Can Teoman
Ağu 17 2019

Denizbank’ın verdiği kredilerin üçte biri sorunlu

Bir yıldan uzun süredir satış masasında kaldığı için bilanço bilgileri sektördeki diğer kuruluşlara göre muhtemelen daha şeffaf olan Denizbank’taki durum, Türk bankacılık sistemindeki kırılmayı anlamak ve anlatmak açısından önemli bir gösterge olabilir.

Bankanın yakın izlemedeki ve donuk kredilerden oluşan toplam sorunlu kredi stoku Nisan-Haziran döneminde 1.25 milyar lira daha arttı 36.8 milyara ulaştı. Bu rakam iştirak ettiği diğer finansal şirketlerle birlikte, Denizbank Grubu’nun açtığı her 100 TL’lik kredinin 25.1 TL’sinin sorunlu olduğunu gösteriyor. Ayrıca, bankanın sorunlu kredilerinin toplam özkaynaklarına oranı ise yüzde 220 gibi inanılması güç bir seviyeye çıkmış durumda.

Dahası da var. Bankanın iştiraklerini bir kenara bırakıp, sadece kendi adına verdiği kredilere bakıldığında, durum daha da korkunç bir hale geliyor. Çünkü konsolide olmayan, yani sadece Denizbank markasıyla dağıtılan verilerin yer aldığı bilançoya göre, kredilerin yüzde 31’i ‘sorunlu’ sınıfında yer alıyor.

2010’dan bu yana bankacılık krizi yaşayıp çözemeyen İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde dahi en kötü bankaların yüzde 20 düzeyinde sorunlu kredi oranlarına sahip olduğu düşünülürse, Denizbank’ın ulaştığı seviye ürkütücü bir rekordan başka bir şey değil.

Öte yandan bu bankaya özel bir not düşmek gerekirse Denizbank’ın geçen ay Birleşik Arap Emirlikleri’nden NBD Grubu’na satıldığını ve bunun bankanın son 22 yıldaki 4’üncü el değiştirme işlemi olduğunu belirtmek gerekli. Denizbank’ın son 22 yılda değişen patronlara rağmen aynı yönetim ekibiyle yoluna devam etti.

Bankanın değeri son satışta öncekilerin aksine geriledi. 2012’de Belçikalı Dexia, Denizbank’ın tamamını Rus Sberbank’a 3.6 milyar dolar üzerinden satarken, son satışta fiyat 2.8 milyar dolarda kaldı. Sadece izin süreciyle geçen son 1 yılda bile bankanın satış fiyatı 500 milyon dolar düştü. Bunda elbette bankanın sorunlu kredilerinin oranının yüzde 17’den yüzde 25’in üzerine çıkmasının etkisi var. 

Diğer taraftan biraz da magazin yönüne girersek, Denizbank aynı yönetim tarafından yüksek düzeyde problemli kredi sorununa maruz bırakılırken, satışlardan gelen primler yöneticilerin kazançlarını oldukça yüksek seviyelere taşıdı. Medyada da yer alan pek çok habere göre Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş bugün Türk bankacılık sisteminde patronajdan en fazla prim alan ve bankacılıktan en çok servet yapan isimlerin başında yer alıyor.

Öte yandan, Türk bankacılık sektörünün sorunlu kredileri Denizbank’a örneğine göre daha ılımlı gözükse bile, yine de parlak sayılmaz. Her ne kadar iktidar ve bağlı iş çevreleri tarafından aksi iddia edilse de, bankacılık sektörüne ait 2019 Haziran bilançoları bunun güçlü kanıtı.

Sektördeki en büyük 10 bankanın problemli kredileri yılın ikinci çeyreğinde 391 milyar liraya ulaşırken üç ay içinde yüzde 6.5 büyüme kaydetti. Kıyaslamak gerekirse sorunlu kredi artış hızı, aynı dönemdeki enflasyon ve kredi artış oranının üç, bankaların toplam özkaynaklarındaki büyümenin 2 katına yaklaşıyor. 

Aşağıdaki tablolarda Haziran sonu itibarıyla Türkiye’nin en büyük 10 bankasının problemli kredileri ve bunların toplam dağıtılan krediler ile özkaynaklara oranı gösteriliyor:

 

 

Öncelikle üstteki tabloyu değerlendirirsek, sorunlu kredilerin 2019 Mart sonunda toplama oranının 0.8 puan daha yükseldiği görülüyor. Söz konusu bankalar için bu yılın ilk çeyreğinde sorunlu kredilerin, toplam kredilere oranı yüzde 15.8 düzeyindeydi. Bu rasyonun geçen yıl kriz başlamadan hemen önce, Mart 2018’de yüzde 11.1 düzeyinde olduğunu hatırlatalım. Rakamlar, krizin problemli kredilerin oranını tek başına 5.5 puana yakın artırdığını gösteriyor.

Ayrıca bugünkü kurlarla hesaplandığında Türkiye’de kredilerin yüzde 80’ini veren 10 büyük bankadaki toplam problemli kredilerin 70 milyar doları aştığı anlaşılıyor. Bu bankalardaki 391 milyar TL’lik problemli kredi stokunun 278 milyar TL’lik bölümü en az üç aydır taksidini ödemeyen sallantıdaki alacaklardan oluşuyor. 113 milyar TL’lik krediden ise tamamen umut kesilmiş durumda. 

İkinci tabloya geldiğimizde ise sektörün problemli kredilerinin öz sermayenin yüzde 108.4’üne ulaştığı görülüyor. Bu, yılın ilk çeyreğinde yüzde 105.8’di.

Geçen yılın ilk çeyreğinde, yani kriz henüz başlamadan önce yüzde 97 düzeyindeydi. Yani kriz bu alanda 11 puanlık bir bozulma daha yaratmış oldu. Rakamlar bankacılık sektörünün aslında kriz başlamadan önce de büyük bir kredi problemine saplandığını anlatıyor.

Son olarak, bu bankalar yazının başında da belirttiğimiz şekilde Denizbank gibi uluslararası tarafların konu olduğu bir satış sürecinde değil ve bu nedenle bilançolarında problemli kredileri saklamaları daha kolay.

Buna karşın veriler gösteriyor ki, Türk bankacılık sisteminin mali yapısı düzelmek yerine giderek daha fazla bozuluyor. Bu da, Merkez Bankası faizleri indirse bile, bankaların kısa vadede kolay kolay yeni kredi veremeyeceklerini ve ekonomik canlanmanın önünde en büyük problem olarak kalmaya devam edeceklerini anlatıyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.