Ayasofya'yı cami yapma işinde 15 Temmuz aman kaçmasın

Geçen haftaki “Laikliğin üç hali” yazımın devamını “Türkiye’de laiklik” diye yazacaktım bu hafta, ama acil bi konu zuhur etti. 

AKP Gn. Bşk. olmadan üç yıl önce, 06.06.2014’te, “Önce yan taraftaki Sultanahmet’i bir dolduralım bakalım” demiş olan CB Erdoğan’ın, Ayasofya’nın müze statüsünün kaldırılıp cami olarak yeniden ibadete açılması için çalışma yapılması talimatı vermesinin ardından, gözler Danıştay’daki davaya çevrildi. 

Anlaşılan, CB Erdoğan bu kadarına cesaret edemiyor, yargının ortaklığını arıyor.

Sizin burada bu yazıyı okuduğunuz 2 Temmuz Perşembe günü (veya 15 gün içinde) yüksek mahkemenin bir Ayasofya kararı vermesi bekleniyor. Olayı kısaca özetleyeyim; aslında zor iş çünkü “Yeni Türkiye”yi tüm ayrıntısıyla resmediyor:

***

“Sürekli Vakıflar Tarihî Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği” diye bi kuruluş, Ayasofya’yı müze yapan 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali talebiyle Danıştay 10. Dairesine 2005’te dava açıyor. Talep reddedilince istediği tashih-i karar da Dava Daireleri Genel Kurulunda reddediliyor. 

Dernek bunun üzerine “din ve vicdan hürriyetinin ihlâli” iddiasıyla AYM’ye bireysel başvuruda bulunuyor, fakat o da “kişi bakımından yetkisizlik”ten 13.09.2018’de reddediliyor. 

“Azimle Yapan Taşı Delermiş”. Dernek, Bursa İdare Mahkemesinde açtığı yeni bir davanın reddi üzerine 2016’da tekrar Danıştay’a gidiyor ve 1934 Bakanlar Kurulu kararındaki Atatürk imzasının sahte olduğunu iddia ederek 1934 kararının iptalini tekrar istiyor. İşte bugün beklenen karar bununla ilgili.  

***

Tabii bu arada kimi “tarihçiler” sıkı mesaiye başlıyor, Atatürk imzasının sahte olduğuna ilişkin yazıyor ve konuşuyorlar. 

Bunların arasında üç dönem MHP Kayseri milletvekili, TBMM MHP Grup Başkanvekili ve TTK eski başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu var. 08.06.2020’de Habertürk’te Gün Ortası programına bağlanarak şöyle diyor: “Türkiye’deki kiliselerde çan çalınıyor. Ayasofya ibadete açılırsa ne olacak. Şu an zaten cami. Atılmış sahte imzalar ile burası müze yapılmış". 

Demirören Haber Ajansına da konuşuyor: "Burada kullanılan imza gerçek değil. Bir el Ayasofya'yı müze haline getirmiş ve Atatürk'e mal etmişler. O tarih için Atatürk ismi geçince kimse itiraz edemez diye düşünmüşler. Böyle bir sahtekarlık var işin içinde" diyor.

İmzanın sahte olabileceğini söyleyenler arasında, 14.09.2018’de “Ben Ayasofya’nın cami olmasından yanayım, çünkü hem kılıç hakkımızdır hem de fetih sırasında yürürlükte bulunan İslâm Hukuku fethedilen şehrin fatihlerine [kiliseleri] camiye çevirme hakkı vermiştir” diyen Murat Bardakçı var. 

Ki, aynı kişi 06.07.2009’da, “O kadar titizdi ki, imzasını bile bir sanatçıya çizdirmişti” başlıklı yazısında, “Ben, Vahram Çerçiyan'ın kim olduğunu ve Atatürk'ün imzasını onun dizayn ettiğini, Çerçiyan'ın Arnavutköy Kız Kolejinde 1950'lerde öğrencisi olan hanımlardan öğrenmiştim” diye yazmıştı. 

Dikran Çerçiyan, Atatürk'ün imzasını, güzel yazı (kaligrafi) hocası olan babasının tasarladığını şöyle anlatıyor: 

"Soyadı Kanunu'nun kabul edildiği günün akşamıydı. Eve polisler ve Meclis görevlisi geldi. Sonra babam o gece imzalar üzerinde çalıştı. Sabah kalktığımda görevliler gelip imza örneklerini almışlardı. Babam, Atatürk'ten teşekkür mektubu bile aldı."                  

Yukarıda, “tarihçiler”i tırnağa aldım. Valla hiç alınmasınlar. Yani, 1927’den itibaren ülkeye tümüyle ve kesinkes hâkim olan Gazi Mustafa Kemal’in imzası taklit edilip Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya müze ilan edilecek de, kendisi bundan haberdar olmayacak ha? 

Yâ Hû, bunlar Atatürk’e “mahcur” (hacir altında) ve “gerizekalı” demekle eşdeğer be! Vallahi bravo böyle “tarihçi”lere. 

***

Şimdi gelelim, böylesi bi durumun şu andaki ekonomik ve siyasal ortamdaki yerine.

R. T. Erdoğan’ın Allah’ın bize büyük bir lütfudediği 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yıldönümü geliyor. Bugünkü gibi fevkalade dar bi zamanda, Ayasofya Müzesi’ni cami’ye çevirmenin tam zamanıdır. 

“Dar bi zamanda” terimini açıklamaya gerek var mı? Ekonomi kötüden berbata gidiyor. Son kamuoyu araştırmaları AKP’nin oyunun %30’a düştüğünü ve geleceğinin kararsızların elinde olduğunu gösteriyor. Onun koltuk değneği MHP de baraja takılmakta. 

Gık diyen muhalif içeri atılıyor. Sosyal medyayı (Twitter, Facebook, vb.) yasaklama projesi hazır. Tamamen kendisinin yarattığı, pandeminin de azdırdığı bu ekonomik ve siyasal kaos ortamında bunalan Tek Adam Rejimi, değil başını suyun üstünde tutmak, burun deliklerinden tekini suyun üstünde tutmaya çalışıyor. Ayasofya’yı tekrar cami yapmak bir çekimlik nefes yani zaman kazandırabilir. 

***

Üstelik, onu da yazayım, Ayasofya’da 1991’den beri ibadet ediliyor. Anadolu Ajansı bülteninden özetliyorum: 

Ayasofya Müzesi’nin dört minaresinden çok uzun zamandan beri beş vakit ezan okunuyor. 1991’de ibadete açılan Hünkar Mahfili ve Hünkar Kasrı bölümüne [tarihe dikkat, çünkü bu tarih tarihî!] 17 Temmuz 2016’da Önder Soy adlı bir hafızı imam tayin ediyor Diyanet. 

Pandemi sonrasında diğer camilerde olduğu gibi sadece öğle ve ikindi vakitlerinde namaz kıldıran Soy’un belirttiğine göre, “Muharrem ayının birinci gününden onuncu gününe kadar, Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerine ithafen ezanlar Hüseyni makamında” okunuyor. Yani, Alevilerin bile söyleyebileceği bişey yok! 

İmam efendi, ezanından etkilenerek Müslüman olan 7 kişiyle hâlâ görüştüklerini de aktarmakta. 

Fethin 567. yıldönümünde yani 29 Mayıs 2020’de müzede Fetih Suresi okunuyor, AKP Gn. Bşk. ve CB Erdoğan da telekonferansla katılarak surenin mealini okuyor. 

Trump’ın kilise önünde İncil salladığı bir dönemde çok normal.   

***

Bence, Ayasofya hemen cami yapılsın. Yapılsın ki, AKP-MHP iktidarı bu barutunu da harcamış olsun. Sadece Libya barutuna kalsın. 

Kalsın ki, emperyalizmden 1922’de Kurtuluş Savaşı’yla kurtulmuş olan Türkiye, Mülkiye’den atılan Prof. İlhan Uzgel’in geçen hafta yazdığı gibi, bir alt-emperyalist olarak tarihe kaydını yaptırsın. 

Tabii, bu arada, “tarihçiler”in yanı sıra, bazı din adamlarını daha yakından tanıma imkanımız olsun. Sadece İslamcıları değil, mesela yeni Ermeni Patriği Maşalyan’ı.

Tüm dünyanın ekümenik (evrensel) olarak tanıdığı ve Ayasofya’nın orijinal sahibi Fener Rum Patrikhanesi, “Böylesi bir hamle milyonlarca Hıristiyan'da teessür yaratacaktır” derken, Maşalyan şöyle diyor: "Ayasofya ibadete açılsın. Hristiyanlara da bir alan tahsis edilsin".

Maşalyan, kendisini o makama getiren İktidar’a teşekkür ediyor. 

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.