Papa ve BAE: Hristiyanlık ve İslam’da hoşgörü değerleri

Herkesten önce, Papa da biliyor ki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), farklı türden bir misyon üstlenerek terör ve radikalizme karşı mücadelede son derece önemli bir rol oynamaktadır. Bu misyonun ana prensibi, siyasi hedeflerine ulaşmak için İslam’ı kullanmaya çalışan her kesi reddetme ilkesine dayanmaktadır.

Bu dünyada hiçbir şey tesadüfen olmuyor.

Katolik kilisesinin ruhani lideri Francis, bu ziyaretiyle Körfez bölgesini ziyaret eden ilk papa oldu. Papa Francis, ortada önemli bir neden olmadan bu ziyareti gerçekleştirmezdi. Bu neden onun Roma'dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamasında gizliydi. Papa, “Dinler arası ilişkiler tarihinde yeni bir sayfa açmaktan mutluluk duyduğunu” ifade etmişti.

Evet, bu ziyaret, Hıristiyanlık âlemi ile İslam dünyası arasında yeni bir sayfa açtı. Alçakgönüllülüğü ile öne çıkan Papa Francis, bu sayfanın satırlarını Abu Dabi'de, El-Ezher Şeyhi Ahmed Al-Tayyib ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid ile yaptığı görüşmelerle yazmış oldu.

Şeyh Muhammed, Eylül 2016’da Papa ile bir görüşme yapmak ve başlatılan bu açılımın temellerini sağlamlaştırmak üzere Vatikan’ı ziyaret etti. Şeyh Zayid'in evlatlarını başkalarından ayıran bu tür adımlar, aynı zamanda devletin kurucusu olan babalarının savunduğu ilkeleri de pekiştiriyor.

İslam'ın bir hoşgörü, itidal, ötekini kabul etme ve insanlığa hizmet edecek her türlü faaliyete destek verme dini olduğu inancını pekiştirmek yerine,  bütün yatırımlarını radikalizme yapan liderlerin bulunduğu bir bölgede, Muhammed bin Zayid'inkine benzer adımlar atmak büyük cesaret istiyor.

Herkesten önce, Papa da biliyor ki BAE, farklı bir misyon üstlenerek terör ve radikalizme karşı mücadele konusunda son derece önemli bir rol oynuyor. Bu misyon, İslam’ı siyasi hedeflerine ulaşmak için kullanmaya çalışan herkesi reddetme ilkesine dayanıyor.

İşte Papa Francis, bundan hareketle, konuşmasında “Dinler arası diyalog toplantısının Abu Dabi’de organize edilmesinin bir cesaretin yansıması ve kararlılığın bir göstergesi olduğunu, inancın da ayrıştırmaktan ziyade birleştirici bir rol oynadığını, farklılıklarımızın bile bizleri birbirimize yaklaştırıp düşmanlıklardan uzaklaştırdığını” ifade etti.

Papa Abu Dabi'ye gelmekle “bölgede, dengeli ve her türlü aşırıcılıktan uzak duran Birleşik Arap Emirlikleri adında bir ülke olduğunu” göstermiş oldu.

Yine Papa bu gelişiyle, 48 yaşında bir devletin, herhangi bir taassubun girdabına düşmeden her zaman insanlığa hizmet ettiğini, bir arada yaşama kültürünü yerleştirme ve semavi dinler arasındaki kardeşliği pekiştiren değerleri ön plana çıkardığını teyit etmiş oldu.

Şeyh Zayid, yedi emirlikten oluşan bu ülkede, her bir emirliğin diğer komşuları ile rekabete girerek çatışmasının beklendiği bir dönemde, aklın, mantığın, itidalin ve ötekini kabullenmenin dilini kullanarak bu ülkeyi kurdu.

O, akıl ve mantık dilini kullanarak herkese güven verdi ve ülkede hiçbir fayda sağlamayan çekişme ve rekabetlerin yerine işbirliği ve dayanışma zeminini oluşturdu.

Bu nedenle, BAE'de, ülkeyi ileri bir düzeye taşımak için eğitim programlarının geliştirilmesi gündeme getirildiğinde sorun olmuyor. Dünya çapında bir bilim dili haline gelen İngilizceyi öğretmek söz konusu olduğunda sorun olmuyor.

BAE'deki okullarda özellikle de öğretmenlerin, kalitesini yükseltme gündeme gelince sorun olmuyor. Kendileri de dünyadaki dini aşırıcılık ve terörizm muzdarip olan Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri, BAE’nin ve Vatikan'ı ziyaret eden Muhammed bin Zayid'in faaliyetlerinin ne anlama geldiğini biliyor.

Papa, Abu Dabi Veliaht Prensi'nin bölgedeki diğer birçok liderin söyleyemediklerini söyleyebileceğini de biliyor.

Prens, “ötekini kabullenme” diye bir şeyin olduğunu, gerçek İslam’ın bir hoşgörü dini olduğunu ve dinsel tutuculuğun karşısında işbirliği yapmanın gerekli olduğunu açıkça vurguluyor.

Nitekim Muhammed bin Zayid, 2016'da Vatikan'da yaptığı konuşmada, dünyanın güvenlik ve istikrarını tehdit eden dini, mezhepsel ve etnik çatışmaları önlemek için farklı kültür ve dinler arasında diyalog ve işbirliği köprülerini inşa etmeye her zamankinden daha fazla muhtaç olduğunu net ifadelerle söylemiş, BAE’nin da bundan hareketle Vatikan'la ilişkilerin güçlendirilmesi ve görüş alışverişinde bulunulması gerektiğine inandığını vurgulamıştır.

Kuşkusuz Muhammed bin Zayid’in Vatikan’daki bu sözleri Papa Francis’i etkilemiştir.

Belki de Papa'nın en iyi bildiği şeylerden biri de, Abu Dabi Veliaht Prensi’nin götürdüğü mesajın farklı bir karakter taşıdığı, onun, İslam ve Müslümanları savunmanın yanında insanlığa ve uygarlığa katkı sağlayacak her şeyi korumaya çalıştığı gerçeğidir.

Muhammed bin Zayid, Vatikan'ın göbeğinde dini anlam taşıyan bir levhanın önünde Papa ile fotoğraf çektirmede hiçbir beis görmemiştir. Ona göre önemli olan, her türlü terörizmle mücadele etmek ve şiddeti ortadan kaldırmak için barış, sevgi ve hoşgörü temelli bir kültür inşa etmek ve yaymaktır.

Önemli olan BAE'nin bu alanda örnek olması, bir arada yaşama, hoşgörü ve başkalarına karşı her hangi bir komplekse girmeden karşılıklı işbirliği yapma esasına dayalı bir model sunmasıdır.

BAE'de farklı dinlere ait kırk kilise ve ibadet mekânının olduğu bir sır değil. Muhammed bin Zayid, Papa Francis'e Sir Beni Yas adasındaki arkeolojik bulguları miladi yedinci ve sekizinci yüzyıllara dayanan tarihi bir kilise ve manastırın kalıntılarını belgeleyen, bir katalog hediye etti. BAE, tarihiyle gurur duyuyor ve onu kültürel zenginliklerinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyor.

Kültürel çeşitliliği, başta vatandaşlarının hizmetine sunmak üzere kurduğu/kuracağı bilimsel ve kültürel kurumlar için potansiyel bir sermaye olarak görüyor.

Papanın BAE’yi ziyareti tarihi bir olaydı. BAE’nin inisiyatif alarak gerçekleşmesine vesile olduğu bu ziyaretin bütün bölgeye yansımaları olacaktır. BAE’nin açılım ve değişimin bayrağını taşımaktan amacı, yakın tarihte özellikle de İran’da “İslam Cumhuriyeti”nin kurulmasından sonra geçen kırk yıl içinde birçok Arap ülkesini esir alan komplekslerden bir çıkış yolu bulmaktır.

Bölgede, kimileri İran’a karşı içerik bakımından değil de şekil yönüyle bir yarışa girmeye çalıştı.

Nitekim İhvan Hareketi uluslararası organizasyonları yoluyla eğitim kurumlarına hâkim olmaya çalıştı. Ne yazık ki onlar gerçek İslam’a ve dinin özüne hizmet etmek yerine daha ziyade İran’a karşı bir yarışa girmeye odaklandılar.

BAE ise bu tehlikeyi hesaba katarak doğru bir çizgiyi yakalama gayreti içine girdi. Böylece evvela İslam’a, bunun yanında da insanlığa, kardeşliğe ve ılımlılığa doğru bir şekilde hizmet etmeye çabaladı.

Papa'nın ve el-Ezher Şeyhinin bu ziyareti ve bu minvalde yapılan etkinlikler sadece BAE devletini ilgilendirmiyor. Ziyaret bunun da ötesinde bu ülkede yaşayan herkese önemli bir mesaj taşıyor.

Bu mesajın özeti şu: BAE, ülkenin kurucusu Şeyh Zayid’in kuruluş felsefesine karşı bağlılık ve sadakat göstergesi olarak, hangi din ve ırka mensup olursa olsun, toprakları üzerinde yaşayan her kese karşı barışık ve saygılı olmaya devam edecektir.

Bu yazı el-Arap gazetesinden alınmıştır.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.