı Alman basınında da büyük yankı uyandırdı. Öne çıkan görüş, Türkiye’nin seküler değerlerden uzaklaştığı yönünde.

DW Türkçe'nin aktardığına göre, Münchner Merkur gazetesi, Erdoğan'ın Türkiye'yi, devletin kurucu lideri Atatürk'ün çizgisinden kopardığını belirtiyor:

"Erdoğan'ın Ayasofya'daki sözde inançlı duası aslında bir beddua. Bu dua, Türkiye'nin Avrupa'dan, çağdaşlıktan ve aydınlanma çağının değerlerinden kopuşunun bir ayini aslında. Avrupalıların çok uzun süre kabul etmek istemediği İslami ajandasını taçlandırıyor Erdoğan böylece. Cumhurbaşkanı, devletin kurucusu Atatürk'ün seküler ve Batı yanlısı çizgisini değil, Konstantinopolis'i Osmanlılar için fetheden Fatih Sultan Mehmet'in çizgisini takip ediyor. Bunun için Türkiye'yi yayılmacı bir askeri güce dönüştürdü. İçeride dini bir otorite, dışarıya karşı saldırgan... Erdoğan, Irak'ta, Suriye'de ve Libya'da üç cephede savaşıyor. Doğal gaza susayan sultan, yakında dördüncüsünü Yunanistan'ın Ege sularında açabilir. Avrupa çok dikkatli olmalı."

Rhein Zeitung da Türkiye'nin Batı'dan uzaklaştığı yorumunda bulunan bir diğer gazete:

"Ayasofya'daki ilk Cuma namazı, Recep Tayyip Erdoğan'ın, Atatürk'ün bir zamanlar modern ve laik Türkiyesi'ni soktuğu felaket yolunun bir sembolü. Kendini Ayasofya'nın dini fethinde gösteren, Batı değerlerinden giderek radikal bir hal alan kopuş, Yunanistan'ın Türk savaş gemileri tarafından provoke edilmesi ve Türkiye'nin Suriye ve Libya'daki problemli çizgisi ile kol kola gidiyor. Erdoğan tüm bu örneklerde dini ve milliyetçi duyguları körüklüyor. Batı'nın yapması gereken ise Erdoğan sonrası dönem için, Türkiye'de hoşgörüden yana olan güçleri daha fazla desteklemek."

Volksstimme gazetesi ise Erdoğan'ın Ayasofya'yı camiye dönüştüme kararının Türk halkı için bir bedeli olacağı görüşünde:

"Ayasofya'nın yeniden camiye dönüştürülme kutlamaları sönmeye başladığında Türkler, cumhurbaşkanlarının başlarına nasıl bir çorap ördüğünü anlayacak. Bu, Hristiyan dünyanın gururunun kırılması ile başladı. Yunanistan ve Rusya gibi Ortodoks ülkeler, Erdoğan'ın kütürel günahını asla affetmeyecek. Türkiye açısından varoluşsal öneme sahip turizm sektörü bu provokasyonların sonuçlarını doğrudan hissedecektir. Türkiye Dışişleri Bakanı, kısa süre önce Berlin'de ülkesinin koronavirüs salgını ile ilgili riskli bölgeler listesinden çıkarılması için nafile çaba harcadı. Bu yaz sezonununu unutabilirler, karar artık değişmeyecektir. Çok mu uzak? Almanya'da da Müslüman Türkler, imamların şerefelerinden ezan okuyabildiği minareli cami sayısının artmasını talep ediyor. Alman komşular arasında bu konuda zaten düşük olan onay daha da azalacaktır. Müslümanlar artık dilekleri için, bundan böyle Ayasofya'da da sonsuza dek dua edebilir."

Ayasofya'nın camiye dönüştürülme kararı, Wiesbadener Kurier gazetesine göre de Türkiye adına mantıklı değil:

"Sultan Erdoğan hep büyük sesler çıkarmanın peşinde, daha sakin tonlar ona göre değil. Oysa cezbedici bir jeste ülkesinin çok ihtiyacı vardı. Turizm sektörü zerlerde sürünüyor ve Ayasofya'yı yılda 3,7 milyon kişi ziyaret ediyordu. Yabancı sermayenin ülkeye yatırım yapma hevesi azaldı. Bu şartlar altında, Ayasofya'yı dinler arası barış adına tüm insanlığın ortak ibadethanesi yapmak ne cömert bir jest, Türklerin egemenliğinin ne kadar güzel bir gösterisi olurdu. Ancak bu gerçekleşmedi."