1071’li Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Akademisyen olsaydım, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” diye bildiri yayınlayan ve mesleklerinden ihraç edilen meslektaşlarıma karşı rektörlükler eliyle bildiri yayınlayan ve özetle “bunları ihraç etmeniz hayırlıdır, devlete sadakatin icabıdır” diyen 1071’lerden olur muydum?

Bilmiyorum.

Ama itiraf etmek gerekirse, baştan çıkarıcı bir cazibesi var.

En azından, riski yok. Aşınızdan, işinizden olmazsınız, Mesleğinizden ihraç edilmezsiniz. Disiplin cezaları almazsınız. Hakkınızda “Terör örgütü propagandası” suçundan dava açılmaz. Hapse mahkûm edilmezsiniz. Cezaevine konulmazsınız.  Konulursanız, yerde yatırılmazsınız(1)

Ayrıca, size hakaret eden de olmaz. Kimse size, hele de cumhurbaşkanımız, “Kendine akademisyen diyen bir güruh” diye hitap etmez. “Aydın müsveddeleri” demez. ‘Alçak, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı, ruhu kirlenmiş'  demez.

***
Tutarlı olmak zorunda da değilsinizdir. Aynı komutana, Güneydoğu’da verdiği emir için “kahraman”, 15 Temmuz'da verdiği emir için “vatan haini” diyebilirsiniz. Ve her iki kanaatinizi eş zamanlı olarak sürdürebilirsiniz.

Gerçi Selahattin Demirtaş içeriden, “Şimdi, AYM kararına karşı imza atan akademisyenler, 15 Temmuz’da Meclis’i bombalama ve yüzlerce sivil yurttaşı katletme emirlerini veren darbeci askerleri ve onların suçlarını savunmuş olmuyor mu?” demiş ama… Başkası demez. Dese de kimse duymaz. Haberiniz bile olmaz.

Bu yüzden kimse sizi ayıplamaz, terör örgütü propagandası yaptınız demez, dava açmaz.

***
“Biz 1071 kişi bir araya gelip, fikrimizi söylüyoruz. Mesela AYM’yi kınıyoruz, Başkalarının bir araya gelip fikrini söylemek bize niye dokunuyor?” demeniz de şart değil. Empati kimin umurunda bu memlekette.

Altına imza attığınız bildiride yer alan “Terörle mücadele ettiği için devleti suçlayan açıklamalar yapmak dünyanın hiçbir ülkesinde ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmez” ifadesine akademisyen sezgisiyle yaklaşarak “Acaba, hakikaten öyle midir?” diye merak etmeniz de gerekmez.

Ve hatta bildiride ne yazdığı da önem taşımaz. Yeter ki “Devletimize sadakat esastır” demiş ve “devlet” derken de iktidarı kastetmiş olun. 

***
Daha başarılı bir grubun içinde olursunuz.

Örneğin, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki çok üst düzey bir yetkili maaşının yanı sıra ikinci bir üst düzey maaş alan kişinin, ikinci bir üst düzey maaş alan hanımı olup üniversitedeki işinin yanı sıra THY Yönetim Kurulu’ndan da maaş alacak bir yetenek “Bu suça ortak olmayacağız” diyenlerin arasından çıkmaz.

Siz de, THY Yönetim Kurulu Üyesi'yle aynı metne imza atmanın hazzını yaşarsınız.

***
Üniversite rektörü, üniversiteden atmak yerine, bildiriye imza attığınız için size teşekkür eder. Bu  teşekkürünü üniversitenin resmî internet sitesinden yayınlar. İstikbaliniz sağlama alınır. 
 

***
1071’li olmanın dayanılmaz hafifliği... Say say bitmez.

1071 fikri kimin aklına geldiyse, çok iyi. Yaratıcı. Ama 1128 ne? İnternetten baktım, bu tarihte bir tek Şebinkarahisar kalesinin Anadolu Selçukluları tarafından alınması var. Varsan baksan, “Bu suça ortak olmayacağız” diyen 1128 kişi bunun bile farkında değildir.

Ha, bir de Bizans İmparatoru II. Yoannis Komnenos, Tuna Nehri üzerindeki Haram yakınlarında Magyarları 1128’de yenmiş. Onun da fazla bir cazibesi yok.

***
Gerçi 1071’liler ufak bir yol kazası yaşadı.  En son 1066’ya düşmüştü sayıları.

Ama ona bakarsan “Barış akademisyenleri” de sayıyı tutturamamışlardı. Sayıları önce 1128’di. Bir hafta geçmeden onlarınki de değişti. 2212 oldular. Hiç cazip bir sayı değil. Bilim kurgu gibi, uyduruk duruyor.

Biraz akıllı olsalar 295 kişiye “Sizin imzanızı yedekte tutuyoruz, gerekirse kullanacağız” diye sayıyı 1917’ye ayarlayabilirlerdi. Düşünemediler tabii.

Birkaç yeni akademisyen çıkıp, “Biz boşluğu doldururuz, yeter ki 1071 zeval görmesin” demedi ya… İmza eklemedi ya...İşte bu kahredici.

***
Bu işler planlanırken, fazladan 15 ila 20 yedek imza bulundurmak isabetli olur. Bu tür durumlarda, sayıyı tamamlamak veya azaltmak için kullanılır.

Yoksa Selahattin Demirtaş’a bile malzeme vermiş oluruz. Tutuklu haliyle, içeriden dalga geçer. 

***
(1) Cezası kesinleşen ilk akademisyen olan Prof. Dr. Füsun Hapishaneye girdiği ilk gece yerde yatmak zorunda kalmıştır.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.