Gözlerini, aklını, kalbini kapatmayanlardan biri: Tuna Altınel

Barış Akademisyeni, Lyon-1 Üniversitesi Matematik Bölümünden Doç. Dr. Tuna Altınel, Fransa'da gerçekleşmiş bir konferans gerekçe gösterilerek 11 Mayıs günü Balıkesir'de tutuklandı. “Örgüt propagandası” yapmak ile suçlanıyor. Bugün size tanıdığım en insan ve yaşam dostu, barışçıl adamlardan biri olan sevgili arkadaşım Tuna Altınel’i kendi mektupları, kendi sözleri ile anlatmak istiyorum.

Tuna ile ilk tanışmam twitter üzerinden tam da 2015 yazında savaşın yeniden hortladığı aylara rastlıyor. Sonrası yoğun mektuplaşmalar.

Ağustos 2015’te Tuna’dan ilk mektubumu almışım. Kısaca mektupta kendini tanıtıyor, yazılarımı okuduğunu ve Türkiye’nin batısındaki suskunluğu kabul etmediğini,  Bölgeye gelmek istediğini yazıyor. Mektubun sonunda şöyle yazıyor:

“Sıradan bir vatandaş olarak yazıyorum bu mektubu size.  Sıradan vatandaşların dönüşümü, tepkileri, tavırları coğrafyamızı daha yaşanabilir, hoşgörülü bir ortam yapacaktır, diye düşünüyorum. Hele hele, zor da olsa güçlenmeye başlayan halklar arası bağların yeniden parçalandığı şu günlerde.”

Böyle başladı Tuna Altınel ile dostluğumuz. Tuna dediğini yaptı, hiç sessiz kalmadı. Diyarbakır’dan Nusaybin’e, Bölgenin çeşitli illerine kent yıkımları zamanında geldi, hepimizle dayanıştı, kardeş aile projesinin bir ucundan tuttu. Bir mektubunda yine şöyle yazmıştı: “Bu yapılanların karşısında herhalde bize de gözlerimizi, aklımızı, kalbimizi kapatmamak kalıyor.”

Ben ona Sur’un mahallerini anlatırdım, sonra bir bakardım Tuna anlattığım mahallerin izini sürmüş, o mahallelerden, Arbedaş çeşmesinden, Xançepek’ten yazıyor bana. Ben ona Nusaybin’i anlatırdım, sonra Tuna’dan bir mektup alırdım, bir bakardım bana Nusaybin’i anlatıyor: “Senin gittiğin noktaya gittim twitter arkadaşım, tellerin önünde bekledim, senin gözlerinle görmeye çalıştım yıkımı, Nusaybin’i…”

“Ödevimi yapmaya çalıştım” derdi hep. Tuna bir Türk olarak ödevini yapmaya çalıştı hep, kendi deyimiyle  “barış için, birlikte yaşayabilmek için, farklı olsak bile…”.

2017 Eylül’ünde, artık sıcak çatışmalar bitmiş, kentler yıkılmış, Tuna bu sefer yıkıntılar arasından yazıyordu bana. İlk defa onu umutsuz görmüştüm. “Yıkıntılar arasında kaldık” demişti mektubunda.  “Barışamadık, yıkıldık…” Seyahati sırasında Tuna’dan her gün mektuplar alıyordum; Sur’dan, Cizre’den, Nusaybin’den, Şemdinli’den, Yüksekova’dan yazıyordu. “Artık suya yazmıyoruz, beton bloklara yazıyoruz.”

Sokağa çıkma yasakları ile birlikte üst üste davalar ve soruşturmalarla uğraştığım dönem Tuna uzakta da olsa, hep yanımdaydı. Özgür Gündem Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği ile ilgili açılan ilk soruşturmamda, Çağlayan’a girmeden önce sabah aldığım ilk mesaj Tuna’dandı yine. Yanımda olduğunu söylüyordu. 10 ay hapis cezası aldığım Cizre Davasında yine ilk mektup Tuna’dandı: “Dostum Nurcan bunu bekliyordu büyük olasılıkla dedim kendi kendime. Buna rağmen yazıyor, eyliyor. Atını başka diyarlara sürmeyen güzel insanlar arasında kalmaya devam ediyor. Dilerim hep böyle olur. Ve her türlü güçlüğe rağmen Sur yıldızlara bakmaya devam eder.”

Tuna inandığı yolda devam etti. Çağlayan adliyesi yollarını bu sefer kendi arşınlıyordu:

“Sen bir zamanlar yazmıştın, bu kötü dönemin bir iyi yanı varsa o da kendime geniş bir aile edinmiş olmam, diye. Aynı şey benim için de doğru ve sen de bu ailede özel bir yere sahipsin. Bugün de Çağlayan koridorlarında kulaklarını çınlattık. Bu sefer orada olmamın nedeni dava izlemek değil kendi savunmamı vermekti.”

Savunmasını okuduğumda Tuna ile bir kez daha gurur duymuştum. Oldukça cesur savunmasının bir bölümünde şöyle diyor:

“25 Temmuz 2015'te tetiğe basıldı. Savaş, görülmemiş bir hızla başladı. Bu korkunç dönemin başında tepkim hep “hayır, artık doksanlara dönmeyeceğiz” iken, giderek sözlerin yetmediğini düşündüm ve savaşın olduğu topraklara gitmeye, insanları dinlemeye karar verdim. Eylül 2015'ten itibaren, bazılarının adı imzaladığım Barış Bildirisi'nde de geçen illere çeşitli defalar gittim. Savaş hazırlıklarını gördüm, savaşın sesini dinledim, yıkım ve zorunlu göç mağdurlarına yardım etmek için çuval çuval erzak taşıdım, evlerini, yakınlarını yitirenlerle konuştum. Bunların hepsini bireysel bir girişim olarak yaptım ve ilkem şu oldu: “Her Türk vatandaşı benim yaptığımı yaparsa barışa biraz daha yaklaşırız.” Bu çabalarımın izlerini Sur'da, Nusaybin'de, Cizre'de, Hakkâri’de, Yüksekova'da kaldığım otellerde bulabilirsiniz. Savcı Bey, belki aleyhime delil olarak kullanır.”

Belli ki savcılar tüm bunları Tuna’nın aleyhine delil olarak kullandı. Tutuklandıktan 2 gün sonra Tuna’dan haber alabildim. Koğuşta Fransızca dersleri vermeye başlamıştı ve elbette bana ufak bir notu vardı: “Twitter arkadaşın aynı yolda devam ediyor. Her zaman, her yerde”.

Ah Tuna! İnsanın insanı yediği bu dönemde sana ne kadar teşekkür etsem az. “İnsan”a olan inancımı hala diri tutanlardan birisin. Teşekkür ederim twitter arkadaşım!

Tuna, gözlerini, aklını, kalbini hiç kapatmadı; bu topraklar için, barış için ödevini yaptı, şimdi yine dimdik, içeride…

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.