Kılıçdaroğlu'dan Erdoğan'a Ayasofya çağrısı: Karşı çıkmayız...

Türkiye'de gerek iç siyaset gerekse de dış siyasette tartışma konularından biri de Ayasofya'nın ibadete açılması konusu. Rusya ve ABD'nin de tepkisine neden olan AKP'nin Ayasofya'yı ibadete açma çıkışına CHP de katıldı. 

Kılıçdaroğlu Ayasofya konusunda "Erdoğan, 'CHP bana itiraz eder, ben de oy devşiririm' diye düşünmesin" ifadelerini kullandı. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Independet Türkçe'den Benan Kepsutlu'ya konuştu, güncel tartışmalarla ilgili değerlendirmelerde bulundu. 

Ayasofya'nın Cumhurbaşkanı'nın imzalayacağı bir kararnameyle ibadete açılması durumunda itiraz etmeyeceklerini söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle dedi: 

"Ayasofya'nın cami olması, Danıştay'ın kararı gündemde. Çok tartışıldı, konuşuldu. Bir taraftan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun açıklaması var, bir taraftan Putin'in açıklamaları var gibi. Ayasofya cami olursa neye çözüm olur? Olmazsa nasıl bir sorun yaratır?" sorusuna, "Ayasofya zaten şu anda ibadet yapılan bir yer. Yani oranın da bir görevli imamı var zaten. Yani ibadet yapılıyor, tümüyle ibadete kapalı bir alan değil aslında. Ayasofya bir dünya kültür mirası aynı zamanda, öyle kabul etmek lazım. Bu iç siyasette zaman zaman kullanılıyor. 'İşte cami yapalım, ibadete açalım' diye kullanılıyor.

Biz inanç merkezlerinin iç siyasete malzeme edilmesini doğru bulmuyoruz. İktidar, 'Ben Ayasofya'yı ibadete açıyorum' diyorsa kararname elinde. Erdoğan oturur, bir kararname yazar, Resmi Gazete'de yazılır, ibadete açılır, müze olmaktan çıkar. Bu kadar basit."

CHP lideri, olayı büyütüp dünyanın gündemine getirmenin mantığı olmadığını söyledi ve "Sen eğer bunu kullanıyorsan siyaseten, 'Bunu ben açtığımda takdirde, cami olarak açtığım takdirde oyum artacaktır' diyorsan ve hedefi böyle koyup, 'Acaba ben bunu söylediğimde CHP bana itiraz eder de ben de buradan oy devşiririm' diye düşünüyorsa, hayır bunu düşünmesin" dedi. 

Erdoğan'ın kararname imzalayarak, Ayasofya'yı ibadete açması gerektiğini belirten Kemal Kılıçdaroğlu, "Bu kadar basit olan bir olayı, kendisi açısından bu kadar basit olan bir olayı dünyanın gündemine getirmenin hiçbir mantığı yok yani. 'Ayasofya evet, Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından korunmaktadır, tamiri onarımı yapılmaktadır. Şimdi halkın büyük bir kesimi ibadete açılmasını istemektedir. Biz de ibadete açtık.' Bir kararnamede. Bir kararnamede müze yapılmış, bir başka kararnamede de cami olarak açılabilir" diye konuştu.

 

CHP lideri partisinin 25-26 Temmuz'da yapılacak olağan kurultayla ilgili yaşanan salon ve delege tartışmalarıyla ilgili soruları da yanıtladı. 

"Parti içerisinde gereksiz bir tartışmaya zemin hazırlamak istiyorlar" diyen Kılıçdaroğlu: 

"Haksız bazı saldırılar var. Bunlar yapılıyor tabi, bunlar yapılabilir de sonuçta biz bir siyasi partiyiz.

Her türlü eleştiriye açığız zaten. Açık olmak zorundayız da ayrıca çünkü eleştirilerin bir kısmı gerçekten de bizim yanlışımızı ve eksiğimizi gösteren eleştiriler de olabilir. Ama bazı eleştiriler haksız eleştiriler. Şimdi kurultay yapacak mıyız? Daha önceden yapacaktık, pandemi çıktı erteledik. Tamam, şimdi yeni bir süreç başladı. Sağlık Bakanlığı’na sorduk. Sağlık Bakanlığı kapalı alanda yapamazsınız dedi.. Sonra açık havada yapmanız gerekiyor dedi. İki yerimiz vardı açık alan olarak: Ya stadyumda yapacaktık ya da Bilkent Odeon’da yapacaktık. Stat maçlar var, dolayısıyla mümkün olmadı.

Artı stadı kontrol etmek mümkün değil. Odeon’a baktık. Evet, bizim delege sayımız zaten belli, delege sayısını aldığınızda Odeon’da bir sorunumuz yok. Şu sorun çıkabilir. Denebilir ki, parti üyesi olup parti meclisine aday olmak isteyenlerden tüzüğümüze göre 10 delegenin önermesi lazım.

Delegeyle parti meclisine aday olmak isteyen üyenin buluşacağı bir zemin gerekiyor. Oradan imza alması lazım. Biz bunu da sağladık zaten.

Böylece üyelerimizin, parti meclisine üye olmak isteyen ve bu konuda irade koyan üyelerimizin delegelerle yan yana gelmesi ve hangi delege imza veriyorsa o imzayı tamamlayıp yine alanda sosyal mesafe kurallarına uyarak ilgili masaya gidip dilekçesini vermesi mümkün. 

Bütün bunların hepsi yapıldı, sağlandı. Seyircisiz yapıyoruz. Bu ortamda seyircili büyük bir kurultay yapmanın kendi içinde sakıncaları var, sağlık için sakıncaları var.

Medyaya da gerekli ortam yine sosyal mesafe konularak o sağlanıyor. Onur kurulu üyelerimiz, onlar Odeon’un içinde değil ama Odeon’un dışında onlara da özel bir mekan yapılıyor. 

O mekana da Led ekranlar konulacak zaten. Çadırlar ona göre oluşturulacak. Onlar da arzu ederlerse yani, belki az bir kısmı gelecek ama bir kişi bile gelse bir şekilde değerlendireceğiz."
 

"Kulislerde konuşulan konulardan bir tanesi de Ali Babacan’la uyumlu çalışabilecek kişileri parti meclisinin içerisine dahil edeceğinize yönelik. Bu, ittifakın genişleyeceğine dair bir işaret mi? Ya da bu iddia doğru mu?" sorusuna Kılıçdaroğlu şu yanıtı verdi: 

"Efendim bunu ben de gazetelerden okuyorum. Yok, hayır, böyle bir şey yok. Kim bu iddiayı yapıyor ben onu da anlamıyorum gerçekten. Şöyle, bizim partimizin üyelerini, parti meclisinde görev yapmalarını her bir arkadaşımızın parti meclisine seçilmesi ve görev yapması bizim için çok değerlidir.

Buna karar verecek olan da kurultayın saygıdeğer delegeleridir. Onlar da demokratik standartlar içerisinde seçildiler. Ben herhangi bir delegeye telefon edip oyunu şöyle kullan demedim, asla demem.

Kendi özgür iradesiyle gelir, oyunu o şekilde kullanır. Dolayısıyla, Sayın Babacan veya bir başkası, onu destekleyecek arkadaşları seçecekmişiz yok öyle bir şey.

Şu bir gerçek: Yeni bir sürece giriyoruz. Geçen seçimlerde bir ittifakımız oldu. İttifakımızın temelini demokrasi oluşturuyordu, insan hakları oluşturuyordu, düşünceye özgürlük oluşturuyordu, medya özgürlüğü oluşturuyordu. Yani demokratik standartların aşağı yukarı bütün bileşenleri diyelim. Bütün bunların tamamını biz Türkiye’de hayata geçirmek istiyoruz. Tabii doğal olarak da bir ittifak çıktı. Adına Millet İttifakı dedik bunun. Bu ittifak büyür mü, genişler mi? Elbette genişlemesi bizim de arzumuzdur.

Siz nasıl bakıyorsunuz? Ali Babacan’ı ve Ahmet Davutoğlu’nu Millet İttifakı’nın çatısı altında görmeyi arzu eder misiniz?

Şimdi o konuda kararı, bu iki değerli genel başkan vereceklerdir. Ama ben onların gerek televizyonlara, gerek medyaya yaptıkları açıklamalara doğal olarak büyük bir dikkatle izliyorum.

Onlar da güçlendirilmiş bir demokratik parlamenter sistemden yanalar. Ve onlar da düşünceyi ifade özgürlüğünden yanalar. Onlar da medya özgürlüğünden yanalar. Onlar da yargı bağımsızlığından yanalar.

Onlar da aynı şekilde devletin, yani devleti yöneten siyasi otoritenin halka hesap vermesinden, devlet yönetiminde saydamlıktan, şeffaflıktan yanalar. Dolayısıyla bu ilkeler, bizim geçmişte oluşturduğumuz Millet İttifakı’nın temel ilkeleridir.

Eğer bu ilkeler çerçevesinde bir araya gelebilirsek bu Türkiye açısından bir kazanım olur. Türkiye’nin geleceği açısında kazanım olur. Az önce söylemiştim, yüzüncü yılında cumhuriyetimizi gerçek anlamda bir demokrasiyle taçlandırabilirsek bu taçlandırma da taşı olan tuğlası olan herkesin çocuklarına bırakacağı çok güzel bir miras ortaya çıkacaktır. 

Peki önümüzdeki seçimlerde bir önceki seçimlerde olduğu gibi HDP seçmeninin CHP’yi desteklemeyi devam edeceğine inanıyor musunuz? Çünkü desteğin biraz çekildiğine dair bazı görüş ve iddialar var. Sizin inancınız ve gözleminiz ne yönde?

Bilemiyorum doğrusunu isterseniz. Tabii HDP’yi de izliyoruz büyük bir dikkatle. Orada da sayın eş genel başkanların zaman zaman kamuoyuna yaptıkları açıklamaları da dikkatle izlemek de bizim görevimiz zaten, diğer siyasal partileri nasıl izliyorsak.

Onlar da demokrasi vurgusunu adalet vurgusunu oldukça fazla yapıyorlar. Dolayısıyla HDP’nin zaten kendi bir seçmeni var zaten. Bakıldığı zaman kendi partisine oy veriyor. Bu süreç içerisinde CHP’ye destek verirler mi vermezler mi onu bilemiyoruz. Ama bildiğim kadarıyla her partinin kendi seçmen kitlesi kendi partisine oy verecektir. Ama bir yerde, sadece bir aday iki aday veya üç adayın çıktığı bir ortamda HDP aday çıkarmazsa HDP seçmeninin gelip CHP’ye oy vermesinden memnuniyet duyarız. 

HDP’nin kapatılma ihtimali üzerinde de yine kulislerde iddialar dolaşıyor. Sizin var mı böyle bir duyumunuz?

Şimdi bunu zaman zaman dillendiriyorlar. HDP’yi kapatacak olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırlayacağı iddianame ve Anayasa Mahkemesi’nde yapılacak görüşmeden sonra ortaya çıkabilir.

Böyle bir iddia siyasetçiler tarafından ya da HDP’ye biraz mesafeli olan veya tümüyle karşıt olan kesimler tarafından dillendiriliyor. Ama HDP şu an parlamentoda, grubu var, HDP’nin de bir meclis başkanvekili var.

HDP’nin meclis başkanvekili pekâlâ parlamentoyu yönetiyor. Orada AK Parti de var, MHP de var, İYİ Parti de var, efendim Cumhuriyet Halk Partisi de var, bağımsız olanlar var, İşçi Partisi’nden ve Saadet Partisi’nden milletvekilleri var. Bunlara söz veriyor, iç tüzüğün gereğini yapıyor yani sonuçta.

Parlamento gerçeğiyle vatandaşa aktarılan gerçek arasında fark var. Vatandaşa aktarılan yapay bir gerçek, tamamen kutuplaştırmaya yönelik bir gerçek.

Toplumu, kişileri, partileri kutuplaştırarak, birbirine düşman kılarak ya da düşman gözüyle bakmalarını sağlayarak kendi tabanı konsolide etme, parlamentodaki yapıda ise parlamentoda örneğin HDP’nin bir başkanvekili parlamentoyu yönetir.

AK Parti'li söz isteği zaman iç tüzüğe göre söz verir. MHP’li söz istediği zaman iç tüzüğe söz verir. Eğer iç tüzüğe aykırı bir uygulama varsa iç tüzüğün gerektirdiği uygulamaları yapar yani. Buna da herkes uyar.

Dolayısıyla parlamento gerçeğinde, parlamento gerçeğinde partiler arasında uyum olmasa bile iç tüzüğün getirdiği bütün kurallara uyma yönünde bir ortak irade var. Dolayısıyla bu ortak iradeyi aslında normalde topluma da yansıtmamız lazım.

Yani kavgasız ama kendi düşünceleri olan, Türkiye’nin geleceği konusunda düşüncelerini rahatlıkla söyleyen, Türkiye’nin geleceği konusunda neler yapacağını programlarıyla ifade eden bir anlayışa ihtiyaç var. Bunu yapmayan ya da bunu yapmaktan aciz olan siyasal partiler kutuplaştırarak tabanlarını tutmak istiyorlar.