Ara 22 2017

'Tetikçiler alkışlanıyor; barış isteyenler yargılanıyor'

Bu sıralar mahkemelerin önü akademisyenleri desteklemek için toplanmış kalabalıklarla dolu. ‘Çözüm süreci’ sona erdiğinde Türkiye’de patlak veren kaos’a dur demek isteyen bu akademisyenler bir barış çağrısını imzaladı; bu çağrı Türkiye'de 2015-16'da Türkiye-PKK çatışmasının bir parçası olarak gerçekleşen çatışma ve operasyonlar sırasındaki sokağa çıkma yasaklarının ve şiddetin sona ermesi için imzalanmıştı. Devletten çok büyük tepki gören bu çağrı sonrası akademisyenler önce KHK mağduru olup işlerinden ihraç edildi, sonra yurt dışı yasağı kondu ve aylar sonra da haklarında ‘’terör örgütü propagandası’’ suçlamasıyla davalar açıldı.

Bir grup barışa çağrı yaptığı için yargılanıyor, öte yandan medya üzerinden nefret suçu işleyenler -- alenen insanları hedef olarak gösterip cinayete azmettirenler -- takdir topluyor. Ömer Faruk Gergerlioğlu Artı Gerçek’te kaleme aldığı ‘’Barış çağrısı yargılanırken, cinayete azmettirme baş tacı..!’’ başlıklı yazıda herkesin çözüm sürecini alkışladığı dönemden çözüm isteyenlerin PKK’li yaftası yediği sürece geçişi inceliyor.

Cem Küçük’ü örnek veren Gergerlioğlu çıktığı her TV programında normal bir hukuk devletinde hakkında soruşturma başlatacak sözler sarf eden bu ‘gazetecinin’, "Yurt dışında ki gazetecilerin adresleri dahil bütün bilgileri biliniyor. MİT suikast için neyi bekliyor!" ifadelerini hatırlatıyor. Öte yandan HDP milletvekili Garo Paylan’ın birkaç gün önce "Avrupa'ya gönderilen 3 kişilik bir infaz timi, çok sayıda akademisyen, gazeteci ve kanaat önderine suikast yapacak." iddiasına sadece Almanya’nın sessiz kalmaması düşündürüyor.

Çözüm sürecinin sonra erdiği şu 2.5 yıl içinde daha huzursuz ve güvensiz bir ülke olduk. Hukukun üstünlüğünün kalmadığı, demokrasinin rafa kaldırıldığı, çatışmaların bitmediği bir ortamdayız. Uluslararası endeksler ise bunu doğrular nitelikte; onlar da demokratik açıdan sürekli dibe düşen bir Türkiye gerçeğini gösteriyor.

Böyle bir ortamda başlayan barış imzacısı akademisyenlerin davaları -- yani  "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisine imza attıkları için haklarında 23 ay sonra dava açılan barış akademisyenlerinin duruşmaları -- İstanbul 33. ve 36. Ağır Ceza mahkemelerinde devam ediyor. Yargılanması gerekenlerin doğru seçildiğine dair bir işaret olmadığını söyleyen Gergerlioğlu sözlerine şöyle devam ediyor;

‘’Tetikçilik, küfür, hakaret, cinayete azmettiren ortalıkta dolaşıyor, tek derdi bu toprakların selameti ve çözüm olanlar yargılanıyor. Bu nasıl bir tezat? Maalesef bunları artık garip karşılayamıyoruz, çünkü burası Türkiye…’’

Gergerlioğlu’na göre barış bildirisi elbette çeşitli açılardan eleştirebilir ama bu bildiri, bir talepken Cem Küçük gibi cinayete azmettiren biri hakkında bir işlem yapmayanlar ‘’barışın 'b'sinden’’ rahatsız olması akıl almaz bir durum.

Dün barış imzacılar arasında olan ve davası görülen ünlü hukukçu İbrahim Kaboğlu  ileride AİHM'in Türkiye'yi ağır tazminat cezalarına çarptırmasından evvel yerel mahkemenin evrensel usule riayet etmesi gerektiğini hatırlattı.

Bir yandan mahkemelerde ünlü hukukçular evrensel hukuk hatırlatmaları yapıyor, diğer yandan mafya babaları kan akıtacağını söylüyor, ‘gazeteciler’ cinayet azmettiriyor. Böyle bir ülkede normalleşmeden bahset mümkün mü?

Türkiye’nin Aralık 2017 manzarası 2018 için hayra alamet değil. Gergeroğlu da artan OHAL keyfiliğinin yakında bitmeyecek olmasının Türkiye için vahim bir durum olduğunu tekrarlıyor.