Ara 07 2017

Akademisyenler: İmzamızın arkasındayız, suç değil!

“Bu suça ortak olmayacağız” diyerek Barış Bildirisi’ne imza atan 1128 akademisyenin 148’ine “örgüt propagandası” yaptıkları iddiası ile açılan davalar kapsamında yargılamalar başladı.

İlk olarak 5 Aralık’ta Galatasaray ve İstanbul üniversitelerinden 10, 7 Aralık’ta da İstanbul Üniversitesi’nden 23, Galatasaray Üniversitesi’nden 13 olmak üzere barış bildirisi imzacısı 36 akademisyenin yargılanması ile toplam 46 akademisyen hakim karşısına çıkmış oldu.

Yargılamaların büyük bir çoğunluğu İstanbul, 32, 33, 34 ve 35 Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yapılırken, hem İstanbul Adliye önündeki dayanışma açıklamaları hem de mahkemelerde savunma yapan akademisyenlerin savunmaları, “Barış bildirisi bumerang etkisi yaptı döndü dolaştı iktidarı çarptı” değerlendirilmesine neden oluyor.

Barış Bildirisi’ne imza atan akademisyenler, bildiride muhatabın devlet olduğunu ve üye oldukları devletten barış talep etmenin suç olmadığına dikkat çekerken, çatışmalı dönemde Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşananların tartışılmasına da olanak sağlıyor.

İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savunma yapan avukat Arın Gül Yeniaras, müvekkillerinin, Türkiye’yi karalama gibi bir dertleri olmadığını, aksine AİHM tarafından verilen kararların uygulanmamasının Türkiye’yi karaladığına dikkat çekiyor.

Yine Yeniaras’ın mahkemede çatışmaları dönemlerdeki insan hak ihlallerine dair raporları ayrıntıları olarak anlatması da, sürecin yeniden gündeme gelmesine de neden oldu.

Akademisyenlerin neredeyse tamamı hukuka göre bir suç işlemedikleri konusuna vurgu yaparken savunmaların tamamında, “Pişman değiliz, imzamızın arkasındayız” mesajı verildi.

Akademisyenlerin yargılandığı davada ilk maraton bugün sona ererken, 5 AralıK’ta yargılananların ikinci duruşmaları ağırlıklı olarak 12 Nisan’a, bugün yargılananlarınki ise Şubat ve  Aralık sonuna ertelendi.Peki tüm gün hakim karşısında olan akademisyenler yaşananlara ne diyor? Bundan sonraki süreçte neler yapacaklar?
 

Barış Akademisyenleri

İlk olarak Hukuk profesörlerinden İzzetin Önder, Ahval’a yaptığı değerlendirmesinde, davanın adının barış akademisyenleri davası olmasına dikkat çekerek, “Bu da demektir akademisyenlerin ilk istediği şey bu ülkede barış olması. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından imzalar meşru olduğu halde imzalar meşru değil gibi gösteriliyor” vurgusu yapıyor.

Barış Bildirisi’ne atılan imzaların meşru olarak gösterilmek istenmemesini de “siyasi sürece” bağlayan Önder, “Bu dava sadece politik demek değil.  Bu aynı zamanda aynı zamanda hukuk karşısında siyaset davasıdır. Çünkü imzalar hukuki olarak suç değildir ve siyasetin değil hukukun üstün geleceğini düşünüyorum” diye konuşuyor.

Barış Akademisyenleri

Marmara Üniversitesi’nde çalışırken işine son verilen akademisyen prof. dr. Nihal Saban da yıllar sonra ilk kez bu davalar için cübbe giydiğini söylüyor. Davaların politik davalar olduğunu düşünen Saban, dünyanın hiçbiryerinde bu şekildeki imzaların suç olarak kabul edilemeyeceğini Türkiye’de de durumun böyle olduğuna vurgu yapıyor.

Yaşananlar, Saban’ı umutsuz değil daha da güçlü kılmış. “Barıştan korkulmaz” diyen Saban, imzasının arkasında olduğunu ve Mart’ta görülecek kendi duruşmasında da bunu tekrarlayacağını söylüyor.

Barış Akademisyenleri

HDP Milletvekili Garo Paylan da, 15 Temmuz’dan sonra iyice denetimsiz hale gelen bir durum yaşandığına dikkat çekerek, iktidarı denetleyen güçlerin parlamento, medya ve yargı olduğunu ancak şuan 3’ünün de hükümsüz olduğunu, baskı altında olduğunu söylüyor.
“Bu yönü ile akademi aslında üzerlerine düşeni yaptıkları için burada yargılanıyorlar” diyen Garo, yargının tamamen iktidarın etkisi olduğuna vurgu yapıyor.
Akademinin bu yol yol değildir diyerek görevini yaptığını söyleyen Paylan, “Akademinin binlerce üyesi dediki biz savaş istemiyoruz, imza attılar. Söyledikleri önemliydi ve tarihi bir işe imza attılar.devlet bunu duymak istemedi. Devlet suç işlemek istedi. Savaş isteyenlerin yargılanması gerekirken barış isteyenler yargılanıyor. Biz barış isteyenlerin yanındayız. Esas olan budur” diyor.

Barış Akademisyenleri

CHP Milletvekili Mahmut Tanal da hukuki olarak yargılamayı değerlendirdi. Bu davada suçun konusu ve isnit edilen suçun aynı olduğuna dikkat çekerek, isimler ve deliller aynısı olduğunu söylüyor.

Bu iddianamelerin hepsi aynı formattan tornadan çıkmış diyen Tanal, ‘‘iddianame baştan aşağı eksik ve yanlış. KHK’larda iddianamenin özeti okunur denildiği halde, burada özetleri okunmadı bile. Bu da OHAL döneminin bile hukuksuzluğun çok yüksek noktaya geldiğini görüyoruz. OHAL’in KHK’sı bile uygulanmıyor” dedi.

Akademisyenlerin tek tek yargılanmasına değinen Tanal, buradaki amacın Türkiye’nin akademisyenleri yargılıyor resmi vermek istenmemesi olduğunu söyledi.

“Toplu resim verilmesin diye tek tek yargılıyorlar” diyen Tanal, bildirinin şiddet içermediğini ve tamamen barış endeksli olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de uygun olduğunu vurguluyor. Akademisyenleri yalnızlaştırmak ve adaletsizliği gözden kaçırmak istendiğine dikakt çeken Tanal, durumun 12 Eylül’deki süreçten bile çok daha kötü durumda olduğuna vurgu yaptı.

Yargının ayrı ayrı yargılamalar ile iktidarın kurtarıcısı olduğunu belirterek, “Bu yargılamalarda yargı iktidarı korumayı tercih etmiştir. Bu konuda yargı iktidara seçim malzemesi vermek istemiştir. Umarız bu yanlışlarından biran önce dönerler” diye konuşuyor.

Barış Akademisyenleri
Akademisyenler davasında ikinci grubun ilk yargılamalarındaki takvimde şu şekilde:
14 Aralık 2017 – İstanbul Üniversitesi'nden 1 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.
19 Aralık 2017 – Yıldız Teknik Üniversitesi'nden 1, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden 1 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.
21 Aralık 2017 – Marmara Üniversitesi'nden 5, Yıldız Teknik Üniversitesi'nden 2 akademisyenin davası İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.
21 Aralık 2017 – Galatasaray Üniversitesi'nden 1, İstanbul Üniversitesi'nden 5 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.
26 Aralık 2017 – Boğaziçi Üniversitesi'nden 1, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden 1, Yeni Yüzyıl Üniversitesi'nden 1, Nişantaşı Üniversitesi'nden 1 akademisyenin davası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.
26 Aralık 2017 – İstanbul Üniversitesi'nden 3 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.