Davutoğlu, Barış Akademisyenleri hakkında dün ne demişti, bugün ne diyor?

AKP’li eski ve yeni siyasetçilerin hafızasızlıkla hemhal sorumsuzluk, pişkinlik, yüz kızarmazlık gibi genel bir yöntemleri var. Sanki 18 yıldır ülkeyi kendileri yönetmemiş, sanki sorunların müsebbibi kendileri değilmiş, sanki sütten çıkmış ak kaşık hepsi. Sorumluluk kendilerine değil, başkalarına ait. 

Bu yöntem AKP’ye uzun süre iktidarda kalma konusunda yardımcı oldu. Ah şu CHP yok mu türünden açıklamalardan tutun Gülen cemaatine, TSK’ye, dış güçlere, “büyük resme” sorumluluk yükleyerek adeta kendilerini temize çekme konusunda oldukça hünerli davrandılar. 

Geçtiğimiz günlerde bir açıklama yapan görevdeki AKP’li Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, “Kürtçeye nasıl bilinmeyen dil dersiniz” diyerek mahkemedeki uygulamalara karşı bir çıkış yaptı. Sanki Adalet Bakanı kendisi değil, sanırsınız CHP veya HDP’den biri. Sanki kendisi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi değil. Aynı bakan Gül, ‘FETÖ’ ile mücadele konusunda da yapılan yanlışlara tepki gösterip, bu yapıyla mücadelenin ciddiyetle yapılması için sıradan vatandaş ile darbeye karışmış olanlar arasında ayrım yapılması gerektiğini söyledi. Bizler o ayrımı zaten yapıyoruz da sayın Bakan, siz ve üyesi olduğunuz iktidar herhangi bir ayrım yapmadan insanlara yıllardır kan kusturuyorsunuz. 

AKP’den istifa ederek ayrılan İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Bakan Gül’ün yapmış olduğu bu eleştirilere sosyal medya hesabından destek verdi. “Sn. Bakanımız çok haklı. Maalesef FETÖ’nün gizli ajandası ile alakası olmayan yüzbinlerin hayatı mahvedildi. Kinle hareket edilip hukuk rafa kaldırıldı. Somut ispat olmadan yakıştırma ve genelleme ile insanlar yargısız infaz edildi, sosyal ölüme mahkum edildidiler. Hukuka dönülmeli”. 

Yeneroğlu belli ki şu sıralar edilgen cümle kurma konusunda Türkçe alıştırmalar yapıyor. “Edildi, yapıldı, kaldırıldı…” Yeneroğlu, öznesi kim bu fiillerin? Elbette sizin de yıllardır üyesi olduğunuz, milletvekilliği yaptığınız AKP. Yani başkası değil. “yaptık, ettik, özür dileriz” diyeceğiniz bir dönem de gelecek elbet.

Çiçeği burnunda parti başkanı Ahmet Davutoğlu, “konuşursam kimse insan içine çıkamaz” çıkışından bu yana ilk kez bir şeyler mırıldamaya başladı. T24’ten Murat Sabuncu’nun, Davutoğlu ile yaptığı görüşmeyi kaleme aldığı yazısında, Davutoğlu’nun barış akademisyenleri konusunda Erdoğan’la yaşadığı tartışma ve ayrışmayı okuduk. Bence bunlar konuşma değil, henüz mırıldanmalar ve küçük işaret fişekleri.

Herhangi bir sorumluluğu, suçu ve günahı olmayan (!) eski AKP’li, Toledocu Davutoğlu, akademisyenlerin barış bildirisini dili ve üslubu konusunda eleştirse de, bunun düşünce özgürlüğü kapsamında olduğunu savunduğu için Erdoğan tarafından azarlanıp “teröristleri savunuyorsun” ithamına maruz kalmış. Gördünüz mü top yine taçta. Bir tek AKP’li yok ki, yaptıklarından pişman olsun, biz sorumluyuz özür dileriz desin, yüzü kızarsın ve pişmanlık duysun.

Hakkını yemeyelim, Barış Bildirisi’nin yayınlandığı dönemlerde bizim de kulağımıza Davutoğlu’nun tutumu hakkında bilgiler geliyordu. İmzacı akademisyenlerin olduğu bazı üniversiteleri saygınlıkları nedeniyle “koruma” eğiliminde olduğunu duyuyorduk. Belki bunda parmağı olabilir, ama başbakan sıfatıyla, ülke yönetiminin en tepesindeki tek sorumlu sıfatıyla “düşünce özgürlüğü” kapsamında kamusal ne bir açıklama duyduk, ne doğrudan destek gördük ne de Davutoğlu akademisyenlerin yaşadığı onca lince, işten atılmaya, soruşturmaya, gözaltılara karşı bir tutum gösterdi. 

Bildirinin yayınlanmasından 3 gün sonra yani 14 Ocak 2016’da TÜBİTAK Ar-Ge Reform Paketi tanıtım toplantısında konuşan Davutoğlu’nun, barış bildirisiyle ilgili söyledikleri hafızalarımızda hala taze: “Bildiriye yansıyan provakatif dil, fikir özgürlüğü olarak değerlendirilemez. Bildiriye imza atanlar bir kez daha kendilerini muhasebeye çekmeliler… Zira ben bu bildiriyi tek tek harfine, virgülüne kadar okudum. Kafamı iki elimin arasına alarak bu bildiriye imza atan, bir kısmını da şahsen tanıdığım akademisyenlerin psikolojilerini anlamaya çalıştım. Büyük hüzüntü hicap duydum.”  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/463646/davutoglundan-bildiri-aciklamasi.html .

Hadi Davutoğlu’na bir şans verelim ve Erdoğan’la olan diyaloğunda tam tersini söylediklerini varsayalım. Bu durumda Davutoğlu’nun şu soruya bir cevap vermesi gerekir. Muhalefet parti liderleri, örneğin o dönem Selahattin Demirtaş ve Kemal Kılıçdaroğlu, bildirinin düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu parti grup konuşmalarında açıkça ifade ederken, AKP’nin başbakanı olarak, en tepedeki isim olarak neden herhangi kamusal bir alanda bu görüşünüzü açıklamak yerine Erdoğan’la özel görüşmenizde bildirinin düşünce özgürlüğü olduğunu söylediniz? Bunun kime ne faydası oldu? Muhalefet açıkça konuşma cesareti gösterirken siz neden sustunuz, neden korktunuz  ve tam tersi şeyleri savundunuz?

Suçsuz bulunduğu dosyadan yeniden dava açılıp yargılaması yapılan Selahattin Demirtaş da Davutoğlu’nun bu meseledeki tutumuna ilişkin samimiyetsizliğini Ankara’da görülen duruşmalarında konu etti: “Peki akademisyenler işten atılırken, tutuklanırken, yargılanırken başbakan olarak susman senin ayıbın. Bak ben susmadım, susmayacağım.”

Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden birinin başbakanlığını yapan Davutoğlu, bu döneme dair sorumluluk ve iştirakinden sıradan bir AKP’linin yaptığı “gücüm yetmedi”, “ben başka düşünüyordum” gibi adımlarla kolay kolay sıyrılacağını sanıyorsa bence yanılıyor. Bir gün demokrasi, hukuk, adalet Türkiye’de yeniden işlerlik kazandığında, kimse yargılanmaktan malesef kurtulamayacak. Buna Davutoğlu da dahil.

Fakat suça karışmış olan herkes belki şu teselliyle kendini avutabilir. Türkiye’de devletin işlediği suçlar hiçbir zaman bir ya da bir kaç kişinin sorumluluğunda değil. Bu suçlar her zaman kollektif olur. Arkasında bakanları, başbakanı, Cumhurbaşkanı’ndan tutun en alt düzeydeki yargı ve askeri mensubuna ve basın organlarına kadar her kademeden yetkililer olur. Ya bu suçların doğrudan faili, ortağı ya da destekçisi rolünü oynar. Siz belki unutabilirsiniz, fakat bir barış akademisyeni olarak yaptıklarınızın, söylediklerinizin, kolektif suçlarınızın unutulmasına müsaade etmeyeceğiz.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.