Ekonomik reform paketinde İş Bankası’na CHP hissesi operasyonu iddiası

Şubat ayı başında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) getirilmesi beklenen ekonomik-demokratik reform düzenlemeleriyle ilgili çalışmalar sürerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce birkaç kez gündeme getirdiği Türkiye İş Bankası’nda Atatürk’ün vasiyeti çerçevesinde CHP tarafından temsil edilen hisselerin hazineye devri için de hazırlık yapıldığı öne sürülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle ekonomideki sıkıntılı tablonun derinleşmesi, yabancı sermaye akışı ve yatırımların durma noktasına gelmesi, Türkiye’ye yönelik tecridin artmasıyla birlikte son günlerde AB ile yakınlaşma, ‘yeni bir sayfa açma’ söylemine yöneldi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile gerçekleştirdiği görüşmede Türkiye’nin geleceğini AB’de gördüklerini yineleyen Erdoğan, 12 Ocak’ta da AB ülkelerinin Ankara Büyükelçileri ile bir araya geldi. Erdoğan, Büyükelçilerden ülkeleriyle yapacakları değerlendirmelerde Türkiye ile AB arasında yeni bir dönemin başlatılmasına ve ilişkilerin ‘rayına oturtulmasına’ destek vermelerini istedi. 

Dolayısıyla gerek ABD’de Biden’ın göreve başlaması gerekse Aralık ayındaki zirvede AB liderlerinin Türkiye’ye yönelik yaptırımlar ve politikalar konusunda ABD ile ortak strateji için Mart zirvesini beklemeyi kararlaştırmaları, bu sürede Erdoğan’ın atacağı reform adımlarının gerçekçi, inandırıcı, güven verici ve ikna edici olmasını zorunlu kılıyor.

Ekonomik reformlar için iş dünyası temsilcileriyle görüşmeler yürüterek görüş ve önerilerini alan Adalet Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanının yürüttüğü çalışmalarda, yatırımları hızlandırıcı, işlemleri kolaylaştırıcı mevzuat yanında, yatırım sermayesine hukuki güvence düzenlemeleri gündemde. Terör bağlantısı gerekçesiyle şirketlere, işletmelere, banka hesapları ve mal varlıklarına el konulması uygulamasında değişikliğe gidilerek, sadece bağlantısı tespit edilenlerin hisselerine el konulması, diğer ortakların paylarına dokunulmaması öngörülüyor. 

Halen yaklaşık 45 bin kişinin istihdam edildiği ve ciroları toplamı 70 milyar TL’ye yaklaşan 800’ün üzerinde şirket, fabrika, holding, işletme FETÖ bağlantısı gerekçesiyle el konulup, yönetimlerine kayyum atanarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmiş durumda. 

Benzer şekilde PKK bağlantısı iddiası ve terör soruşturması gerekçesiyle görevden alınan 60 dolayındaki HDP’li belediyeye de kayyum atanarak, bu belediyelerin şirketleri, iştirakleri, işletmeleri, İçişleri Bakanı’nın kayyum olarak görevlendirdiği vali ve kaymakamların yönetimi ve kontrolüne geçmiş bulunuyor. 

Ancak reform hazırlıklarının asıl önemli ayağını hukuk ve yargı alanında yapılacak düzenlemeler oluşturuyor. Bu noktada ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, ittifak ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’yi ikna etmekte zorlanıyor. O yüzden de AB’nin beklentisini karşılayacak, inandırıcı ve ikna edici demokratikleşme, özgürlükleri genişletici, yargı bağımsızlığını güçlendirici adımların atılmasındaki beklenti çıtası fazla yüksek değil.

Ekonomik reform paketinde tartışma yaratacak bir düzenleme hazırlığının ise daha önce de birkaç kez gündeme getirilen ancak şu ana kadar adım atılmayan İş Bankası’yla ilgili olacağı öne sürülüyor. 

Bankada yüzde 28,9’luk kurucu hissesi bulunan Atatürk’ün vasiyeti çerçevesinde bu hisseler yine kurucusu olduğu CHP tarafından temsil ediliyor. Bu hisseye tekabül eden kâr payı ise her yıl yine Atatürk’ün vasiyeti, doğrultusunda, kurucusu olduğu Türk Dil Kurumu (TDK) ve Türk Tarih Kurumu’na (TTK) aktarılıyor. Bu hisse temsilinden ötürü CHP’ye herhangi bir para aktarımı söz konusu değil. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce pek çok kez bu hisselerin ‘Millete ait olduğunu’ öne sürerek, Hazineye devredilmesi için düzenlemeye gideceklerini söylemesine karşılık, bugüne kadar bu yönde bir adım atılmadı.

Geçmişte Adnan Menderes Hükümeti, 1960 ihtilalinden önce ‘Milli Müsadere Kanunu’ çıkartarak, İş Bankası’ndaki hisseleri devletleştirmiş, ihtilal sonrası hisseler yeniden CHP’ye iade edilmişti. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında da askeri yönetimin aldığı kararla hazineye devredilen hisseler için daha sonra CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) dava açıldı. AYM, Atatürk’ün vasiyeti doğrultusunda hisselerin CHP’ye iade edilmesini, banka yönetim kurulunda CHP tarafından bildirilecek 4 üye ile temsilini kararlaştırarak, darbe yönetiminin yaptığı düzenlemeyi iptal etti.

Geçtiğimiz yıl konuyu yeniden gündeme getiren Erdoğan’a MHP lideri Devlet Bahçeli de destek vererek Atatürk’ün hisselerinin hazineye devrini içeren bir yasanın meclise gelmesi durumunda destek vereceklerini açıkladı.

Özellikle ekonomik sıkıntıların arttığı süreçte, önceki yıl Merkez Bankası yedek akçesinin bütçeye aktarılmasını öngören bir karar çıkartan Erdoğan, geçtiğimiz yıl da Vakıfbank’ta, vakıflara ait yüzde 58’lik hissenin hazineye devrini içeren Cumhurbaşkanı kararı yayınladı. Böylece Vakıfbank’ın çoğunluk hissesi ve yönetimi hazine kontrolüne girerken, Vakıfbank da Ziraat ve Halkbank gibi Erdoğan’ın başında olduğu Türkiye Varlık Fonu (TVF) portföyüne geçti.

Şimdi ekonomik reform paketine konulacağı iddia edilen bir değişiklik ile İş Bankası’ndaki yüzde 28,9’luk Atatürk hissesinin hazineye devri ve yönetim kurulundaki CHP temsilcilerinin yerini iktidarın atayacağı hazine temsilcilerinin alacağı öne sürülüyor. Bu yolla İş Bankası’nın da yüzde 28,9’luk hissesinin hazine üzerinden TVF’ye devri ve kâr payının hazineye aktarımı olanaklı hale gelecek.

CHP daha önce böyle bir düzenlemeye gidilmesi halinde Atatürk’ün vasiyetinin yok sayılacağını, AYM’nin emsal kararı olduğunu belirterek, yine iptal için AYM’ye dava açacağını, gerekirse davayı AİHM’ye taşıyacağını ilan etmişti.  

Bir yandan ekonomik reform, sermaye ve yatırımlara hukuki güvence vaat eden Erdoğan’ın diğer yandan reform paketinde İş Bankası’nda hisse operasyonuna gitmesi durumunda, daha en baştan reform süreci darbe alacağı gibi, güven sorunu ile birlikte iç ve dış piyasalarda, bankacılık sektöründe ciddi sarsıntı yaşanabilir.

Son dönemde CHP’ye, Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP yöneticilerine karşı söylem ve suçlamalarını alabildiğine sertleştiren, terör bağlantısı iddialarını ortaya atan Erdoğan’ın, İş Bankası operasyonunu da ekonomik reform paketine koyarak, CHP’ye karşı yeni bir hamleyi hedeflemesi, Bahçeli’nin de desteğini alması söz konusu olabilir. Ancak böyle bir hisse operasyonu, özellikle mevcut sıkışmışlık konjonktüründe, içeride ve dışarıda iktidarın önüne ağır ekonomik ve siyasi bedeller, öngörülemeyecek faturalar çıkartabilir.

Halen Avrupa ve dünyanın sayılı özel bankaları arasında yer alan ve piyasa değeri ekonomik krize rağmen 10 milyar doların üzerinde bulunan İş Bankası’ndaki Atatürk hisselerinin hazineye devri, sadece basit bir hisse devri olarak görülmemeli. 

İş Bankası bünyesinde sanayi, bankacılık, sigortacılık ve daha pek çok alanda faaliyet gösteren onlarca şirket ve iştirak yer alıyor. Başta şişe ve cam endüstrisi olmak üzere yurt dışında da çok sayıda ülkede yatırımları, fabrikaları, tesisleri bulunuyor. Dolayısıyla şayet ekonomik reform adı altında yapılacak düzenlemelerde İş Bankası operasyonu da yer alırsa, tüm bu kuruluş, banka, şirket ve iştiraklerde iktidar, otomatik olarak hazine ile TVF paydaş ve söz sahibi konumuna gelecek.

İş Bankası yönetimi Erdoğan’ın hazineye devir ve hisse operasyonu açıklamaları üzerine, Atatürk’e ait yüzde 28,9’luk hisse dışında bankanın yüzde 31,79'unun halka açık, çoğunluk hissesinin ise yüzde 40.12 ile Türkiye İş Bankası Mensupları Munzam Sandık Vakfı'na, banka çalışan ve emeklilerine ait olduğunu duyurmuştu. Açıklamada; “İş Bankası siyaset malzemesi yapılamayacak önemde bir milli kuruluştur” denilerek, Atatürk’ün hisselerinin CHP tarafından temsilinin bugüne kadar bankacılık faaliyetleri üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı kaydedilmişti.

Ekonomi ve finans kulislerinde, iktidarın reform paketinde İş Bankası’na operasyon yapma hazırlıkları konuşulurken, bir anda banka üst yönetiminde değişikliğe gidileceğinin açıklanmasına da dikkat çekiliyor. 10 yıldan bu yana İş Bankası Genel Müdürlüğünü yürüten Adnan Bali, istifa ettiği yönündeki haberler üzerine, 6 Ocak’ta düzenlediği basın toplantısında mart sonundaki genel kurulda görevini bırakacağını duyurdu. Daha önce kabine revizyonu iddialarında ismi Hazine ve Maliye Bakanlığı için de ortaya atılan Bali, genel müdürlük görevine ise bankanın bilgi teknolojilerinden sorumlu genel müdür yardımcısı Hakan Aran’ın getirilmesini önereceğini açıkladı.

Bugüne kadar genellikle bankacılık ve teftiş kurulu kökenli isimlerin genel müdürlük görevini üstlendiği İş Bankası’nda, bu alanların dışında bir ismin genel müdürlüğe önerilmesi, iktidar baskısı iddialarına yol açtı. Özellikle iktidarın iki ay öncesine kadar uyguladığı kredi genişlemesi politikalarına ve BDDK’nın aktif rasyosu ile bankaları kredi vermeye zorlama yaklaşımına direnç gösterdiği ileri sürülen İş Bankası’nın, diğer özel bankalarca da emsal alınmasının iktidarı kızdırdığı ve banka yönetimine baskıları artırdığı iddiaları dillendiriliyor. Bali’nin görevden ayrılışına ‘35 yıl’ ilkesini gerekçe göstermesine karşılık, asıl görevi bırakma kararının ardında artan bu baskıların yer aldığı da iddialar arasında. 

Öte yandan Bali’nin ayrılma kararını açıklamasının hemen ertesinde 7 Ocak’ta, Ticaret Bakanlığı tarafından İş Bankası’na 110 milyon 110 bin TL idari para cezasının kesilerek tebliğ edilmesi de bankaya gözdağı olarak nitelendiriliyor. 2015 yılında kesilen ancak İş Bankası’nın Danıştay’da açtığı davayı kazanarak iptal ettirdiği para cezasının, süratle yeniden kesilerek tebliğ edilmesi, ekonomi kulislerinde iktidarın bankaya baskılarını artıracağının işareti olarak yorumlanıyor.

O yüzden de Erdoğan’ın nihai hamlesini, ekonomik reform paketinde İş Bankası’ndaki Atatürk hisselerinin hazineye devrini öngören bir düzenlemeyi meclise getirerek yapmasının şaşırtıcı ya da sürpriz olmayacağı vurgulanıyor. Böyle bir yasa değişikliği halinde Mart sonundaki genel kurulda iktidar temsilcilerinin İş Bankası yönetiminde yer almaları olasılığı gündeme gelebilecek.  

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.