İkinci çeyrekte ‘dev küçülme’ korkusu, bankalara BDDK sopasına döndü

Türkiye ekonomisinin 2020’nin ilk üç ayında yüzde 4,5 büyüme hızı elde ettiği açıklandı. Geçen yılın aynı dönemine göre elde edilen bu büyümede en önemli etkenlerden birisi baz etkisi. 2019’un ocak-mart döneminde eksi yüzde 2,3 daralan, negatif büyüme gösteren Türkiye, bu etkiyle 2020’nin ilk çeyreğinde önemli bir büyüme performansı göstermiş görünüyor.

Ancak büyümenin asıl gerçek yüzü bir önceki çeyrekle, yani 2019’un son üç aylık dönemi ile kıyaslanınca açığa çıkıyor. O zaman bu yılın ilk çeyreğindeki yüzde 4,5’luk büyüme bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,6’ya iniyor. Oysa 2019’un son çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre büyüme yüzde 1,9 idi.

Henüz korona salgınının etkisinin olmadığı, sadece mart ayının ikinci yarısına kısmen yansıdığı ocak-mart döneminde, devletin nihai tüketim harcamalarının 2008’den bu yana en yüksek düzeye çıkarak yüzde 11,1 artması, bu büyümede en önemli etken.

Ardından hane halkı tüketim harcamalarında yüzde 3 ve ithalatta yüzde 22’ye varan artışlar, ilk çeyrek büyümesine katkı sağlayan diğer kalemler. Bu açıdan bakınca, büyümede yeni yatırım, üretim, ihracat, istihdam artışı vb. asıl unsurların fazla etkisi yok. İthalattaki artış sanayi üretimini desteklemiş. İktidarın kamu bankalarından düşük faizli bol kepçe dağıttığı krediler, hane halklarının (bireylerin) tüketim harcamalarının artmasına ve ekonominin nispeten canlanmasına vesile olmuş.

Ayrıca ocak ayında Merkez Bankası’ndan kâr payı ve yedek akçe olarak aktarılan yaklaşık 40 milyar TL’lik ilave kaynak ve diğer devlet harcamalarıyla, kamusal tüketimde adeta patlama yaşanınca, yüzde 4,5 büyüme hızına ulaşılmış.

Şimdi asıl gerçeğe dönüldüğünde salgının etkisiyle alınan önlemler, sokağa çıkma yasakları, kapatılan yüzbinlerce işyeri, işletme, üretime ara veren ve milyonlarca işçiyi ücretsiz izne çıkartan fabrikalar vs. ile nisan ayında kapanan ekonomi, mayısta daha uzun süreli sokağa çıkma yasaklarıyla neredeyse tümüyle kapısına kilit vurdu.

Devlet vergi, prim ve diğer alacaklarını erteledi. Hazine borçlanması ve bir de İçişleri Bakanlığı’nın yasakları ihlal eden yüz binlerce kişiye kestiği ağır para cezaları dışında, bütçeye para akışı durdu.

İşini, gelirini kaybeden yaklaşık 8-10 milyon kişi, gıda ve temizlik malzemesi dışında tüketim harcamalarını kesti. Yani ilk üç ayda büyümeye en büyük katkıyı veren devletin nihai tüketim harcamaları ile hanelerin nihai tüketim harcamaları nisan-mayısta bıçak gibi kesildi.

Son açıklanan veriyle nisan ayında ihracat yüzde 41,1 ve ithalat yüzde 25 düştü. Yani dış ticaret katkısı da dibe vurdu. Turist sayısı ve turizm geliri ise nisanda yüzde 99 geriledi.

O yüzden nisan-haziran dönemini kapsayan ikinci çeyrek büyümesinin en az eksi yüzde 10 ve üzerinde olması kaçınılmaz. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 1 Haziran’dan itibaren önlemlerin gevşetilmesi ve normalleşmeye geçiş süreciyle birlikte, yılın ikinci yarısında pozitif büyümeye geçileceğini, Türkiye’nin yıl sonunda dünyadaki diğer ülkelerden pozitif ayrışacağını, 2020’bin pozitif büyümeyle kapatılacağını söylüyor.

Ancak bunun olabilmesi için ikinci çeyrekte muhtemelen yüzde 10 ve üzerindeki eksi büyümenin ardından, 3 ve 4’üncü çeyreklerde asgari yüzde 7-8’lik pozitif büyüme hızlarının yakalanması gerekiyor. Mevcut koşullarda bu kadar kısa sürede üretim, ihracat, yatırım, istihdam, turizm patlaması ve tüm sektörlerin tam kapasitenin üzerinde bir performansa ulaşması güç, hatta olanaksız. Kaldı ki, başta AB olmak üzere küresel pazarların, sınırların tam olarak ne zaman açılacağı belirsiz.

O yüzden de hükümet, bu hızlı canlanma ve büyümeyi sağlayabilmek, zorla da olsa hayata geçirebilmek için kontrolündeki kamu bankalarının haricinde, özel bankalara yönelik büyük taarruza hazırlanıyor. Bankaları ellerinde ne var ne yoksa kredi olarak dağıtmaları, piyasaları krediye boğmaları için tüm gücünü ve yetkilerini kullanacak. Anlaşıldığı kadarıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), bu planın en önemli aktörü rolüyle bankaların sırtındaki ‘iktidar sopası’ olacak.

BDDK, özel bankaları kredi vermeye zorlamak için mayıs ayında uygulamaya koyduğu ve uymayan bankalara ayda en az 500 bin TL ceza keseceğini ilan ettiği Aktif Rasyosu (AR) formülünü yeniden düzenledi. Bankaların krediye daha fazla kaynak ayırmaya zorlanmasını içeren yeni AR formülü, 1 Haziran’da devrede.

BDDK buna ilave olarak “müşteri şikâyetleri” gerekçesiyle art arda bankalara ağır para cezaları yağdırmaya başladı. Bugüne kadar görülmedik şekilde, son iki haftada onlarca bankaya kesilen para cezalarının tutarı 127 milyon TL’ye (19 milyon dolar) ulaştı. 

Diğer yandan bir başka özerk düzenleyici kurul Rekabet Kurumu (RK) tarafından 20 bankaya açılan soruşturma ise halen sürüyor. RK, bankaların mevduat, kredi, döviz ve aracılık hizmetlerindeki işlemlerinin soruşturulacağını, aralarında anlaşıp anlaşmadıkları, rekabet ihlali olup olmadığının araştırılacağını açıklamıştı. RK daha önce de bankalara soruşturma başlatmış, 1 milyar TL’nin üzerinde (149 milyon dolar) para cezası kesmişti. Cezaya karşı bankalarca açılan dava sonrasında Danıştay geçen yıl haziranda cezayı bozdu.

Bankaları çok yönlü kıskaca alarak ceza, yaptırım, işlem yasağı vb. uygulamalarla “yola getirmeye” ve düşük faizli bol kredi dağıtmaya zorlayacak hamlelere, önümüzdeki günlerde yenilerinin eklenmesi bekleniyor. Bu arada 1 Ocak’tan itibaren tüm vergi ve diğer kamu alacaklarının tahsilinin sadece kamu bankaları tarafından yapılması, özel bankaların devreden çıkartılması kararı alındı. Ayrıca bankaların işlem ücret tarifelerinin belirlenmesi yetkisi de BDDK’dan alınıp Merkez Bankası’na (MB) verildi. MB bankaların ücrete tabi işlem sayısını 150’den 50’ye indirirken, işlem ücretlerini de düşürdü.

Dolayısıyla özel bankalar bir yandan kredi vermeye zorlanırken, diğer yandan da bugüne kadar gelir elde ettikleri alanlar daraltıldı. 2001’deki ekonomik kriz sonrası batan ya da el konulan pek çok özel banka, daha sonra yabancılara satıldı. Halen Türk bankacılık sektöründe yabancı özel bankaların payı yüzde 50’nin biraz üzerinde. Reuters, Bloomberg gibi uluslararası ajanslar, Türkiye’de bankalara yönelik uygulamaların baskıya dönüşmesi nedeniyle pek çok yabancı sermayeli ya da ortaklı bankanın ilk fırsatta Türkiye’den çıkmayı planladıklarını öne sürüyor.

Tam bu aşamada Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Fitch Ratings Türk bankalarıyla ilgili değerlendirme raporunu açıkladı. Garanti BBVA, Ziraat Bankası ve Vakıfbank’ın kredi notu görünümünü ‘durağan’dan ‘negatif’e indirdiğini, Halkbank’ın kredi notunu ise bir kademe aşağı çekerek B’ye düşürdüğünü duyurdu.

Birkaç gün sonra da Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı sermayeli ya da ortaklı ING Bank, Denizbank, QNB Finansbank, Türk Ekonomi Bankası (TEB), ICBC Turkey, Alternatifbank, Burgan Bank, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans'ın uzun dönem yabancı para cinsinden kredi notunu "B+" olarak sabit tuttuğunu ancak not görünümlerini ‘durağan’dan ‘negatif’e düşürdüğünü açıkladı.

Negatif görünümün Türkiye'nin dış finansmandaki zayıflığının yanı sıra “hükümetin bankacılık sektörüne müdahale etme riskinin arttığı” yönündeki Fitch görüşünü yansıttığı ifade edildi.

Net döviz rezervlerindeki zayıflığın devam ettiği, Türkiye'nin yüksek dış finansman ihtiyacı göz önüne alındığında, iktidarın bankalara müdahale riskinin artmasının negatif görünüme zemin yarattığını belirtildi. Dış finansman ihtiyacı konusundaki baskının artması halinde, bankacılık sektörüne müdahale ihtimalinin daha da yükseleceğini vurgulayan Fitch, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının büyük bir kısmının bankacılık sektörü aracılığıyla sağlandığına dikkat çekerek, bu durumun iktidarın sermaye kontrollerinden kaçınması açısından önemli olduğunu dile getirdi.

İktidarın ekonomik canlanma ve büyüme için tüm planlarını bankaların dağıtacakları krediler üzerine kurduğu, bunun için her yöntemin uygulanacağı gözlenirken özel bankaların iktidardan ve ‘özerk’ kurullardan dayak yemeye devam edeceği anlaşılıyor. 


©️ Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.