Ara 31 2017

Denizler kurudu : Balıklar kaçak satış ve denetimsizlik kurbanı

 

Eylül ayının başında, yaklaşık 4 ay süren denizlerdeki av yasağı sona erdi ve bu yıl önceki yıllarda görkemli törenlerin düzenlendiği Rumeli Feneri’nde tekneler limanda kaldı. Haller geçen yıllara kıyasla boş ve sessiz.

Piyasadaki herkes boyutu küçülürken fiyatı yükselen balıklardan şikayet ediyor. Uzmanlar, balıkçılar ve restoranlar balıkçılık sistemimizin hatalı olduğu konusunda hemfikir.

Beylikdüzü Gürpınar hali normalde sabah saatlerinde bir keşmekeşe ev sahipliği yaparken bu aralar neredeyse yarısı boş.

Balıkçılar “Balık mı var be abla!” diyor. Kimisi bu durumu kaçak satışla ilişkilendiriyor. Balıkçıların ciddi bir kısmının daha hale gelmeden Sarıyer civarından büyük restoranlara görece daha iyi durumdaki balıkları verdiğini ve böylelikle ciddi bir denetimden kaçıp faturasız işlem yaptıklarını ifade ediyorlar.

Balıkcı

Halde bekleyenler ise kaçak avlanan ya da mürettebatın evraklarının eksik olduğu teknelerden şikayetçi.

Türkiye’nin balıkçılık sorununu özetleyen bu manzara kaçak satış, denetimsizlik ve küçük balıklardan büyük rantlar kazanma hırsı gibi problemlerin altını çiziyor.

‘Slow Food’ hareketinin Türkiye ayağı Fikir Sahibi Damaklar’ın kurucusu, aşçı ve ekoloji aktivisti Defne Koryürek tezgâhtaki kimi balıkların yeteri kadar büyük olmadığının ya da en iyi ihtimalle ebatlarının sınırda gezdiğinin altını çiziyor.

Kendisine 10 liraya kadar gerileyen hamsi fiyatı hakkındaki düşüncesini sorulduğunda şöyle yanıt veriyor:

“Herkes pahalı olduğunu iddia ediyor ama balığın ucuz hali bu çünkü tezgâh sahibi balıkçının da bir şekilde evine ekmek götürmesi gerekiyor. Hakkı verilecek olsa bir karış bile olmayan sarıkanatlar tezgâha çıkmaz. Fakat balıkçının suçu yok. Bir kere yakalanıp o denizden zaten çıkıyor. ‘Ben satmıyorum’ deme lüksü yok. Fakat tezgâhlara bakınca gördüğüm balığın üreme şansı bulamadığı. Lüfer 20-22 santimken normal karşılamaya başladık. Hâlbuki 30-35 santim normal olmalı.”

Öte yandan hamsi problemi var. Hamsinin Türkiye sularından neden kaçtığına ilişkin yanıtı denizlerin artık soğuk olmaması. Bunun nedeni ise Ruslarların Dinyeper’e baraj yapması sebebiyle soğuk suyun inmemesi. ‘’Biz her yeri HES’lerle kaplamışız; Tuna’dan gelen atıklar yetmemiş tüm Marmara’nın sanayisinden gelen atıklar da Karadeniz’e yönlendirilmiş. Balığın bir suçu yok, bu şekilde yaşayamaz,” diyor Koryürek.

Hamsi

Peki balık restoranları bu problemin neresinde duruyor?  Ünlü restoranlar balıkçılarla anlaşıp iyi balığı hale girmeden almak ve kaçak avcılığa davetiye çıkarmakla suçlanıyor. İstanbul’un en ünlü balık restoranlarından birinin şef garsonu da değişen düzeni şöyle özetliyor:

“Hamsikuşu dediğimiz, belkemiği ve kılçıkları çıkarılmış hamsi mönünün her zaman en sevilenidir. Elinizi kirletmenize gerek kalmaz, çocuklar ya da kılçık ayıklamak istemeyenler için birebirdir. Fakat son aylarda bunu mönümüzden çıkardık. Çünkü hamsiler o kadar küçük ki, orta kılçıkları çıkarmaya kalkarsak balık elimizde kalıyor.”

Rakamlar da Türkiye’nin balık kıtlığıyla yüzleşmek üzere olduğunu kanıtlıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre birçok balık türü 15 yıllık bir zaman dilimi içinde yarı yarıya azalmış durumda.

Prof. Meriç Albay kötü avlanmanın karşısında durabilmek ancak doğru denetimle mümkün diyor ve ekliyor:

“Balıkçılıkta denetim yetkileri Sahil Güvenlik Komutanlığı, iç sularda ek olarak jandarma ve tarım il müdürlüklerinde. Fakat hiçbiri yeterli değil. Eleman ve donanım bakımından sorunlar var. Türkiye’de 15 tane su ürünleri ve su bilimleri fakültesi bulunuyor. Buradan mezun binlerce su ürünü ve su bilimi mühendisleri var. Fakat istihdam edilmedikleri için denizlerde, hallerde ve balıkçılarda yaşananların tamamen dışındalar.”

Aktivist Koryürek ise  balıkların doğal kaynak olmadığını değinerek radikal bir öneride bulunyor: “Eğer devlet tarafından böyle görülüyorsa bile doğal kaynağın yağmalanması söz konusu. Denizler yorgun ve bir süre nadasa bırakılmalı. 2009’da ilk kez balık sorununu seslendirdiğimizde 2 yıllık bir nadastan bahsediyorduk. Şimdi en az 5 yıl denizlerin dinlendirilmesine ihtiyaç var. Bu başlangıç için bir adım olacaktır. Fakat aynı zamanda küçük balıkçıların o sırada ne yapacağı sorusunu da doğuruyor. İşte burada bir devlet politikasına ihtiyacımız var.’’

 

Haberin tamamını buradan okuyabilirsiniz